Seyirci yorumlarıVizyon Filmleri

Bir İnsanın Kafası Bu Kadar mı Güzel Olur?-Ulvi Karayiğit

Ulvi Karayiğit sinegazete için yazdı… 

Tim Burton’u bilen bilir zaten satırlarca anlatmaya gerek yok. Gotik tarzıyla sinemada kendine sağlam bir yer edindiği aşikâr. Ancak bu filmi ilk filmlerine nazaran bir iki tık altta. Buna rağmen yine de sinemada seçerek gittiğim son beş filmin en iyisi diyebilirim. Standarttın üstünde bir film yani. İllaki böyle filmler izlemek için, böyle sağlam yönetmenlerin mi film yapmasını beklemeliyiz? Sanırım, evet. Yine de filmin eksikleri yok değil tabi.

Ana kahramanımız büyük babasının genç haline telefonda cevap verince, akıllarda uyanan şey; büyükbabanın savaşa gittiği yerden çıkıp filmin finaline doğru hiç umulmadık bir anda herkesi kurtaracağı ya da kötü karakterin dikkatini dağıtıp torunu tarafından öldürülmesini sağlamasıydı. Böyle olmayınca o konuşma sadece küçük bir çocuğun, dedesine söyleyemediği son sözleri olmuş oldu. Diğer şekilde olsaydı eğer, sahneler önce olan bir durum sahneler sonraya müdahale olabilirdi ve bu da daha iyi olurdu. Peki, böyle durumlar yok mu elbette var. Gemiyle gitmeleri mesela, hiç aklıma gelmedi. Yine iskeletleri tuhaflardan birinin canlandırması… Kızla ilk gittiklerinde, çocuğun ayağının iskeletlerden birinin kafasına çarpması boşa değildi. Gemiyi olmasa da bunu tahmin edebildim ama. İşte film böyle şeylerle güzel: Tahmin edebildiğiniz için zeki olduğunu hissettiren ancak daha zekice hamlelerle sizi şaşırtan…

Tuhaf çocukların geçmişlerinde yaşadıkları sıkıntılara dâhil detaylar yok. Aslında ilk başta bu o kadar göze batmasa da, Tim’in objektifini bilenler için karakterlerin içsel durumlarını iyi yansıttığını biliriz. Bu noktada kendine has anlatım dili, birazcık da olsa Hollywood havası sezdirdi. Bunu önlemek için birkaç çocuğa flashback yaparak verebilirdi,  ama buna rağmen, çocuklarla ilgili olan asıl şeyin tuhaflıklarını finalde kendilerini kurtarmaya ve onları birer ‘X-Man’ gibi savaşmada kullanmaları olduğunu unutmayalım. Belki daha öncesini anlatan bir devam filminde çocukların ilk tuhaflaşmaya başladığı ve o dönemde yaşadığı zorluklar, koruyucuların da onlara nasıl döngü açtıkları konu edinilebilir.

Bir diğer eğrelti ise kötülerin çok çabuk yenilmesiydi. Çabuktan ziyade tuhaflıklar tarihinde yerini almış eski bir tuhaf ya da ekibi, bu kadar kolay öldürülmemeliydi. ‘X-Man: Apocalypse’ filminin finalindeki gibi birkaç tuhaf tarafından öldürülebilirdi. Ancak gölgenin öldürmesiyle; kötü adamın avantajı olan şey hem dezavantajı oldu, hem de bize ‘’Yarattığın canavar, gün gelir seni de öldürür’’ mesajını verdi.

Bu arada Samuel L. Jackson’ın elini balta gibi cisimlere dönüştürebiliyor olması, bana bir arkadaşımı anımsattı. O da böyle yapabiliyordu demeyeceğim tabi. Üç dört ay önce yeni bir süper kahraman yazma fikrimi ona açtığımda, tam da bu özelliği söylemişti. Yazımı okuyorsa ya da filmi izlerse yüzünde küçük bir gülümseme oluşturacağı kesin. Kendimden bahsetmişken; bu film bana ilham verdi ve ben de uzun metraj bir film senaryosu notlarımı aldım. İnşallah onu da izletebilirim bir gün size, en azından okuyabileceğinizi garanti edebilirim.

Oyuncular fena değildi. Tabi sözüm Eva Green için. Sin City: A Dame To Kill For ve 300: Rise of an Empire filmlerinden sonra nasıl seçerek oynadığını görebiliriz ve hakkıyla. Samuel L. Jackson’ın ise üstüne o esprili karakter tam oturmamış gibi. Karanlık tarafı evet ama esprili tarafına daha çok mu vurgu yapılsaydı, yoksa onun yerine Jim Carrey mi oynasaydı acaba diye düşündürttü. ‘Talihsiz Serüvenler Dizisi’ filminde buna yakın bir rolün hakkını vererek oynadığını düşünürsek, akla gelmemesi imkânsız zaten. ‘Hugo’ filminin yıldızı Asa Butterfield’i burada görmek hoştu. Çocuk şanslı. ‘Davaro’da Şener Şen’in dediği gibi: ‘’Bir eli lahmacunda (Martin Scorsese), bir eli çiğköftede (Tim Burton)’’ Koskoca yönetmenleri yemeğe benzettik ama tam da durum bu. Ozan Güven’i ‘Ali Baba ve Yedi Cüceler’ filminde aradığımız gibi bu Tim Burton filminde de gözlerimiz Johnny Depp’i aramadı değil.

Çocuğun finalde döngüleri kullanarak kızın yanına gitmesi de ‘Kader Ajanları’ filmini bir küçük anımsatmadı değil hani. Bu arada akıllarda kalan başka bir şey de; en son sahneden sonra ailesi, oğulları ortadan tamamen kaybolunca ne yaptı? Bu hususta minik bir detay verilebilirdi. Her şeye rağmen ortalamanın üstünde bir filmle 8,5 diyebilirim film notuna. İyi seyirler.

Ulvi Karayiğit

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Ulvi Karayiğit

Ulvi Karayiğit

Sinema Yazarı
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nde Sinema ve Tv bölümünü okudu. Bir çok kısa film, yazdı, oynadı ve çekti. 2014 yılında TÜRSAK ve Kültür Bakanlığı'nın ortaklaşa düzenlediği "Geleceğin Sineması" 'nda senaryo ödülüne layık görüldü. Aktif bir şekilde televizyonda ve setlerde çalıştı. Ona göre damarlarından kan değil film şeridi akıyor.