Seyirci yorumlarıTürk Sineması

Yaşam Boyu Ağırlık Ödülü-Necip Gözüaçık

Belki bildiğimiz klasik bir yol hikâyesi filmi değil bu, ama birlikteliğe dair dışarıdan pürüzsüz gözüken bir yolda aslında nasıl da çatlaklar olabileceğini anlatıyor bize. Evli çift Ela ve Can, sanatçı/yaratıcı ruhların öne çıktığı bir yaşam sürdürmektedirler. Daha filmin açılışında bizi karşılayan ev ile bu ruhun yansımasını bir bakıma görürüz. Evin içi pek açık ve ferah ama çiftin içleri de öyle mi acaba? Ela, modern sanatın yılmaz sergileyicisi; Can ise modern mimarinin yorulmaz dokumacısı. Aynı evin içinde iki yabancı olmanın modern zaman uygulayıcıları gibiler.

Yaratımlarının sekteye uğramaması için çift evin içinde özel alanlar yaratmış kendilerine. Dışarıdan pek kırılmaz gibi gözüken bu ilişki Ela’nın, Can’ın onu aldattığını öğrenince yeni boyutlara doğru sürükleniyor. Galeri ve sergiler için sanat eserleri tasarlayan Ela, ilişki sanatında Can’dan büyük bir darbe alıyor. Dışarıya karşı çok belli etmese de bu durum onu içten içe oldukça yıpratıyor. Kokteyl, açılış gibi davetlerde, evdeki dost sohbetlerinde Ela, kendisini Can’a olan öfkesini bastırmaktan alıkoyamıyor. Ama bu öfke ya da tepki sadece kaçamak şekillerde oluyor. Kimi zaman insan karşısındakini tamamen kaybetmeyi göze alamayabiliyor hele bir de o yaşama, onun orda duruşuna, hep var oluşuna alıştıysa.

Kızlarının, erkek arkadaşı ile onları ziyarete gelmesi ikili için köprüleri yapmak adına yeni olanaklar sunacak gibi dursa da aslında pek de öyle olmuyor.Ela, Can, kızları Nil ve erkek arkadaşı Tan’ın ilk kez beraberce oturdukları bir mekânda kamera tüm karakterleri ayrı birer pencere çerçevesinde gösteriyor bize. Aynı masada oturan ama aslında hepsi ayrı bir birey olan dağınık bir aile.

Filmin ilerleyen bölümlerinde yaşanan deprem ile Ela ve Can duygusal hayatlarındaki sarsıntının bir benzerini gerçek hayatta ölümle burun buruna gelerek yaşıyorlar. Doğanın artçı sarsıntıları karşısında Can güvenlik ve tedbir anlamında evde kimi önlemler almaya çalışıyor. Ama ikili ilişkilerindeki artçı sarsıntılara dair herhangi bir önlem almıyor, adeta yıkılmasını bekliyorlar.

Ela karakterinde hem fiziksel hem de psikolojik değişim çok iyi şekilde aktarılmış. Seven, düşünen, sorgulayan, yalnızlaşan ve yabancılaşan kolektifindeki kadın tiplemesi tıpkı Michelangoli Antonioni filmlerindeki karakterleri hatırlatıyor. Dört ayrı filmin üç ayrı karakterini bir filmde Defne Halman’ın oldukça başarılı oyunculuğuyla tek karakterde izliyoruz. Eşindeki değişimleri gördükten sonra “Serüven” filmindeki “Anna” (Lea Massari); aldatıldığını öğrendikten sonra “Gece” filmindeki “Lidia” (Jeanne Moreau); ayrılmaya karar verdikten sonra “Batan Güneş” filmindeki “Vittoria” (Monica Vitti); psikolojik/ruhsal nedenlerden dolayı hastalandıktan/kötüleştikten sonra “Kızıl Çöl” filmindeki “Giuliana” (Monica Vitti).

Ela ilişkisindeki devinimleri sanat eserlerine de yansıtıyor. Galeride sergilenmek üzere büyükçe bir taşın seçiminde ondaki bu ruhu oldukça yoğun bir şekilde görebiliyoruz. Camdan bir galeri gibi camdan bir kalp de var taşın ağırlığına dayanamayacak olan.

Filmin sonlarına doğru Ela’nın sergisinde gördüğümüz renk temalı çalışma ise oldukça anlamlı. Bu çalışma Ela’nın gözünde eşi Can’ın geçirdiği değişimi sergiliyor belki de. Bir başka açıdansa kendisinin, ilişkilerinin. Ya da hayat boyu bir insanın sergileyebileceği/değiştirebileceği tüm renkleri temsil ediyor.

Filmin görüntü yönetimi de oldukça başarılı. Bir bütün olarak derli toplu bir yapıt çıkmış ortaya. İş hayatlarında birçok ödül alan ve başarıdan başarıya koşan çift ilişkilerinde aynı özelliği gösteremiyor. Ama yine de bu ilişkiden ödülsüz dönmüyorlar. Ayrı evlerde yaşayacaklar artık ama birbirlerinin evlerini görebilecekler. Yaşam boyu ağırlık ödülü ile birbirlerinin hayatlarında var olmaya devam edecekler.

Filmin Künyesi:

HAYATBOYU / 2013 / 102´ / Yönetmen: Aslı Özge / Senaryo: Aslı Özge / Görüntü Yönetmeni: Emre Erkmen / Kurgu: Natali Barrey, Aslı Özge / Oyuncular: Defne Halman, Hakan Çimenser, Gizem Akman, Onur Dikmen

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Necip Gözüaçık

Necip Gözüaçık

Sinema Yazarı
1984 doğumluyum. Yıldız Teknik Üniversitesi Elektronik-Haberleşme ve Bilgisayar Mühendisliği bölümlerinden mezun oldum. Yaklaşık on yıldır özel bir şirkette haberleşme ve yazılım mühendisi olarak çalışmaktayım. Sinemaya olan ilgim ilkokul yıllarından itibaren Kemal Sunal filmleri ve Arzu Film yapımları ile başladı. Üniversite yıllarında ve sonrasında ise Nuri Bilge Ceylan sineması, sanat filmleri ile daha farklı bir boyut kazandı. Elimden geldiğince sinema ile ilgili yeni şeyler öğrenmeye, okumaya ve takip etmeye çalışıyorum. Sinema salonlarında izlediğim filmlerle ilgili notlar almak, onlarla ilgili duygu ve düşüncelerimi yazmak bana oldukça keyif veriyor. Amatör bir ruh ile profesyonel sinemasever olarak yaşamaya çalışıyorum.Mail yollamak için linke tıklayın.