KeşifSeyirci yorumları

Arif V 216 bizi özlediğimiz Türkiye’nin dönemine götürüyor

Film bizi o özlediğimiz Türkiye’nin dönemine götürüyor.

Her şeyden önce Arif V 216 filmi, insanımıza eskiden nasıl duyarlı ve naif bir toplumken şimdi komşumuza bile tahammül edemeyecek bir toplum haline geldiğimizi söylüyor. Bununla birlikte film bizi o özlediğimiz Türkiye’nin dönemine götürüyor. Bu açıdan film, dönem filmi olmasının yanı sıra, insanımızın baktığı gibi sadece komedi filmi değil, aynı zamanda bilim-kurgu ve macera filmi özelliklerini de barındırıyor. Cem Yılmaz’ın filmlerine komedi filmi olarak yaklaşan seyirciye hatırlatmamdır ki; GORA, aynı zamanda bilim-kurgu ve macera, AROG ise bilim-kurgu, macera ve dönem filmiydi. Örnekleri çoğaltmak mümkün…

Stand-Up

Seyirciyi bu beklentiye sokansa Cem Yılmaz’ın aynı zamanda stand-up yapması elbet. Lakin macera ve bilim-kurgu yönlerini es geçmemek lazım. Kaldı ki filmlerine de komedi yönünü de hep tadında yansıtmıştır ki; Arif V 216 da bunun tekrar en büyük kanıtıdır. Filmde Arif’in soyadının esinlenildiğini düşündüğüm Ayhan Işık’tan tutun da Turist Ömer tiplemesine ve Sadri Alışık gibi isimlere saygı duruşu söz konusu. Kerem Alışık da babasının Turist Ömer karakterinin çıkış noktasındaki varoş bir karakteri çok iyi canlandırmış.

Film bizi o özlediğimiz Türkiye'nin dönemine götürüyor.

“Ben Yeşil Perdeyim”

Oyuncu kadrosu da her zaman ki gibi çok iyi ve üstüne katarak devam etmiş. Filmin eksiklerine gelince; 216’nın bazı pilinin bittiği yerlerde cansız mankenin taşındığı çok belli oluyordu. Her durumda da cansız manken yoktu. Bazı benzer durumlarda da Ozan Güven yani insan olduğu belliydi. Bunun yanı sıra final tiradını atarkenki hava alanı o kadar: “ben yeşil perdeyim” diye bağırıyor ki; üzüldüm doğrusu. 9-10 milyon harcanmış bir filmde nazar boncuğu diyoruz. Kıvanç Barıönü’nün elinin değdiği bir işte böyle bir nazar boncuğu da hiç beklemediğimizi ekleyelim. Buna nazaran uçak kovalamaca sahnesinde efektler hiç sırıtmadı ve aynı zamanda gökdelenden düşüş sahnesinde. Arif Işık camları kırıp aşağı düşerken bir an da olsa gözümüzün önüne Matrix’in Trinity’si geldi. Filmin artılarından birisi de GORA’daki sıcak hava tekrar yakalanmış. Durum ve kelime komedileri de yine bolca vardı.

Filmin en büyük eksiği ise senaryoda… Arif geleceği düzeltmek için geçmişe döndü ancak; sadece günü kurtardı. Çünkü dünya mahvolmayacak gelecekte belki, ama Tarkan, Zeki Müren, Mustafa Sandal gibi isimleri başlamadan bitirdi, Arif Işık diye bir star yarattı ve bir anda bu isim ortadan kayboldu. Buna ek olarak dünya Pertev diye bir robotun varlığını gördü. Olaya dahil olan herkesin de geleceğini az çok değiştirip gitti. Tıpkı AROG’daki gibi. Ancak AROG’daki bu değişiklikler Ceku’nun gelmesini sağlıyordu. Yani senaryo zincirinde bir halkaya hizmet ediyordu. Bu filmde ise böyle bir hizmet söz konusu olmadı.

Film bizi o özlediğimiz Türkiye'nin dönemine götürüyor.

Geleceğe Dönüş

Geleceğe Dönüş filminden esintiler de gördük filmde. Fakat finali de oradaki gibi, her şeyi düzelterek yapabilirdi. Mesela Jumanji filminin sonundaki gibi bir kırılma noktası yaratıp kurşun tam Arif’i öldürecekken çeyizlik zaman makinesine basar ve Arif ile 216’nın 1969’a ilk geldiği ana gidip kendilerini uyarabilirdi. Böylece onlar geldiği gibi döner, olaylar da yaşanmadan geçmiş bozulmamış olurdu. GELECEĞE DÖNÜŞ‘de de Bif’in verdiği spor günlüğüyle geleceği bozması ile Besim Toker’in 216’yı kullanarak geleceği bozması selamını gördük. Bu çok hoştu. Ama şunu da bekledim: Geleceğe Dönüş’te nasıl Marty aile fotoğrafından her şeyi düzelttiğini kontrol ediyorsa, Arif de İstanbul Boğazı’nın kurumuş halinde bulduğu kitabın adının değişip değişmediğinden sonucu kontrol edebilirdi. Fazla dikkat çeker diye düşünmüş olabilir. Garaver’in dönmesi bir yana, ona; “buradayım” repliğinden yola çıkıp ışınlanma tarzı bir özellik yüklemek de çok akıllıca olmuş.

İstanbul Boğazı

Cem Yılmaz filmlerinde görmeyi özlediğimiz; GORA ve Yahşi Batı’daki, yönetmen Ömer Faruk Sorak’ın sahne geçişlerini yine göremedik. Cem Yılmaz, yine birkaç yerde Ali Baba ve 7 Cücelerdeki gibi, müziği yükseltip sahne pozu verip öyle sahne geçişi yapmış. Ek olarak Cem Yılmaz ve Kıvanç Barıönü filmlerinde gördüğümüz o küçük ve komik flashback sahnelerini de gözlerimiz aramadı değil. Unutmadan; her zaman İstanbul Boğazı kurusa nasıl olur diye düşünmüşümdür, bunu bana görme fırsatı verdiği için Cem Yılmaz’a ayrıca bir teşekkür ederim. Bu sahnelerdeki yeşil perde efektlerinin hiç sırıtmaması da filme o kadar çok para harcanınca ne kadar kaliteli işler çıktığının kanıtı.

Filme para harcamadan çuval dolusu paralar kazanan filmlere inat, 9-10 milyon harcayıp böylesine bir lezzeti bize sunan adamların filmlerini izlemenizi tavsiye ederim. Benim tahminim en az 5 milyon gişe. Film hakkında da okuduğum bütün eleştirmenlerin olumsuzdan ziyade olumlu yazılar yazdığını eklemek isterim. Not: O kadar güzel espri, gönderme ve replikler vardı ki, hepsine tek tek değinemeyeceğim. Nuri Bilge Ceylan deyince kapıdan elma düşmesini söylemek yeterli olsa gerek. İyi seyirler efendim.

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Ulvi Karayiğit

Ulvi Karayiğit

Sinema Yazarı
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nde Sinema ve Tv bölümünü okudu. Bir çok kısa film, yazdı, oynadı ve çekti. 2014 yılında TÜRSAK ve Kültür Bakanlığı'nın ortaklaşa düzenlediği "Geleceğin Sineması" 'nda senaryo ödülüne layık görüldü. Aktif bir şekilde televizyonda ve setlerde çalıştı. Ona göre damarlarından kan değil film şeridi akıyor.