Ana sayfa » Yolun Sonu Aslında Başlangıç Noktasına Geri Dönüştür

Yolun Sonu Aslında Başlangıç Noktasına Geri Dönüştür

GENEL DEĞERLENDİRME– Arzu Çevikalp

“Pan’ın Labirenti” (özellikle Realm) filminden bazı kesitler sunan Disney-ABC Televizyon grubuna bağlı Freeform kanalının yeni dizisi “Beyond”, izleyiciye mistik ve fantastik krallığın kapılarını açarak, gerçek dünya ile öteki dünya arasında sıkışıp kalan genç bir çocuğun bilimsel olarak açıklanması zor olan maceralarını gözler önüne seriyor.

Bunu hayal ve gerçek arasındaki bir köprü olarak tanımlayabiliriz. 12 yıl boyunca komada kalan Luke uyanınca bambaşka birine dönüşür. Onun için hayaller mi gerçektir, yoksa gerçekler mi hayaldir? Ya da her şey hayal gücünden mi ibarettir? Şunu hepimiz çok iyi biliyoruz ki, insanlar komada öteki tarafı ziyarete giderler, bir ayakları hep o taraftadır ve o nedenle uyandıkları zaman hayatlarına yeniden adapte olmakta zorlanırlar tıpkı Luke gibi… Ölüp dirilmenin başka bir versiyonu olan komadan uyanma, bilincin yitirilmesi demek değildir. Komadayken vücut tepkisiz kalır fakat, bilinç kendine bir yaşam alanı inşa eder, o yaşam alanında birçok değişik olay meydana gelebilir, beyin bazen o olayları ötelese bile kişi hatırlamak isterse hatırlar. Aslında bu biraz da kişinin psikolojik durumuyla ilintilidir.

HER ŞEYİN BİR BEDELİ VARDIR

Tüm bunları fantastik hale getirdiğimizde ortaya şöyle bir tablo çıkar: komadan çıkan insanlar özeldir ve onlar öteki dünya ile gerçek dünya arasındaki bir kanaldır. Bu sebeple bazı adamlar Luke’un peşine düşüyorlar, olaylardan bihaber olan Luke ise hiçbir şey hatırlamıyor ve komanın sonuçlarına katlanıyor, ta ki öteki dünyadaki aşkınla yeniden bir araya gelişine değin… Luke’un bilinçaltında her şey kayıtlı olsa da bazı şeyler ters tepiyor; zira beyni aşırı tepki veriyor, bu aşırılık da Luke’un öfkesini kötüye kullanmasına sebep oluyor. Öfkesini istemeden kötüye kullanan Luke giderek yeşil kahraman Hulk’a dönüşmeye başlıyor. Acaba Luke o öfkesini öteki tarafta bastırmış olsaydı, durumu farklı mı olurdu? Bu sorunun cevabını seyirciye bırakan dizi, öteki tarafın karanlık ruhunu Luke’a transfer ederek, Luke’un hem kendi gölgesi ile savaşmasını hem de özüne dönmesi gerektiğine ışık yakıyor ve şuna dikkat çekiyor: “Luke ya olanı kabul et ya da olacaklara katlan!”

Dizide dikkat çeken bir bölümden bahsedecek olursak; komada kalan insanların bazı teknolojik icatlar sayesinde diğer insanlarla bilinçaltı tekniği ile iletişim kurduğunu hikâyeleştiren dizi, vücutları işlemini yitirse dahi, bilinçlerinin açık olduğunu, hala ölmediklerine ilişkin bir teori ortaya atıyor. Ufak bir not: yazının girizgahında kısaca anlatmıştık.

Buradan hareketle; koma esnasında Realm (tüm komaya girenlerin gittiği garip ve tuhaf bir yer) diye bir diyara giden Luke orada Willa isimli bir kız ile tanışıyor, ama Willa her nerede olursa olsun Luke’u takip ediyor. Luke’u takip eden biri daha var o da tıpkı Luke gibi komada kalmış. Hatta Luke’a takılıp ona “koma boy” lakabını takıyor. Realm Luke’ta maalesef ters etki yaratıyor. Bunu şu şekilde izah etmek gerek: öfke gücün ortaya çıkmasına neden oluyor, bir sürü soru işaretini beraberinde getiren öfke; bir nevi gücü tetikleyen/fişekleyen bir dinamit gibi…

Ne kadar öfkeliysen o kadar güçlüsün yargısını, diziye monte eden yönetmen, komaya giren herkeste farklı paranormal yetenekler olduğunu belirtiyor. Dizinin asıl ana fikri ölümden sonraki yaşamı “ölüm sadece bir başlangıçtır” diye tanımlayan hikâye örgüsü, “ruh ölümsüzdür” teorisini ortaya atarak, insanların dünyadaki fiziksel misyonlarını tamamladıktan sonra, yaşamlarımı ruh veya bilinç halinde sürdürecek oluşlarına dair vurgu yapıyor. Farklı bir boyutta düşünürsek; ölümden sonraki hayatta, ölmüş kişilerin dirileceği inanışı yer alır. Dizideki koma olayı da bu mantığa göre işler. Denilene göre; ruh bedenden ayrılarak “limbus” isimli bir yere gider. Dizide bu yer Realm olarak geçer. Diğer bir dayanak ise; rüyalardır, rüyaları gören kişiler rüyalarında o alemde yaşamış, ya da ölmüş kişileri görürler. Bedenleri ölmüş olsa da ruhları yaşamaktadır. Peki, dizideki komadan uyanma durumunu nasıl açıklarız? Ruh, bedenden ayrılarak öbür aleme astral yolculuk yapar ve ruh her ne olursa olsun bedene geri döner. İnsan öldüğü vakit ruhu bedenden ayrılır ve ruhu öbür alemde yaşamaya devam eder.

Yeniden uyanan kişiler veya hayata dönen kişiler, bazı ruhani varlıklarla karşılaştıklarını ve farklı bir deneyim yaşadıklarını anlatırlar yani kısaca “ölüm ötesi deneyimi” yaşarlar. Zaten dizide de hayata anlam verenin ölüm olduğundan söz ediliyor.

12 YIL NELERE KÂDİR… 

Yalnız tüm bu anlatılanlar ışığında kafamızı kurcalayan bazı sorular var: Luke neden 12 yıl komada kaldı? 12 yıl neyi ifade ediyor? Astral seyahate çıkan Luke’u ele geçirmek isteyen kimler? Sebebi nedir? Şöyle bir fikir yürütebiliriz: Spiritüel yolculuğun tamamlanması ve seçilmiş kişinin (Luke) Realm’i kontrol etmesi.

Her bir epizotta daha da ilginç hale gelen hikâye, seyirciyi içine çekerek merak duygusunu arttırıp hikâyeye bağlanmaları adına engebeli yollar döşüyor önlerine… Dizinin en ilginç tarafı ise şu: Arthur ve ortağının uykuda/komada olan kişiyle iletişime geçerek, onun kafasından geçenleri bize aktarıyor oluşu. Tabi tamamen öbür aleme gidip orada sıkıştıysa kafasından geçenleri okumak pek mümkün olmuyor.

Şimdi sırada diziyle alakalı olmayan mevzu… PTSD (travma sonrası stres) Luke’un durumunu travma sonrası stres ile ölçüştüren Willa burada büyük bir hata yapıyor, çünkü koma ve travma sonrası stres çok farklı sorunlar. Luke’un sorunu yaşamına konsantre olamaması ve komadan sonraki yeni Luke’u kabul edememesi… Belki kimliğini olduğu gibi kabul edip öfkesinden kurtulsaydı, gücünü pozitif şeyler için kullanacaktı. Bu kadar çok şeyi anlatan dizinin en büyük sorunu; ergenlik sorunlarına gereğinden fazla yer vermesi. Seyirciye güzel vakit geçirtip yer yer ironilerle eğlendirmesine diyecek laf yok, lakin bu haliyle teenage fantastik bilim-kurgu dizileri arasına giriyor. Halbuki güzel bir fark yaratabilirdi.

Genel itibariyle; spiritüalist ve dinsel inanışlara ara ara yer veren dizi, para normal olaylarla fantastik öğeler arasında bir denge tutturmakta başarıya ulaşıyor. Diziyi olumlu ve olumsuz çerçevede değerlendirdiğimizde olumlu tarafların, olumsuz tarafları bastırdığını görüyoruz, ancak dizideki oyunculuk üzülerek belirtiyoruz ki sınıfta kalıyor. Karakterlerin içine giremeyen oyuncular inandırıcı olamadıkları için diziden kopuyoruz. Mesela baş karakter diziye bir hayli uygunsuz ve Luke karakterini tam olarak canlandıramıyor. Bu bizim için önemli bir sorun değil, biz hikâyenin akıcılığına bakarız diyorsanız sizi diziyle baş başa bırakıyoruz.

 Bu yazı Pera Sinema’da yayınlanmıştır.

http://www.perasinema.com

1982 yılında İstanbul’da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kodlamakla anlam kazanır. Sadece şiir, deneme ve öykü gibi türlerde yazı yazmak yetmez, ilgi alanlarımın genişlemesiyle yepyeni türlere doğru yelken açarım. Film eleştirileri, kısa haberler ve diğer muhtelif sinema yazıları… Açıkça ifade etmem gerekirse, sinema hakkında yazı yazarken tıpkı ufak bir çocuğun annesini gördüğünde sevindiği kadar seviniyorum ve kendimi bembeyaz bulutların arasında dans ediyor gibi hissediyorum. Hiç bırakmayacağım bir görev.

Siz ne düşünüyorsunuz?

0 0

Bir yorum bırak

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Lütfen zorunlu alanları doldurunuz. * Yorumlar onaydan geçtikten sonra yayımlanacaktır. Küfür, hakaret ve spam içeren mail yazmayınız. Yapacağınız yorumlara lütfen dikkat ediniz.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Araç çubuğuna atla