Ana sayfa » Yüzler ve Aynalar-Ali Mercimek

Yüzler ve Aynalar-Ali Mercimek

Ali Mercimek sinegazete için Antalya Film Festivalini tahlil etti… 

53. Uluslararası Antalya Film Festivali ardında çok yüzlü şekiller bırakarak sona erdi. Ulusal kategoride yarışan ‘Siyah Karga’ filmindeki kişilik bölünmesini anlatmaya çalışan dar oda duvarlarında oynatılan kırık ayna ve albüm metaforlarının reel yaşamda vücut bulmasıydı tüm yaşananlar.

Kimlik ve kişilik parçalanımlarının virtüel yansımasını daha detaylı tahlillemeyi ilerdeki satırlara bırakarak, festivalin her kesimden yoğun ilgi görmesi dikkat çekiciydi. Geniş halk kitlelerinin günlük siyasi sosyal çekişmelerin dışında kültür ve sanata sunulandan çok daha fazlasına ihtiyacı olduğu anlaşılıyordu. Genç yaşlı binlerce insanın sadece filmleri değil, festival yönetimi tarafından oldukça renkli ve çoğulcu bir şekilde hazırlanan, farklı mekânlara dağıtılmış diğer tür etkinler de oldukça faydalı bir algıya hitap ediyordu. Söyleşiler, sunumlar, açık hava sineması, sergiler, pop konserleri, okumalar, seminerler, daha ilerisi uluslararası arenaya uzanan forum ve türdeş market buluşmaları, oldukça verimliydi.

‘Çatlak ayna yansımalarının siyasi şekillenmelerine görünen haliyle bu derece gerek var mıydı’? sorusuyla ise devlet büyüklerinin her tarafa asılmış boy boy resimlerinin özellikle beynelmilel camiada yadırgama olmasa da, pek benimsenememiş olabileceği varsayımını, genel siyasetin yönlendirici, takip edici ve bilvesile müdahaleci vasıflarından arınmış gerçekçi sanatın özlemine atıfta bulunularak, sık sık hatırlatma gereği duyuluyordu.

Tüm festivallerde az buz yaşandığı üzere sevimli kaotik görünümler içinden seleksiyon özgürlüğünün her bireyin kendi dirayetinde olduğunu vurguladıktan sonra, gece partilerinin algı bütünlüğünü koruyucu gücüne sığınarak Antalya’nın ulusalları:

Gündüz vakti saat 12’deki ilk film ‘ORHAN PAMUK’A SÖYLEMEYİN KARS’TA ÇEKTİĞİM FİLMDE KAR ROMANI DA VAR’ yapıtının program uzunluğundaki adında iki pasif, bir aktif, ikisi açık biri gizli üç özne bulunduğundan filme girerken akla acaba oldukça kaliteli entelektüel bir ‘hesaplaşma’ ile mi karşılayacağız sorusu geliyor ve kurcalıyor. Usta oyuncu Rıza Sönmez’in kamera arkasındaki ilk deneyimi,  gerçekten de kurgusu ve çok boyutlu resimlemeleriyle Türk sinemasında nadir çalışılan belgesel-filmsel bir deneme. Özgüyle söz edilmesi gereken bir sahnesinde dört boyutlu anlatım üzerinden reel gerçekçi müdahale dışı tekli varlanım boyutundan, dördüncü düzlemdeki aktarılan gerçeklik boyutuna geçiş dâhiyane; Orhan Pamuk’un Kar romanındaki kahramanları fotoğraflayarak algılanmalarını daha net hale getirmeye çalışan berberin yeni bir kahraman arayışı esnasında sokak, kahvehane, televizyon ve bunları kayda geçen tarafıyla boyutlamalar mevcut…

İlk reel düzlemin sokaktaki buluşma olarak varsayılması durumunda, bu buluşmanın kahvede oturanlar tarafından okunması, anlatılan gerçeklik boyutunda ikinci düzleme denk düşüyor, kahvedeki açık televizyonun aynı konuyu işlemesinden ötürü aktarılan gerçeklik sıfatıyla üçüncü, birinci düzlemdeki şahısların kimliklerini koruyarak televizyon çekimlerini yapanların karşısında oturuyor olarak izlemeye geçiş ise son boyutumuz oluyor varlık buluyor.

Aynı şekilde filmin Kars yöresi müzisyenlerini canlandıran daim kahramanlarının, hazzetmedikleri alternatifleriyle yer değiştirme arzu ve çabalarının da, tüm film boyunca süren müzik mono-tonluğunun ignore edilmesi şartıyla, boyut geçişleri üzerinden anlatılması film sanatının zorlanması babında oldukça ifadeli duruyor.

Entelektüel hesaplaşma ön verisi ise bir karşı duruş veya bir itiraz haliyle değil, verili olanı genişletme, tamlama, kayıp olabilecekleri tanımlama, daha ötesi aykırı anlamaları göreceleştirme uğraşısı olarak addetme sıfatına dönüşüyor.

Babamın Kanatları

Koruyuculuk imgesinin birden fazla yarışma filminde irdelenmiş olmasına geçmeden önce, gerçek yaşamda sanatsal üretimin korunması gerekliliğini, yukarıda yönlendirici müdahaleden uzak durması temennisinde bulunulan siyasi iradenin ilgili kurumlar aracılığıyla  biraz olsun ciddiye alındığının jenerik altlarında okunduğu kadarıyla tanık olunuyor; genel kanının tersi izleniminde adresi belli yer yer oldukça sert eleştirilerin, inşaat felaketlerinin çarpık siyasi zihniyete dayandırıldığı, resmi dil dışında farklı anlatım araçlarının bulunduğu vurgulamalarının yapıldığı, beşeriyetin cinsellik alaşımının eğitici sıfatından atlayarak hedonist sınırlarda gezindiği filmlerin ilgili kurumlar tarafından destek, hatta teşvik görmüş olması ve de özellikle festival açılış faslında muhalif seslerden övgüyle bahsedilmesinin ezber niyetine sahnelenmiş olmaması temennisiyle biat kültürünün, güzergah tercihi yolcusuna  bırakılmak koşuluyla, kavşaklanmalarına  itiraz edilemeyeceği anlaşılıyor.

Diğer yandan koruma güdüsünün sanatsal anlamda had safhaya ulaştığı ‘Babamın Kanatlarında çaresizliğin mümkinât  veremeyeceği ifadelerini oynayan Menderes Samancılar büyük ödülünün en tutarlı sonuç olduğuna da itiraz verilemiyor.

Yarışma filmlerinin, farklı yaklaşımlarla da olsa ortak içerik bulundurduklarını, belki de aktüel mesele olduklarından dolayı sosyal gerçeklik kaygılarıyla felaket süzgecine aktardıklarına Babamın Kanatlarından ‘Rüya’ya paralel geçişler yaparken tanıklık ediliyor.

İnşaat sektöründeki işçi ölümleri, dere yataklarında çöken binaların altında kalmaktan kurtulan yüksek sermaye ve ile de yozlaşmış (korrupt) bürokratlar. Diğer tarafta çekenin meşrebi ruhaniyetine göre hal olan eskilere vahiyle yarı kurtarılmış insanlık vaat ediliyor.

‘Babamın Kanatlarında gözlemlenen, hikâye, anlatım, müzik ve mekân tutarlılığının aşkın halini, belki de ‘Rüya’ olduğundan, görememeyi, ifade edilmek istenen paralel evrenlerin, kronolojik dizilimli anlatım payesine yenik düşmüş olmasından ziyade teknik imkânlar yoksunluğuna bağlanması hoşgörü kaldırıyor.

Siyah Karga

Türkiye sinemasında belki ilk defa rastlanan beş dilli bir yapıtın tahlil sınamasını Farsça başlanan evine sürüsüne bereketine dönmek isteğindeki yavru karga hikâyesinin duru anlatımıyla harmanlamaya geçerken, çoktan Fransızca düşünmeye başlamış olan Sara’nın film boyunca hüzünlü halinin İngilizce ’den Türkçe ve Kürtçe ‘ye tercüme etme uğraşısıyla neşredildiğine dağlar, ovalar, sarp kayalar mağara içleri ateşli silahlar ve en sahici yanıyla katırlar şahitliğinde yalpalanmıyor. Fransız sokaklarından, yüksek İran mezarlığındaki hasretine dayanılamayan baba niyazına kadar olan uzun yolculukta makyajı hiç bozulmamış olsa da, her girdiği yeni bir mekânda kimlik sorgulaması yapan Sara’ya âşık olunuyor. Doğup büyüdüğü evin az ışıklı duvarlarından kırık ayna hayalleriyle geçiş yaparken plan sekans çekimlerinin kişilik bölünmesine heval edip etmediğini düşündüren pürüzsüz Sara yüzlerinden mezar başı ağıtları yine Farsça dinleniyor;

Herkes bir gün yuvasına(kendine) dönecektir, öyle veya böyle.

Tereddüt

Filmler arası okumada benzerlikler olabileceği güncelin dayatımıydı; paralel dünyalar, başkasının kimliğine geçme, empati, aynı duyguları yaratırken başkalaşma, başkalaşırken yaşlanma ve biraz olgunlaşma, Rüya ve Tereddüt halleri. Cinselliğin yoğunlaştığı yerde kıskançlık yeşermesi ortak mecburiyetler olarak duruyor. Kariyer sahibi kadınların özgürleşme ötesinde koruma görevini ödev almalarının fayda muhasebesini başkalarına bırakma paradoksu ilelebet muhafaza ediliyor ve ‘Tereddüt’ olduğundan Ulusalın değil, Ara’sının büyük ödülüne layık görülüyor.

Genç Pehlivanlar

Yönetmenin ifadesiyle sade bir gençlik filmiydi, belgesel. O nedenle pehlivan görmek isteyenler hayal kırıklığına uğrayabilir. Güreşçi geleceğini hepten nihilleyerek arkadaşının kulak uçlarıyla oynayan bir çocuğun saf dokunuşlarından, ebeveynlere duyulan dayanılmaz hasretin yer minderlerinde zafere dönüşme çabası, duvar yazısıyla Ali İsmail Korkmaz’ın önünde büyük hayaller kuran gençlerin özgün hikâyesi.

Nereden tutulduğu bilinmeyen kırık aynaların pürüzsüz yüzleri benzersiz çoğaltması dileğiyle…

Ali Mercimek

Not: Bu yazının tüm hakları sinegazeteye aittir. İzin almadan, kaynak gösterilmeden kopyalanması telif hakları yasasına aykırıdır. 

Ali Mercimek Merzifon’da doğdu. İstanbul ve Münster Üniversitelerinde iletişim ve felsefe okudu. Sırasıyla Sabah, Milliyet ve Hürriyet gazetelerinin yurtdışı yayınlarında çalıştı. Çeşitli film günlerinin organizasyonlarında yer aldı. Sinema üzerine yazıları yayımlandı.

Siz ne düşünüyorsunuz?

0 0

Bir yorum bırak

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Lütfen zorunlu alanları doldurunuz. * Yorumlar onaydan geçtikten sonra yayımlanacaktır. Küfür, hakaret ve spam içeren mail yazmayınız. Yapacağınız yorumlara lütfen dikkat ediniz.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Araç çubuğuna atla