Listeler

Müzisyenlerin hayatını konu edinen 10 film-Batuhan Kaplan

MÜZİSYENLERİN HAYATINA UZUN VE DERİN BİR BAKIŞ ATMAMIZI SAĞLAYAN 10 FİLM

Müzik ve sinema… Dünyayı ilk keşiflerinden beri ilerleten, hislerimizin görüntülere ve seslere dökülmesine olanak sağlayan ve sonsuzluğa uzanarak geleceğimizi kurtaracak olan iki sanattır. Yönetmenlerin sinemanın yaratıcısı olduğu gibi müzik sanatının en büyük yaratıcıları da müzisyenlerdir. Yaratmak kelimesini üzerine basa basa söylemek gerek aslında. Çünkü sanatın genelinde tanrısal bir yaratım söz konusudur. Tanrı’nın insanları kendi suretinden yaratması gibi yönetmenler kendi benliklerindeki hislerini, geçmişlerini, dert edindikleri her şeyi Kuleshov Efekti misali arka arkaya gelen sesli görüntüler ile anlatmayı seçerken, müzisyenler de hayatlarındaki belli kesitleri, ruhsal galaksilerindeki yolculuklarını enstrümanların melodisi ve kendi sesleri ile yaptıkları birleşimden ortaya çıkardıkları bir ahenk içerisinde anlatmayı seçmişlerdir. Sinema ise sanat içinde sanat anlatabilme imkânından faydalanıp müzisyenlerin hayatlarında tarafsız ama hislerimiz ve duyularımız açık bir şekilde dolaşmamızı sağlıyor. Zaten insanlığın en büyük zayıflığı ve eksikliği birine/bir yere ait hissetme ihtiyacı değil midir? Bu ihtiyacı kısa bir süreliğine de gidermemize olanak sağlayan tüm eserlere ve bunların yaratıcılarına selam olsun diyerek listemize geçiyoruz…

La Vie en Rose (Edith Piaf)

Ünlü Fransız şarkıcı Edith Piaf’ın hayatını konu alan La Vie en Rose (Kaldırım Seçesi), şarkıcının çocukluğundan ölümüne kadar olan süredeki başarılarını, özel hayatındaki çöküşleri ve hayal kırıklıklarını ele alıyor. Fransa – İngiltere – Çek Cumhuriyeti ortak yapımı olan film, 140 dakika boyunca ruhunuzu okşayacak Edith Piaf müzikleriyle dolu. Edith Piaf’ın 1959’da New York’da verdiği konser sahnesi ile başlayan film, Fransız şarkıcı Piaf’ın, 40’lı yaşlarına odaklanıyor.

Control (Ian Curtis)

Sessiz ve sürekli üzgün görünen Ian Curtis bir işçi ajansında çalışmaya devam ederken, Warsaw adlı bir grup için de şarkı söylemektedir. İsmi Debbie olan, sonraları evleneceği bir kızla tanışır, bu sırada da gruplarının ismini Joy Division olarak değiştirirler. Grupları ileride çok başarılı olacaktır ama Ian için işler o kadar da iyi gitmeyecek, eşiyle olan problemleri ve popülerliğin getirdiği baskı ona çok pahalıya mal olacaktır.

The Doors (Jim Morrison)

Amerikalı rock grubu The Doors üzerine yapılmış, gelmiş geçmiş en iyi biyografi filmlerinden biri sayılan film, grubun efsanevi solisti Jim Morrison üzerine odaklanıyor. Grubun sıkı bir dinleyicisi olan yönetmen Oliver Stone, solistin fırtınalı yaşamını etkili bir anlatımla gözler önüne seriyor. Çoğu zaman kalın çizgilerle anlatılan ve gerçek anlamda içselleştirilemeyen rock felsefesini gerçekçi ve ihtiraslı bir anlatımla aktaran filmde Val Kilmer oyunculuk hayatının en önemli rolünü başarıyla yerine getiriyor. Sadece dahil olduğu Amerikan toplumunu değil, tüm dünyayı değiştiren bir devrimin panoramasını yansıtan film klasikler arasındaki yerini almış durumda.

Sid And Nancy (Sid Vicious)

Nancy Spungen, sayısız ünlüyü ağırlamış olan New York’taki Chealse Oteli’nde bıçaklanmış olarak bulunur. Sevgilisinin ölümü üzerine cinayet zanlısı olarak tutuklanan ünlü İngiliz punk grubu The Sex Pistols’ın solisti Sid Vicious sorgusu esnasında flashback ile anlatılan Nancy ve Sid’in hikayesi. Londra’da Amerikalı bir groupie olan Nancy ile tanışan Sid, kendini Nancy’e kaptırınca gruptan uzaklaşmaya ve eroin kullanmaya başlar. Grubun dağılışından sonra da devam eden ilişkileri Nancy öldürülene kadar devam eder.

I’m Not There (Bob Dylan)

Bob Dylan, kariyeri boyunca sayısız türde müzik üretmiş, ardından da bir ömür boyu konuşulacak bir efsane haline gelmiştir. Bu başarısının yanı sıra son derece gizemli ve ketum olduğu da bilinen bir gerçektir. Sanatçının hayatının farklı dönemlerini ve dönüm noktalarını 6 farklı karakterle ele alan film, Dylan’ın hayatının saklı kalmış dönemlerine ışık tutuyor.

 

Walk The Line (Johnny Cash)

Bir korku treninin akordlarında dolaşan parmakları, demirden daha keskin ve kararlı bakan gözleri, kapkara ve derin bir geceyi andıran sesi ile daha önce hiç duyulmamış bir gerçek hayatı anlatıyordu. O günlerde şöhretinin ilk günlerini ateşleyen değişik karakteri ve insanlar üzerinde bıraktığı etki bugünün rock, country, punk, folk ve rap yıldızlarına kadar bir çok yeteneğin de ortaya çıkmasında ön ayak olmuştur. Önceleri kendisini yok eden bir çok yıldız gibi yaşayan Cash, daha sonraları idol haline gelen ‘Siyah Giyinen Adam’ karakteri ile bıçak sırtındaki şöhretin hem ne kadar acımasız, hem de aşkın doğasının ne kadar güçlü olduğuna dair örnek oluşturmuştur.

Immortal Beloved (Ludwig van Beethoven)

Ludwig van Beethoven, vasiyetinde her şeyini ölümsüz sevgilisine bırakır. Sekreteri ve aynı zamanda arkadaşı olan Schindler’ın “Ölümsüz Sevgili’’yi aramasını anlatan bu yapıtta, tarihin en önemli bestecilerinden Beethoven’ın bestelerini yazarken yaşadığı ruh halleri, aşkları, çektiği zorluklar ve sıkıntılar anlatılıyor. Başrolde Gary Oldman harika bir performans sergiliyor.

Gainsbourg (Serge Gainsbourg)

Çizer Joann Sfar, kendi çizgi romanından uyarladığı bu ilk filmiyle, ünlü Fransız müzisyen Gainsbourg’un 1940’larda Nazi işgali altındaki Paris’te geçen çocukluğundan, 1991’deki ölümüne dek sınırlarda yaşadığı hayatı anlatırken, onun isyankâr enerjisi, güzel kadınları ve muhteşem müzikleriyle göz alıcı bir filme imza atıyor. Brigitte Bardot’yu Laetitia Casta’nın canlandırdığı film, Jane Birkin’i canlandıran, Mayıs 2009’da intihar eden genç oyuncu Lucy Gordon’a adanıyor.

Shine (David Helfgott)

Australyalı piyanist David Helfgott’un gerçek hayatını anlatan filmde, David’in çocukluk döneminden başlayarak gördüğü baba baskısına karşı çaresiz kalışı konu ediliyor. David, çok yetenekli bir çocuktur ve müthiş derecede piyano çalma yeteneğine sahiptir. Ancak babası onun en küçük hatasını bile affetmeyecek kadar katı yüreklidir. Bu baskılara dayanamayan David evden uzaklaşır, ancak yıllar sonra yine babasını arar.

The Velvet Goldmine

Arthur sıradan bir gazeteci olarak New York’da yaşamaktadır. Bir gün Glam rock dünyasının önemli isimlerinden birisi olan Brian Shade’in gizemli ölümünü araştırmaya koyulur ve ona olan hayranlığı yaptığı araştırmayı çok farklı bir noktaya götürür. David Bowie’nin hayatından esinlenerek çekilen film, yine David Bowie’nin bir şarkısı olan Velvet Goldmine’dan ismini almıştır.

BATUHAN KAPLAN/batuhantiger@gmail.com

Not: Bu yazının tüm hakları sinegazeteye aittir. İzin almadan, kaynak gösterilmeden kopyalanması telif hakları yasasına aykırıdır. 

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

1 yorum

Yorum bırakın

Batuhan Kaplan

Batuhan Kaplan

Sinema Yazarı
Amatör derecede müzisyen, profesyonel derecede sinema aşığı… Her alandaki ilhamını sevdiği parçaları dinlerken alan Okan Üniversitesi Sinema-Tv bölümü öğrencisi. Bugüne kadar birçok kısa film senaryosu yazdı ve çekti. İmkânları ve ilhamı izin verdiğince yazmaya da çekmeye de devam etmeyi düşünüyor. Edebiyatı ve tarihi seven, ileride her şeyiyle kendini anlatmayı başarabilen filmlerinin yönetmeni olmak gibi bir hayali olan kişi… İzlemek, dinlemek ve okumak neyse yazmakta onun için aynı derecede önemli ve zevkli. Her şeyiyle kendini onlarda bulduğu favori yönetmenleri Jim Jarmusch, Lars von Trier ve Andrei Tarkovsky. Çekmeyi istediği filmlerinin müziklerini kendi yapma düşüncesi ve isteği olarak Ennio Morricone ve Hans Zimmer gibi kişileri de idol olarak gören detaycı bir hayalperest.Mail yollamak için linke tıklayın.