Seyirci yorumlarıVizyon Filmleri

Cehennem-Ulvi Karayiğit

Ulvi Karayiğit İnferno hakkında yazdı… 

Türkiye’de İlk Üç Günde 160.000 izleyici:

Belki daha iyi hasılat yapan yabancı filmler olmuştur, ama Cehennem de hatırı sayılır bir hasılat yaptı. Hemen Türk kafası: ‘’Ben film çeksem bu hasılatı bir ayda yapsa bile eski parayla bir buçuk trilyon demek. Yüzde otuz beşi vergiye gitse, masrafları da çıkar. Yine iyi para bırakıyor ağa.’’ İşte bu, ülke olarak bir türlü sıyrılamadığımız kafa. Bu kafa hakkında sonra konuşuruz, şimdi filme dönelim.

Dan Brown’un son romanı ve serinin de üçüncü filmi olmasına ve merakla beklememe rağmen ilk iki filmdeki hazzı veremedi. Neden mi? İlk olarak filmin en büyük hatası, filmin kötü adamını en başta öldürmesi… Tamam, flashback’lerle adamı ve teorisini bize anlatıyorsun ama hep bir eksik işte. Tom Hanks kötü adamımızla karşılaşıp onun teorisini ve düşünce tarzını anlamaya çalışmasını ve kendi düşünce tarzıyla onu yolundan vazgeçirme sahnesi arıyor insan beyni. Böyle bir karşılaşma yok. Onun yerine tayin edilen vekilharcını durdurmaya çalışıyor, yani kötü adamın sevgilisini ki onun aslında kötü tarafta olduğunu anlamıştım, takım elbise muhabbeti bu konuda bir ipucuydu. Ayrıca Dante’nin maskesini de Tom Hanks’in yine kendisinin ödünç çaldığını tahmin edebildim. Film beni şaşırtmıyor. Üstelik kitabı da okumamıştım sırf filmin büyüsü bozulmasın diye. Oysaki ilk iki film, adamı damdan düşmüş de burnunu kanatmış gibi şaşırtıyordu.

Bütün bunlara rağmen filmin başındaki gizem ve yaratılan sahte senaryo, iyi bir giriş diyebiliriz. Tom Hanks’in, Dante’nin cehennem ’ini sanrılar halinde gerçek dünya imgeleriyle görmesi çok güzeldi. Hafızasını toplamaya çalışma durumunu çok iyi yansıtmış. Gizemi çözüp dünyayı kurtarmak…

Evet, gizem İstanbul’da çözülüyor. Buna değinmeden geçemeyeceğim. Bazı Hollywood filmlerinin, Leam Neeson’ın oynadığı ‘Takip’ filmi gibi, ‘’Batı ve Doğu arasında sıkışıp kalmış bir ülke’’ olsak da her zaman doğu tarafımızı göstermeye çalışmaları doğru değil. Nesnel olunmalı. Bu sorun ortadan kalkarsa eğer, ülkemizde diğer ülke sinemalarına doğal plato sağlayacak çok mekân var. En başta Tuz Gölü… Suların çekildiği bölgelerde, doğal oluşuma zarar vermeden uzayda bir gezegen yüzeyiymiş gibi kullanılabilir.

Parlak fikrimden sonra filmdeki Yere Batan Sarnıcı’nda Medusa sütununun vurgulanması, bana geçen yazımda unuttuğum bir noktayı hatırlattı. ‘Bayan Peregrine’nin Tuhaf Çocukları’ filminde ikizlerin baktığı kişiyi taşa dönüştürme özelliği, Yunan mitolojisindeki Medusa’dan esinlenmiş diyebiliriz ve ben, oradaki çocuklardan biri olsaydım eğer, tek gözü sinemaskop olan çocuk olmak isterdim. Benim gibi bir sinemacı, tam da böyle bir özellik isterdi zaten.

‘Cehennem’e dönecek olursak; sinemaya uyarlanırken mi kötü adamın filmin başında öldürülmesi durumu oluştu, yoksa kitapta zaten böyle miydi bilemiyorum ama doğru bir hamle olmadığı kesin. Çünkü hayattaki genel kanı; hayat o an’dır. Kötü adamı o anda değil de flashback’te görmek yetmez. Buna karşın teorisi takdire şayan. İnsanlığı bekleyen tehlikelerden biri de nüfus artışı. Fakat bu, dünyanın yüzde doksanını katletmeye bir sebep değildir. Doğal süreçte yaşanıp görülmesi gereken bir durumdur.

İstemeyerek de olsa filme notum 7. Ama siz bana bakmayın, Dvd’yi beklemeden sinemada izleyin. Çünkü film sinemada izlenir.

Not: Bu yazının tüm hakları sinegazeteye aittir. İzin almadan, kaynak gösterilmeden kopyalanması telif hakları yasasına aykırıdır. 

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Ulvi Karayiğit

Ulvi Karayiğit

Sinema Yazarı
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nde Sinema ve Tv bölümünü okudu. Bir çok kısa film, yazdı, oynadı ve çekti. 2014 yılında TÜRSAK ve Kültür Bakanlığı'nın ortaklaşa düzenlediği "Geleceğin Sineması" 'nda senaryo ödülüne layık görüldü. Aktif bir şekilde televizyonda ve setlerde çalıştı. Ona göre damarlarından kan değil film şeridi akıyor.