KritiklerRetro Filmler

Unbreakable: Ölümsüz olmak için kahraman olmak yeter mi?

Tüm yolcuların hayatlarını kaybettiği büyük tren kazasından kurtulabilen tek kişi David Dunn (Bruce Willis) olur. İşin daha da ilginç yanı Dunn’ın tek bir çizik bile almadan bu kazayı atlatmış olmasıdır. Bu mucizevî durum tüm insanların ilgisini çeker, en başta da bir çizgi roman müptelası ve koleksiyoncusu olan Elijah Price’ın… Price David Dunn’la tanışmak ister ve bu amacına ulaştığında ona bu kazayla ve bu gibi kazalardan nasıl kurtulduğuyla ilgili gizemli bir teoriden bahseder. Dunn’a başlarda gerçek dışı gelen bu teori zamanla kendini keşfetmeye giden yolun ilk adımı olacaktır.

İncelemeye şöyle sorularla başlayabiliriz; bir insan en fazla kaç kez ölümden dönmüştür? Ne zaman ve ne yaptığında kendini kahraman olarak görür-görebilir? İnsanların flu bir beyazlık kadar bile hatırlayamadığı anları, unutmayı istediği ve ne yazık ki bunu başarabildiği dönüm noktaları mıdır? İnsan olumlu da, olumsuz da olsa, gelecek olan o günde; sadece ve sadece ‘hatırlamayı’ isteyecektir bazı şeyleri. Kendini, kendine yaptıklarını, düşündüklerini-düşünmediklerini, haykırdıklarını-sustuklarını, kahramanlıklarını-acizliklerini, başkalarının gözündeki büyük-küçük yansımalarını…

10984068_10152964278828891_7560710684556462027_n

Peki, ya tüm bunları neden Dunn gibi hatırlayamaz bazen insan? Belki de hatırladıktan sonra regresyon (gerileme) yaşayacağından korkmaktadır. Geçmişine bağlı kalmanın, sevdiği şeyler uğruna vazgeçtiği şeylerin tekrar vuku bulmasının; oğlunun gözündeki yüceliğini azaltacağından endişe duyuyordur belki de… Ama kesin olan bir şey varsa o da çocuğun gözündeki baba figürünü ve onun gücünü, Oidipus kompleksi açısından baktığımızda başta olumlu yönde veren bir anlatım olmasıdır. Bazı yerlerde Odipal kompleksinin işaretleri nüksetse de ağırlıklı olarak çocuğun, aslında babasının kahraman olmasına inanmak istediğini görürüz. Tek istisnai durum ve sahne, çocuğun babasına silah doğrulttuğu sahnedir. Bu noktada sormamız gereken sorular ise; çocuk orada gerçekten babasının gücünü annesine de göstermek ve kendi umut dolu inancını arttırmak için mi yapmıştır bunu, yoksa tam aksine annesine duyduğu durgun, sessiz, sakinlik ve sabır içindeki aşk adına babasının aslında kahraman olamayacak kadar iradesiz ve güçsüz olduğunu onu gerçek anlamda öldürerek kanıtlamak istemesi midir?  İkinci seçenek daha yüksek görünürken odipal kompleksin reaksiyonlarından olacak ki çocuk silahı bırakır, bırakmak zorunda kalır. Ama filmin sonunda bu duruma sevinecek, gözünden bir damla yaş süzülecektir. Çünkü artık onun gibi olabileceği umut ve inancın en büyük simge ve motivasyonu gazetedeki kahramanlığı olacaktır.

Elijah Price’a gelecek olursak; o da başta kendini ve keskin gayelerini çok iyi saklayabilen bir anti kahramandır. Dunn’un oğlunun, onun gibi olabilecek bir şey görmek istediği için arzuladığı güçlü ve kahraman babanın doğmasına en büyük katkısı olan fiziksel olarak kırılgan, zihin olarak her düzeni kırabilecek güçte, hırsta ve arayıştaki biridir. Kendine cam denmesinin, tanrının onu bizi zaten yeterince kırılgan hale getiren hatta kıran dünyaya doğar doğmaz kırıklarla getirmesinin adeta intikamı gibi yüzlerce insanın hayatını hiçe sayarak hayal dünyasındaki rakibini aramaktadır. Ve onu bulur da. Ama bulduğu kahraman, onu ararken hiçe saydığı-yok ettiği ruhları geri getirebilecek güçlere sahip midir acaba?

Görüntü açısından da ufak bir iki kelam etmek gerekirse; şunları söyleyebiliriz: Kameranın baştan beri genellikle hareketli olması, tıpkı Elijah’ın karakteri ve zihni gibi hep bir arayışta olmasının göstergesidir. Çevresine bakınan, bir düşman ya da kahraman arayan bir karakterdir aslında kamera… Her dokunduğu kişiden gördüğü görüntülerdeki asıl kişilerin kıyafet renkleri, yavaş çekimler, olayın içine dâhil eden zoom’lar…

Hepsini topladığımızda; M.Night Shyamalan’ın, arayışların içinde kaybolan dopdolu ve kinci zihinlerin neler yapabileceğini gösterdiği bir film izlediğimizi görüyoruz. Dünyanın aslında kahramanlardan çok; kendine rakip arayan, arayışları uğruna intikam almayı birincil hedefi haline getiren, inançlarının umut yerine kin doğurduğu hastalıklı zihinlerin ellerine bırakmayacak beyaz umutlara ve en küçük kusura sonsuz sabır gösterebilen kişiliklere ihtiyacı olduğunu anlıyoruz. Hayatta kahraman aramak, kahraman olmak yerine; dünyanın bir kahraman ihtiyacını doğuracak ne gibi şeyler yaptığımızı düşünerek kendimizi ve bize sunulanlara ihanetlerimizi sorgulamamız gerekiyor. Sonuçta hiç kimse ölümsüz değildir, ama insanı ölümsüz kılan bazı şeyler vardır. O şeyler bizi biz yapan şeylerdir. Fikirler, sanat eserleri, hisler, umutlar, düşünceler, felsefeler ve daha birçok şey ölümsüzlüğün anahtarıdır. Tek yapmamız gereken kahraman bir çilingir aramak yerine, kapıyı azıcık zorlamak ve açmaktır.

BATUHAN KAPLAN/batuhantiger@gmail.com

Not: Bu yazının tüm hakları sinegazeteye aittir. İzin almadan, kaynak gösterilmeden kopyalanması telif hakları yasasına aykırıdır. 

Yorum bırakın

Batuhan Kaplan

Batuhan Kaplan

Sinema Yazarı
Amatör derecede müzisyen, profesyonel derecede sinema aşığı… Her alandaki ilhamını sevdiği parçaları dinlerken alan Okan Üniversitesi Sinema-Tv bölümü öğrencisi. Bugüne kadar birçok kısa film senaryosu yazdı ve çekti. İmkânları ve ilhamı izin verdiğince yazmaya da çekmeye de devam etmeyi düşünüyor. Edebiyatı ve tarihi seven, ileride her şeyiyle kendini anlatmayı başarabilen filmlerinin yönetmeni olmak gibi bir hayali olan kişi… İzlemek, dinlemek ve okumak neyse yazmakta onun için aynı derecede önemli ve zevkli. Her şeyiyle kendini onlarda bulduğu favori yönetmenleri Jim Jarmusch, Lars von Trier ve Andrei Tarkovsky. Çekmeyi istediği filmlerinin müziklerini kendi yapma düşüncesi ve isteği olarak Ennio Morricone ve Hans Zimmer gibi kişileri de idol olarak gören detaycı bir hayalperest.Mail yollamak için linke tıklayın.