Ana sayfa » Tarantino kokulu bir western

Tarantino kokulu bir western

Arzu Çevikalp, “The Magnificent Seven” filmini sinegazete.net için yazdı…

ARZU ÇEVİKALP / arzucevikalp@sinegazete.net

“The Equalizer” (Adalet) filmiyle hafızalarımızda yer edinen yönetmen Antoine Fuqua, bu kez western-aksiyon türüne haiz olan “The Magnificent Seven” (Muhteşem Yedili) filmiyle karşınızda… Denzel Washington’ı bir önceki filmindeki gibi baş koltuğa oturtan yönetmen Fuqua, Washington’ı hem sert, hem de yumuşak bir karaktere dönüştürüyor. Washington kimi zaman yufka yürekli, kimi zaman da kabuğunu kırmak istemeyen demir adam misali… O güçlü yapısının altında bambaşka bir karakter yatıyor. Sanki Washington öfkesini yıllarca içinde saklamış da, bir ortam olduğunda o öfkesini kusacak gibi… Washington’ı tercih etmekle hata etmeyen yönetmen, filmin belkemiğini dramatik ve aksiyon sahneleriyle donatıyor. Tam bir western filmi olduğunu söyleyemeyeceğiz, çünkü film Quentin Tarantino’nun filmlerini andırıyor. Özellikle de Lincoln’a atıfta bulunduğu sahne!

“The Hateful Eight” filmiyle western-vari bir film yapan Tarantino, filmin birçok sahnesinde Lincoln’a göndermeler yaparak onu merkeze koymak istedi, fakat biraz aşırıya kaçtı. Burada aynı durum yok belki, ama aralarında bazı benzerliklerin olduğu yadsınamaz. Hikâyede Lincoln’un adı geçiyor ve bununla ilgili bazı ironik cümleler var. Bunun dışında; “The Hateful Eight” filmindeki çetenin adı nefret edilen sekizliydi, “The Magnificent Seven” filmindeki çetenin ismi ise muhteşem yedili… Birbirine zıt iki çeteyi düşünün, biri kötülükden besleniyor diğeri de iyiliklerden… Muhteşem Yedilinin en önemli hedefi kasabayı Teksas’a çeviren, kasabalıya zulüm eden ve Hitler’den nemalanan diktatör ruhlu adamın başını ezmek! 1800’lü yıllarda geçen film kötü ve iyinin arasındaki mücadeleyi perdeye yansıtarak, bir zamanların en önemli filmi “İyi Kötü ve Çirkin”in gözlerimizin önünden bir film şeridi misali geçmesine vesile oluyor. Western ’in babası olan böylesine anlamlı bir filmden ilham almak onun önünde saygı duruşuna geçmektir.

yazar_serkanbastimar

Net bir ifadeyle film; kasabalıya susarak, korkarak, bir köşeye sığınarak savaş kazanılmaz, savaş sonuna kadar mücadele ederek kazanılır deyip şunu ekliyor: “savaşta kazanmak için ölüm de olacaktır, ancak bu şartlarla zafer elde edersiniz, aksi takdirde kaybetmişsiniz demektir. Şimdi yerlerinizden kalkın ve kasabanızı almak için savaşın.” Yaşam da böyle değil mi? Tarihteki tüm savaşlar bu şekilde kazanılmadı mı? Bazen karşınızdaki kişiye güçlü olduğunuzu ve korkmadığınızı göstermeniz gerekir, yoksa o kişi sizi ebediyete kadar köle olarak kullanır. Sindirilmiş toplum; çürük bir elmaya benzer. O elmayı yerseniz zehirlenirsiniz.

GEÇMİŞTEN BUGÜNE KAPİTALİZM

1800’lü yıllarda bile kasabalıya zarar veren ‘kapitalizm’ paranın insana aklınıza gelecek her şeyi yaptıracağının kanıtını ortaya atıp, para için adam öldüren zalim bir diktatörün içinde bulunduğu durumu dramatik bir şekilde seyirciye aktarıyor. Kapitalizm meselesinden hiçbir türlü kurtulamayacağımızın resmini çeken yönetmen Fuqua, hikâyeye ait sırrı sonuna kadar saklıyor. O sır filmin sınırı öyle bir çiziyor ki, tüm bunlar o yüzden yaşandı diye düşünüyorsunuz. Peki, kasabalıya korkusuz ve cesur olmayı öğreten Muhteşem Yedili nasıl muhteşem hale geldi?

Feminist okumalara açık olan film, kocası öldürülen bir kadının intikam için Muhteşem Yediliyi bir araya getirişini ortaya koyuyor ve onun sayesinde herkes kendine bir görev ediniyor. Bir kadının o denli sınır tanımadan intikam almak istemesi ve belki ölümüne gitmesi izleyicide şöyle bir duygu uyandırıyor: İnsan yaşadığı toprak için her şeyi yapar, kadın bile olsa! Tabi bu kadın biraz fazla gözü kara orası ayrı konu… Kadın çok iyi silah kullanıyor ve iyi atış yapıyor ki, bunu yapabilen kadın sayısı azdır. Şunu da ilave edelim; Muhteşem Yedilinin başını çeken Denzel Washington’ın da aynı onun gibi intikam istiyor, ama onun sebebi çok farklı…

Aslında filmin bize anlattığı şey sıra dışı değil, fakat yönetmen onu dramatize etmede başarıya ulaşıyor, tabi bir de bunu güzel bir görsellikle seyirciye anlattı mı, tamamdır. Film çok hızlı bir şekilde başlayıp, hızlı bir şekilde devam ediyor, hiçbir duraksama yaşanmıyor, ancak Washington’ın Kızılderili ile yemek yediği sahne seyircinin midesini allak bullak edebilir. Yönetmen Fuqua aksiyonu ve keskin sahneleri sevdiği için çekinmeden filmlerine monte eder, tabi şunu da unutmamak lazım: film beyazperdeye Fuqua tarzıyla yeniden uyarlandı. Fuqua’yı tanıyanlar az çok bilirler, Fuqua seyirciyi, düşündürür, hüzünlendirir, güldürür ve onlara olayları irdeletir. Bunu yaparken de karakterleri yakın markaja alarak onları yakın plan olarak çeker. “The Magnificent Seven” filminde de aynısını yapıyor, ama bu kez uzak planları daha fazla tercih ediyor.

EŞİTSİZLİK VE KÖLELİK

Müziklerin dikkat çekici oluşundan hiç bahsetmiyoruz bile… Quentin Tarantino’nun “The Hateful Eight” filmindeki kadar olağanüstü olmasa da izleyiciyi yeterince tatmin ediyor. Müzik western için önemlidir, sahnelere doğru oturtulduğu zaman ortaya müzikle harmanlanmış iyi bir western filmi çıkar. Geldik western filmlerinin olmazsa olmazlarına… Genelde İspanyolca kelimeler kullanılır. Mesela adios, muchachos, andale gibi… “The Magnificent Seven”da onlardan farklı olarak ‘güero’ kullanılıyor, anlamını merak edenler için ufak bir açıklama yapalım:  ‘Güero’ Meksika İspanyolcasında açık tenli ve sarı saçlı bayan ya da bay anlamına gelir, filmin altyazısında yakışıklı olarak geçiyordu ve doğru olmadığını söylememizde fayda var.

Eski western filmlerinde gördüğümüz birçok detayı bir araya getiren Fuqua, teknik detaylara fazla eğilerek hikâyenin ucunu ara ara kaçırsa da, karakterlerin başarılı oyunculukları sayesinde vitesi yükseltiyor. Genel itibariyle; diyaloglardaki taşlamalar, ironiler ve gediğine yerleştirdiği ucu sivri oklar zaman zaman western filminden ziyade didaktik bir film yaptığının sinyallerini veriyor, bunu da bize Denzel Washington’ı kadroya dâhil ederek yaptığının kanıtını sunuyor, çünkü Fuqua da Washington gibi siyahi bir yönetmen… Eşitsizlik ve kölelik film altına süpürüldüğü için aşırı derecede göze batmıyor, fakat filmin anti-western bir film olduğuna vurgu yaparsak de haksız çıkmayız sanıyoruz ki. Uzun lafın kısası; Muhteşem Yedili çetesini oluşturan farklı bölgelerden/ırklardan gelen karakterler tüm bu anlattıklarımız doğrultusunda toprakları sahiplerine emanet etmeye çalışıyorlar.

Netice itibariyle; western filmlerinin azaldığı ve neredeyse hiç çekilmediği bir dönemde “The Magnificent Seven”ın vizyonda kendine yer bulması sevindirici, fakat eski western filmleri tarzında olmaması biraz insanı demoralize ediyor. Günümüze yeniden uyarlanmamış bir western olmuş olsaydı ve gözle görülür bir farklılık katsaydı, belki daha büyük kitlelere ulaşırdı. Sıfırdan yapılmış bir western filminin havasını solumak, eminiz ki hepimiz için daha verimli olurdu. Umarız bir gün bu dileğimiz gerçekleşir.

 

1982 yılında İstanbul’da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kodlamakla anlam kazanır. Sadece şiir, deneme ve öykü gibi türlerde yazı yazmak yetmez, ilgi alanlarımın genişlemesiyle yepyeni türlere doğru yelken açarım. Film eleştirileri, kısa haberler ve diğer muhtelif sinema yazıları… Açıkça ifade etmem gerekirse, sinema hakkında yazı yazarken tıpkı ufak bir çocuğun annesini gördüğünde sevindiği kadar seviniyorum ve kendimi bembeyaz bulutların arasında dans ediyor gibi hissediyorum. Hiç bırakmayacağım bir görev.

Siz ne düşünüyorsunuz?

0 0

Bir yorum bırak

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Lütfen zorunlu alanları doldurunuz. * Yorumlar onaydan geçtikten sonra yayımlanacaktır. Küfür, hakaret ve spam içeren mail yazmayınız. Yapacağınız yorumlara lütfen dikkat ediniz.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Araç çubuğuna atla