Listeler

İzlenmesi gereken 10 Psikolojik-Gerilim Filmi!-Sinegazete

PSİKOLOJİMİZİN BİZE ZİHNİMİZİ SORGULATAN EN YÜKSEK GERİLİM HATTI OLDUĞUNU KANITLAYAN 10 FİLM

İyi bir hayat yolu demek, bir insanın hayat bilinmezine kendini tüm gücüyle fırlatması demektir. 

                                                                                                                              -Carl Rogers-

İnsanoğlu bin yıldır mutluluğun peşinde; fakat mutlu değil. Neden? Çünkü beceremiyor, çünkü bunun yolunu bilmiyor, her iki neden de geçerli. Bunların da ötesinde, çünkü dünyasal yaşamlarımızda kesintisiz mutluluk yok, sadece gelecekte onu elde etme umudu var… Acı, olmak zorunda; çünkü iyi ve kötü arasındaki savaşta, ruh ancak acı çekerek sağlığına kavuşabilir. der sinemanın ulu önderi Andrei Tarkovsky.

Psikolojimiz bizi anlatan ya da kabaca ele veren en büyük olgudur. Freud’un psikoanaliz savlarında söylediği gibi birinin rüyası onun ağzından çıkan bilinçli cümlelerden bile daha çok şey anlatır. Bilinçaltımıza her geçen salise farkında olmadığımız çeşitli yüklemeler yaparız. Bu yüklenenler ruhumuza işlemiş ise rüyalarımızda bulur bizleri. İçimize atmış ve onları bulunduğu yerden daha derine bastırmışsak eğer ve üstüne üstlük süper egomuz tembellik yapıp vicdani ve ahlaki bir engelleme yapmadığında ise ilkel güdülerimiz ortaya çıkar. Tam da bu noktada Freud’un şu aforizması akla gelir:

İfade edilmemiş duygular asla ölmez; sadece diri diri gömülür ve sonradan daha korkunç şekillerde tezahür ederler.

Psikolojimizin düşüncelerimizi, hislerimizi ve ruhumuzu farklı yollardan farklı şekillerde etkilediğini gösteren, zaman içerisindeki kısmi ve geçici varoluşumuzu sorgulayan ve hayattaki en büyük trajedileri hasarsız atlatmamız, her şeyin sırrını çözmemiz ve değerini anlamamızın psikolojimize yön verebilmekten geçtiğini gözler önüne seren 10 eser ile sizi düşünmeye sevk etmelerini dileyerek baş başa bırakıyoruz.  

Stalker / İz Sürücü (1979)

Uzak bir gelecekte, bambaşka bir yaşam düzeni içerisinde, ismi olmayan bir ülkedeyiz. Dünyaya düşen dev göktaşı yaşamı yerle bir ederken Zone adında esrarengiz, yeni bir bölge oluşmuştur. Bu bölgeden içeriye girebilen insanların tutkularının gerçekleşeceğine dair söylentiler vardır. İçeride yaşayan ‘güç’ insan zihni tarafından hayal edilmesi mümkün olmayacak güçteki bir varlıktır. Askerler tarafından korunan Zone bölgesine sadece gerekli olgunluğa erişmiş cesur Stalker’lar girebilmekte ve bölgeye giren insanlara eşlik etmektedirler. Kahramanımız Stalker, ailesinin tüm itirazlarına rağmen bölgeye girmek isteyen bir bilim adamına ve bir yazara eşlik etmeye karar verir. Tarkovski’nin Solaris’ten sonraki en önemli eseridir diyebiliriz.

Blue Velvet / Mavi Kadife (1986)

Kuzey Karolayna’da bulunan Lumberton’daki bir kasabada çekilen film, bir komşusunun arka bahçesindeki çim arazide kesik bir kulak bulan kolej öğrencisi Jeffrey Beamount’ un hikâyesini anlatır. Jeffrey, olayı kasabanın şerifi teğmen John Williams’ın kızı ve lise öğrencisi olan Sandy Williams’ın yardımları ile kendi başına araştırmaya karar verir. Sandy babasının ofisinde duymuş olduğu, kulakla ilgili yardımcı olabilecek bilgileri Jeffrey’e sağlar. Jeffrey sonunda sosyopat bir suçlu aynı zamanda da tecavüz, cinayet ve uyuşturucuya karışmış bir çetenin lideri olan Frank Booth’ un yeraltı dünyasına girer. David Lynch’i ve onun rengârenk zihninin ürünlerini görmeye ve düşünmeye bu filmden başlanabilir.

Antichrist / Deccal (2009)

Katıldığı bir ödül töreninde Nazi döneminin mimari anlayışına hayran olduğunu açıklayarak geniş kitleleri şok eden Lars von Trier, korku gerilim filmi projesi Antichrist ile beyazperdeyi de sarsmayı başardı. Senaryosunu Trier’le beraber Anders Thomas Jensen’ın yazdığı film, çocuklarını kaybettikten sonra, bir orman kulübesinde olayı unutmaya çalışan bir çiftin yaşadığı travmayı, epik bir görsel şölen eşliğinde sinemaseverlere aktarıyor. Willem Dafoe’nun bu filmdeki performansı konusunda destan yazdığını söylemek abartılı olmayacaktır. Özellikle Charlotte Gainsbourg’un da sayrıl kadın karakter rolündeki başarısı kusursuz ve filmin etkisini en üst düzeye çıkartıyor.

Funny Games / Ölümcül Oyunlar (1997)

Anna, Georg ve genç oğulları Georgie, tatil için göl kenarındaki evlerine gelmişlerdir. Komşuları Fred ve Eva onlardan önce gelip yerleşmişlerdir. Baba ile oğul yeni elden geçirilmiş yelkenlileri ile ilgilenirken, Anna iyi görünümlü bir genç olan Peter tarafından ziyaret edilir. Peter, Eva’nın yemek pişirdiğini ve yumurtaya ihtiyaç duyduğunu söyleyerek, Anna’dan yumurta rica eder. Bu isteği iyi niyetle kabul eden Anna, bir an duraladıktan sonra Peter’e arazilerine nasıl girdiğini sorar. Genç adam çitlerinde bir delik olduğunu, oradan geçtiğini deliği ise ona Fred’in gösterdiğini söyler. İyi başlayan tatil kâbusa dönüşmek üzeredir.

Black Swan / Siyah Kuğu (2010)

New York’ta yaşayan Nina genç ve yetenekli bir balerindir. Hayatının tamamını kapsayan dans en büyük tutkusu, yaşam amacıdır. Nina, eski bir balerin olan ve kızına sürekli dans konusunda hırs aşılayan annesi ile birlikte kalıyordur. Kuğu Gölü balesini sahneye koyan bale yönetmeni Thomas Leroy, yeni sezonda Beyaz Kuğu’yu canlandıran baş balerini değiştirmeye karar ve ilk terci olarak da Nina’yı görür. Yönetmen zarif, masum ve saf Beyaz Kuğu ile kötülüğün, şehvetin ve bilinmezliği temsilcisi Siyah Kuğu’yu aynı anda canlandırabilecek bir balerin arıyordur. Nina bunu gerçekleştirebilmek için elinden geleni yapsa da, bu rol için başka bir rakibi daha vardır ve o da yönetmen Leroy’u etkilemeyi başarmıştır. Beyaz Kuğu rolünde harikalar yaratan Nina ne kadar çok çalışırsa çalışsın içindeki Siyah Kuğu’yu ortaya çıkaramıyordur. Fakat rakibi Lily Siyah Kuğu performansında Nina’dan çok daha iyidir. İki genç balerin arasındaki rekabet ilginç bir dostluğa dönüşürken Nina da kendi karanlık tarafıyla yüzleşmeye başlamıştır. Bu yüzleşme her ne kadar onu mahvedebilecek türden bir kayıtsızlığa dönüşse bile…

Mulholland Drive / Mulholland Çıkmazı (2001)

Betty Elms, en büyük hayali Hollywood’da ünlü bir aktris olmak olan bir kadındır. Bunun için Hollywood’a doğru bir yolculuğa çıkmıştır. Burada kendi hayatında mükemmel bir noktaya ulaşmış olan bir kadınla tanışır ve onun başarılarına hayran kalır. O kadın da Betty’den hoşlanmaya başlar ve aralarında gizemli ve oldukça erotik bir ilişki başlar. Mulholland kavşağında bir trafik kazası gerçekleşir. Bilinç ve bilinçaltı birbirine karışır. Bütün bu hayatlar, birbirlerine gireceklerdir.

Jacob’s Ladder / Dehşetin Nefesi (1990)

Bir Vietnam gazisi olan Jacob Singer (Tim Robbins), gerçeği hayalden ayıramayan, halüsinasyonlarla dolu bir hayat yaşıyor. Vietnam’dayken devlet tarafından şiddet ve gücünü arttıran ama aynı zamanda yavaş yavaş delirmesini sağlayan bir ilaç verildiğini hatırlıyor. Yaşadığı hayatın bir türlü gerçek olduğunu inanamayan Jacob, aklını kaybetmemek için her şeyi yapmaya hazırdır.

Don’t Look Now / Karanlığın Gölgesi (1973)

Kızları boğularak ölmüş bir çift, adamın üstlendiği restorasyon işi için Venedik’e gider. Acılı anne geçirdiği travmayı atlatmak üzereyken âmâ bir kadının kehaneti yüzünden bir kez daha tedirginleşirler: Venedik’i hemen terk etmezlerse kocanın başına bir felaket gelecektir. Bu kehanete kulak asmayan adam bir süre sonra kırmızı giysili bir çocuk görmeye başlar.

Repulsion / Tiksinti (1965)

Filmde bir güzellik salonunda çalışan Carole, oldukça içine kapanık genç bir kadındır. Bastırılmış cinselliği yüzünden hem özel yaşamında, hem de işte dışlanan Belçikalı Carol, Londra’da beraber oturduğu kız kardeşinin evli sevgilisiyle tatile çıkmasının ardından evde tek başına kalır. Carol, korkularına teslim olur ve hayalle gerçekleri ayıramadığı dünyasında tamamen çözülür.

Misery / Ölüm Kitabı (1990)

Dehşetli bir hikâyenin muhteşem bir sahicilikle sinemaya aktarıldığı olağanüstü bir gerilim “Ölüm Kitabı”… Tabi bu hikâyede, canlandırdığı Annie Wilkes karakteriyle harikalar yaratan -belki de kâbuslar yaşatan dememiz daha doğru olacaktır- başarılı aktris Kathy Bates’in parmağı büyük. Dikkatli sinema izleyicisi, oyuncunun bu filmindeki sıra dışı performansı sonucunda Oscar’ı kazandığını da anımsayacaktır. Filmin konusuna gelince, Paul Sheldon kolay okunan popüler romanlar yazarıdır. Artık kariyerinde bir dönüm noktasında olduğunu düşünür, seri maceralarını yazdığı karakteri Misery Chastain’in öldürüp diziyi bitirir. Paul taşrada geçirdiği bir araba kazasından yaralı kurtulur. Onu bulup evinde bakmaya başlayan Annie Wilkes, şans eseri Paul’un sadık okurlarından biridir ve kahramanı Misery Chastain’in de sıkı bir hayranıdır. Son kitabı okuyup Misery’nin ölümüyle şoke olan kadın öfkeye kapılır ve Paul’u ayağından feci şekilde yaralayarak onu yatağa hapseder. Hem bölge şerifi, hem de menajeri umutsuzca Paul’ü ararken o, gardiyanı Annie’ye özel bir Misery macerası daha yazmak zorundadır.

BATUHAN KAPLAN/batuhantiger@gmail.com

Not: Bu yazının tüm hakları sinegazeteye aittir. İzin almadan, kaynak gösterilmeden kopyalanması telif hakları yasasına aykırıdır.

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Batuhan Kaplan

Batuhan Kaplan

Sinema Yazarı
Amatör derecede müzisyen, profesyonel derecede sinema aşığı… Her alandaki ilhamını sevdiği parçaları dinlerken alan Okan Üniversitesi Sinema-Tv bölümü öğrencisi. Bugüne kadar birçok kısa film senaryosu yazdı ve çekti. İmkânları ve ilhamı izin verdiğince yazmaya da çekmeye de devam etmeyi düşünüyor. Edebiyatı ve tarihi seven, ileride her şeyiyle kendini anlatmayı başarabilen filmlerinin yönetmeni olmak gibi bir hayali olan kişi… İzlemek, dinlemek ve okumak neyse yazmakta onun için aynı derecede önemli ve zevkli. Her şeyiyle kendini onlarda bulduğu favori yönetmenleri Jim Jarmusch, Lars von Trier ve Andrei Tarkovsky. Çekmeyi istediği filmlerinin müziklerini kendi yapma düşüncesi ve isteği olarak Ennio Morricone ve Hans Zimmer gibi kişileri de idol olarak gören detaycı bir hayalperest.Mail yollamak için linke tıklayın.