Gerilim

Tom Ford’dan Gece Hayvanları…

Filmin daha ilk sahnesinde beyazperdeye kilitleniyorsunuz. İlk sahnedeki (ilk birkaç sahnedeki hatta) biçimsizlik, estetik çirkinlik bizlere şimdiye kadar ‘kadın’ dendiğinde dayatılan ‘güzelliklerin’ hatta ‘arzu nesnesi’ olagelenin tam tersi; çirkini… Hâlbuki film boyunca güzellik, estetik, simetri, stil, tarz sıfatlarının harekete geçirdiği duygularınız film bittiğinde dimağınızda enfes bir tat bırakacak.

Yönetmen Tom Ford. Filmin adı Gece Hayvanları…

Tom Ford’un ilk filmi A Single Man’i izlediğimde moda sektörüne Gucci’nin stil danışmanı olarak giren ve Gucci’de çalıştığı süre boyunca bu markayı bir daha indirilemeyecek yerlere çıkaran Tom Ford’a hayran kalmıştım. Tabii ki Colin Firth ve Juliena Moore’a da. Yıllarca moda sektörünü iki numaralı adam olmasına rağmen yönetmiş olan Tom Ford estetik, güzellik, hikâye ve anlatım olarak bambaşka bir sinema dili yaratmıştı.

Gece Hayvanları Tom Ford’un ikinci filmi. Ve bu filmle Ford bahsettiğim bu bambaşka sinema dilini daha da bambaşka bir hale getiriyor.

İlk sahneler vücutları şişmanlıktan gerilmiş, sarkmış ve tamamen deforme olmuş kadın vücutlarının sergilenmesiyle açılıyor. Bir sanat galerisindeyiz. Kamera hiç acele etmeden gayet yavaş bir şekilde bu çırılçıplak iğrenç vücutların üzerinde gezinmekte…  Fakat büyük bir sabırla izlemekteyiz. Çünkü işte kameranın kadrajı harika bir güzelliği göstermekte nihayet. Susan Marrow (Amy Adams); sanat galerisi işletmecisi. İşte güzellik, estetik; bizlere şimdiye kadar öğretilen arzu nesnesinin ta kendisi… Yayın organlarınca arka planda bizlere kötü olduğu öğretilen ve hiçbir şekilde çırılçıplak sunulmayan deforme olmuş çıplak bedenler; ön planda ise hep arzu nesnesi olarak paketlenip servis edilmiş güzel bir kadın duruşu. Tom Ford henüz sıfır diyalog olan daha ilk sahnelerde toplumun dayatmaları karşısında kaybolan hayatlarımızla ilgili bir film izleyeceğimizin ilk sinyallerini seyirciye verir.

Susan Marrow 19 yıldır görüşmediği eşinden bir paket alır. Paketten eski eşinin henüz yayınlanmamış roman taslağı çıkar. Eski eş Edward (Jake Gyllenhaal) Susan’dan gönderdiği bu roman taslağını okumasını ve fikrini söylemesini rica etmektedir.  Susan kitabı okumaya başladığı andan itibaren çok katmanlı bir dünyanın içine gireriz. İlk başta okuduğu romanın gerilimli hikâyesi içine girdiğimizi zannederken aslında Susan’ın bundan 19 yıl önceki evliliğiyle ilgili yaşadığı sorunlu dünyanın da içine gireriz. Kitap taslağındaki hikâyenin gerilimi Susan’ın 19 yıl önce yaşadıklarının ve şimdiki hayatının iz düşümüdür adeta. Bir anda üç taraflı; üç katmanlı bir hikâyenin içine giriveririz biz de seyirci olarak. Sahneler ardı ardına birbirinin üstüne düşer ve Susan duygusal olarak hayatının muhasebesini yapmaya başlar. Terk ettiği, görüşmeyi ret ettiği Edward’ı taslağı okudukça görmek isteğiyle hareket etmeye başlar. Çünkü Susan’ın az eşyalı, soğuk bir evi; mutsuz bir evliliği, kendinden uzak bir kızı, yapmaktan hiç de zevk almadığı bir işi vardır ve günlerdir uyuyamamaktadır. Susan’ın bu hayatını roman taslağında yazan Edward kırmızı koltukta çırılçıplak birbirine sarılmış halde uzanmış anne – kız görüntüsüyle (sembolüyle) muhteşem vermekte.

Tom Ford, Austin Wright’ın ‘Tony and Susan’ romanından uyarladığı Gece Hayvanları’nda romanı filmden ayrıştırmasını o kadar güzel yapmış ki Edward ve Susan’ın ayrı ayrı yıkanma sahnelerinde kalp atışlarını ve nefes alış verişlerin bizlere hissettirdiği duygu, beyazperdeden yönetmenin bizlere geçirdiği his ders niteliğinde. Susan’ın bu mutsuz ve stabil giden hayatında Edward’ın bir roman taslağı olarak çıkagelmesi ve Susan’ın buluşma isteğini kabul etmesi Susan’ı tekrar hayata döndürmekte. Fakat filmin sonu; tüm beklentileri ve olacak olanlar tam anlamıyla ters köşe yapmakta.

Tom Ford henüz ikinci filmi olmasına rağmen böyle bir kurgunun altından büyük bir başarıyla kalkmakta.  Tom Ford bir roman uyarlaması yapıyor olmasına rağmen hikâyeyi hiç de harmanlamaya çalışmadan, eline yüzüne bulaştırmadan, neyi anlatmak istediğini gayet iyi bilerek anlatıyor hikâyesini. Şunu bize gösteriyor; bir roman uyarlaması dahi olsa film bir Tom Ford filmi olabiliyor işte. Amy Adams bu ağır rolün altından başarılı bir şekilde kalkıyor. Jake Gyllenhaal her zamanki gibi; çok da parlamıyor rolünde. Fakat asıl Michael Shannon’ dan bahsetmek isterim. Roman taslağında karşımıza çıkan şerif yardımcısı rolüyle çok kısa bir süre rol almasına rağmen çok iyi bir iş çıkarmış.

Gece Hayvanları bir Tom Ford filmi olarak sinema dünyasındaki yerini ve belleğimizdeki en etkileyici film özelliğini daha şimdiden alarak ikinci hatta ara sıra açılıp tekrar izlenebilme özelliğini şimdiden kazanıyor.

AYNUR KULAK/aynurkulak@sinegazete.net

Not: Bu yazının tüm hakları sinegazeteye aittir. İzin almadan, kaynak gösterilmeden kopyalanması telif hakları yasasına aykırıdır.

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Aynur Kulak
1976 İstanbul'da başlayan yaşantım halen İstanbul'da devam etmekte. İlk ne zaman başladım yazmaya hiç hatırlamıyorum. Fakat şunu çok iyi biliyorum: Yazı dışında kendimi rahat hissettiğim, yazı dışında kendimi özgür hissettiğim başka hiçbir yer yok. Edebiyat; kitaplar, dergiler hatta yayınevleri ilgi alanım oldu hep. Merak ettim, takip ettim, okudum ve yazdım. 2005 yılında inkılap Yayınları tarafından Günlerden Bir Gün isimli kitabım yayınlandı. Akabinde birçok dergide yazdım. Yazı dünyasıyla birbirimizi takip etmeye başladık yani. Bir şey fark ettim bütün bu olup bitenin arasında: Sinema hep vardı. O kadar edebiyat odaklıydım ki bir o kadar da film izlediğimin farkında değildim. Ta ki kitabımı yazana kadar. Yazdığım her bölüm bir sekans gibi kafamda canlanıyordu önce. Sonra yazıyordum. Edebiyat ve Sinema'nın göbek bağı yüzyıllardır var. Bu varlık yeni kitaplar ve filmlerle, hatta o edebiyat eserlerine çekilen filmlerle sürecek. Ben de hem okumaya, hem seyretmeye, hem de yazmaya devam edeceğim.