Ana sayfa » Nocturnal Animals: İki Güzel Film Birden/Berat Bayer

Nocturnal Animals: İki Güzel Film Birden/Berat Bayer

İlk yönetmenlik denemesi “A Single Man” ile sevgilisini kaybeden bir profesörün ‘iyileşme’ sürecine odaklanan modacı Tom Ford, ikinci filmi Nocturnal Animals’ta daha olay odaklı, kalabalık ve görece daha sürükleyici bir hikayeden yola çıkıyor. Film yine bir roman uyarlaması, fakat bahsettiğimiz roman A Single Man gibi lineer bir hikayeye sahip değil; bir ana olay örgüsünün paralelinde, ana karakterin yazmış olduğu başka bir romandan bölümler ve ana öyküye yapılan flashback’ler var. Böyle bir hikayeyi film diline aktarmak oldukça zor gözükse de, Ford belki de en temel film yapımı öğretileri haline gelmiş (ve bugünkü teknik imkanlardan dolayı bir kenara atılmış) “göstererek anlatma”, “diyaloga yüz vermeme”, “oyuncu odaklı çalışma” gibi yöntemlerle bu zorluğun altından kalkıyor. Başarılı modacılık kariyerinden mi kaynaklıdır bilinmez, yönetmenin her oyuncuyu birer ‘model’ olarak gördüğü çok belli. Hayati sahnelerin çoğu, karakterlerin  yüz ifadeleriyle aktarması gereken duygular üzerine kurulmuş; hissiyatı aktarmak için uzun uzun oyuncuların suratlarını çeken, bu ifadelerle sayfalar dolusu replikten daha fazla şey aktarabilen, bugünden bakıldığında kesinlikle farklı bir sinema anlayışına sahip bir yönetmen Tom Ford. Bu yüzü geçmişe dönük tavrı sayesinde (herkes birine benzetmiş, bana John Cassavetes’i hatırlattı), yönetmenlikten ne anladığını da hemen belli ediyor, ve daha ikinci filminde kendi anlatım tarzının kurallarını koymuş oluyor.


Nocturnal Animals’ın karakterleri, galiba bu yüzden çok az konuşuyor. Filmde gereksiz görünen çok az diyalog var (olanların çoğu da sosyal mesaj içerikli), kurulan cümleler ya söyleyeni tanıtıyor, ya da hikayenin ilerlemesine yardımcı oluyor. Ford’un karakterleri, ketum ama konuştuğunda da gerçekten gerekli şeyler söyleyen, hayatın bilgeleştirdiği kişiler. Çoğuna empatiyle yaklaşabilmemizin sebebi onları oynayan oyuncuları çok beğenmemiz değil; hepsinin kendini bir çırpıda tanıtabilmesi aslında. Ancak ayakları yere basan senaryoya ek olarak, bu kişilere hayat veren oyuncular da müthiş: Genelde antipatik bulduğum Amy Adams, Batman V. Superman sendromundan kurtulmuş görünüyor; kısa yoldan mutluluğu getirecek yolu seçmiş, fakat daha da mutsuz olmuş Susan rolünde çok başarılı. Son yıllarda çok az boş iş yapan Jake Gyllenhaal da iki rolünün de hakkını çok iyi veriyor (bu iki role birazdan değineceğim), “fedakar kurtarıcı” rolündeki Michael Shannon da aynı şekilde.

Jake Gyllenhaal’un ‘gerçek dünyadaki’ karakteri Edward, çevresinden beklediği desteği ve takdiri göremeyen bir yazar. Amy Adams’ın canlandırdığı Susan, benzemek istemediğini her fırsatta söylediği annesinin realist yönünü farkında olmadan almış, yavaş yavaş ona dönüştüğünü bilmeyen, Bihter Ziyagil modeli bir sanatçı. Edward ve Susan evleniyor, fakat Susan bir süre sonra eşine kendi deyimiyle ‘korkunç’ bir şey yapıyor; onu aldatıyor. 19 sene sonra, kapısında Edward’ın yazdığı yeni romanın bir kopyasını buluyor, ilk cümlesi “Susan’a”. Ve film, romandan parçaları da araya katarak paralel hikayelerini işlemeye başlıyor. Gerçek hayattaki Edward bu ihanet karşısında bir süre sessiz kalıyor, sesini çıkarsa da kendini ‘zayıf’ gördüğü için etkili olamıyor. Çoğumuz günlük hayatta sinirimizi bozan bir olay karşısında o anda veremediğimiz bir tepkiyi evde yalnızken vermiş, hayali bir düşmana sinirlenmişizdir. Kendi ‘avatar’ı Tony sayesinde haksızlığa bir nebze olsun sesini çıkarabilen Edward, “korkak tavuk” hitabını duyunca çıldıran Marty McFly’ı andırır şekilde, ‘zayıf’ lafını Susan’dan her duyduğunda çok sinirleniyor; yazmış olduğu romanda da zayıf görünmekten ne kadar korktuğunun izleri var.

Filmin içindeki roman, “Nocturnal Animals”/”Gececi Hayvanlar” ise, ‘gerçekten’ korkunç şeyler yaşayan bir aile babasıyla ilgili. Teksas’ın telefonların çekmediği bir yerinde eşi ve kızıyla beraber yolculuk yapmakta olan ana karakter Tony, serserilerle dolu başka bir arabanın sebepsiz tacizine uğruyor ve hayatı kabusa dönüyor. Tacizi yapan ekibin başındaki Ray, romanın yazarının ‘kötülük’ anlayışını (ve belki de Susan’ın uğruna kendisini bıraktığı “yakışıklı iş adamını”) temsil edercesine saf ve nedensiz bir kötü. İnsanların hayatını cehenneme çevirmekten çekinmeyen, eylemlerini inkar etmek için yalanlara başvuran, perdede her göründüğünde seyirciye yumruklarını sıktıran biri Ray. Devamında Edward, başına gelen bu olayın intikamını almak için eksantrik bir karakterin, polis memuru Bobby Andes’in yardımına başvuruyor (Michael Shannon). Edward kendisini aldatan Susan’dan roman vasıtasıyla intikam alırken, Tony de bu korkunç olayı hayata geçiren Ray ve çetesinden intikam almaya uğraşıyor. Kitabın yazarı Edward, genelgeçer güç anlayışına göre basiretsiz; sessizlik vasıtasıyla, kurallara uyarak karşıdakini vicdanıyla baş başa bırakıp cezalandırabileceğine inanan biri. Kitabının ana karakteri Tony ise olaydan sonra ‘sessiz intikam’ prensibine inanmaya devam etse de ‘ilahi bir yardım’a başvurarak sesini çıkarabiliyor ancak. Bu ‘ilahi yardım’, Tony’nin intikamını almak için gerekirse işinden kovulmayı  hatta ölümü göze almış polis memuru Bobby’nin suretinde geliyor; ikinci perdede ortaya çıkan bir “deus ex machina” gibi. Tony ve Edward’ın hiçbir özelliğine sahip olmayan, onların kişiliğindeki ortak eksiklerin vücut bulmuş hali gibi görünen Bobby, kişiliği ve ağırlığıyla Jake Gyllenhaal’un karakterlerini tamamlıyor.

İşte yazar Edward’ın sevgilisi Susan da bu basiretsizlikten bıkmış olacak ki, daha ‘alfa’ birini seçmiş kendine: Sanatçı olmayan ama galeri sahibi, yakışıklı, materyalist, ‘yakışıklı’ tanımına daha iyi uyan, belki de oyunun kurallarını daha iyi bilen biri. Fakat kadın o adamın yanında mutsuz, çünkü benzemek istediği annesine karşı koyamadığını, bir zamanlar kendine (ve çevresine, başta Edward’a) verdiği hiçbir sözü tutamadığını fark etmiş. Şehrin lüks bir yerinde şatafat içinde yaşayan, ancak gittiği her yere olumsuz yöne giden karakter değişiminin ağırlığını da götüren, yer yer bunu yüzünden okuduğumuz, bazen de bu boşluğu çekinmeden, sözel olarak ifade eden bir kadın Susan.

Filmin bir çırpıda, elimden geldiğince sürprizini bozmadan özetlemeye çalıştığım karmaşık konusuna rağmen dağılmaması, merak duygusunu sürekli canlı tutması ve tüm bunları yaparken hiç zorlanmıyor gibi görünmesi takdire şayan. Paralel anlatımlar ve sürekli ortaya çıkan farklı karakterler asla yormuyor, kafa karıştırmıyor ve bunaltmıyor. Derdini gereksiz sihirbazlıklara girmeden, tane tane anlatan bir film bu. Şık ambalajıyla beraber gelen oldukça sade ancak çok güzel bir sürpriz. A Single Man’in de muzdarip olduğu “sembolleri aşırı bariz kullanma” hatası dışında, ilk bakışta göze batan sorunları yok, zaten bu tip sorunları ortaya çıkaracak ‘kaygan’ bir zemini de yok.

Filmin başlarında, Michael Sheen’in canlandırdığı Carlos karakteri, “bizim kendi dünyamızda yaşadığımız problemler, gerçek hayattakilerin yanında devede kulak kalır” gibi bir laf ediyor. İşte, lüks içindeki karakterlerin ikili ilişkilerinde yaşadığı sorunları, daha ‘gerçek’ bir kurgu dünyada yaşayan, ailesinden olmuş bir adamın sorunlarıyla paralel anlatan Nocturnal Animals, bu sebeplerden çok orijinal bir iş; tavrını korurken gereksiz yere ‘politik doğruculuk’ oynamayan, muhafazakarlaşmayan ve tüm bunları yaparken seyirciyi bir an bile sıkmayan bir film. Yılın en iyilerinden.

Berat Bayer

1997 yılında dünyaya geldim. 2008’den beri çeşitli dergi ve İnternet sitelerinde, dünya üzerinde en çok sevdiğim şey olan sinema üzerine yazılar yazıyor, kısa filmler yapıyorum. Üniversite ikinci sınıf öğrencisiyim, okulu bitirip bu alanda profesyonelleşme imkanı kazanabileceğim zamanı bekliyorum.

Siz ne düşünüyorsunuz?

0 0

Bir yorum bırak

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Lütfen zorunlu alanları doldurunuz. * Yorumlar onaydan geçtikten sonra yayımlanacaktır. Küfür, hakaret ve spam içeren mail yazmayınız. Yapacağınız yorumlara lütfen dikkat ediniz.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Araç çubuğuna atla