Arzu Çevikalpİspanyol SinemasıKritikler

İspanyol Sinemasının Kuvvetli Esen Rüzgârı

Festivallerde gösterilen yabancı filmleri kaçırmamak gerek, özellikle de İspanyol filmlerini! Festivalde izlediğimiz filmlerin gişe yapmayacağını düşünen sinemacılar, Avrupa Sinemasına ait çoğu filmi vizyonda göstermiyorlar. Ama M3 film sayesinde festivalde gösterilmiş bazı filmleri seyretme olanağına kavuşuyoruz. Şimdi hep beraber festivalde gösterilmiş olan “VİVİR ES FÁCIL CON LOS OJOS CERRADOS” (Gözleri Kapalı Yaşam Daha Kolay) filmini masaya yatırıyoruz.

İspanyol sinemasından o kadar güzel örnekler çıkıyor ki, çoğunu izleyemiyoruz. Peki, neden? Nedeni basit: İspanyol filmleri maalesef ülkemize pek sık uğramıyor, uğrayanlar da genelde fazla izlenmiyor. Keşke durum tersi olsa!

Ülkemize uğramayan, sadece festivallerde veya yurt dışında izleme şansını elde ettiğimiz İspanyol filmlerini bundan böyle sizlerle paylaşacağız. Belki bu yolla İspanyol filmlerine karşı verimlilik artar ve daha çok izleyicinin dikkatini çekmiş oluruz. Şunu ısrarla söylüyoruz: Bir kere İspanyol sinemasına gönül verdiniz mi, ondan kopamazsınız. Akdeniz sıcaklığı içinizi ısıtmaya başlar ve tamamıyla bir bütün olursunuz.

Bu yazdıklarımızı haklı çıkartan En İyi Film, En İyi Özgün Senaryo ve En İyi Yönetmen ödüllerini (Goya) alan “VİVİR ES FÁCIL CON LOS OJOS CERRADOS” çok kısa bir süre önce Digitürk kanalında yayınlandı. Tekrar yayınlanıp yayınlanmayacağını bilmiyoruz, ama filmi mutlaka izlemeniz gerektiğini düşünüyoruz. İzlediğiniz zaman bir süre etkisinden çıkamayacaksınız, bunu baştan söylüyoruz ki kendinizi ona göre hazırlayın.

JOHN LENNON’I GÖRMEK UĞRUNA…

Hayatı Beatles ve John Lennon üzerine kurulu olan bir İngilizce öğretmeni Antonio’nun çılgınlıklarına yer veren film, iki farklı hayatı aynı anda perdeye yansıtıyor. İki farklı hayattan kasıt şu: Film, 60’lar İspanya’sının gri, çelişkili ve siyasi diktatörlüğünü barındırırken, araya giren ‘John Lennon sevdası’ hikâyenin melodramatik çatısını güçlendiriyor. Ülkesinin sıkıntılı durumuna rağmen, hayallerinin peşinden koşan Antonio’nun manevi gücü ve inancı onu öyle bir noktaya sürüklüyor ki, kısa bir süreliğine siyasi rejimden çıkarak kendini renkli dünyanın kollarına doğru bırakıyor. Yani hayatın hem acı, hem de tatlı oluşunu göz önüne seren Antonio, her şeyin güllük gülistanlık olmadığını, siyah ve beyaz renklerle ortaya koyuyor.

Madalyonun ön yüzü yin, arka yüzü de yang! Tabi yin ve yang arasında belirli bir denge var. Yaşamda da aynı denge var, ama biz bu dengeyi bozuyoruz. Önemli olan zorlu ve sıkıntılı yaşamımızı daha içinden çıkılır hale getirip, mutlu anları yakalayabilmek. Film bize bunu öğretiyor işte! Ülkenizde her ne kadar sorun olursa olsun, siz kendi bildiğiniz doğrunun peşinden gidin diye açıklayan film, pes etmenin bir zayıflık ya da yenilgi olduğunu dile getiriyor. Arka planda İspanya’nın karanlık dönemlerini gösteren film, aydınlık dönemlere geçişin her ne kadar kolay olmayacağını aktarsa da, kendimize ait bir dünya yaratmamızın bizim için daha hayırlı olacağını vurgulayarak, gerçekleri burnumuzun dibine dayıyor.

Franco’nun faşist yapısı hikâyeye direk sirayet etmiyor, ama dolaylı yollardan Franco İspanyasının sınırları çiziliyor. Gerçi 1950’ler ve 1960’larda Franco bazı liberalleşme eğilimleri göstermiş olmasına karşın,  1966’da yürürlüğe koyduğu bir düzenlemeyle devlet ve hükümet başkanının yetkilerini birbirinden ayırmıştır. Tüm bunlar John Lennon tutkunu Antonio’nun mizahi şekillerle bize anlatmak istediği bazı temel siyasi sorunlar…

Beatles’ın popüler olduğu yılı yani 60’ları, İspanya’daki devlet olaylarıyla örtüştüren yönetmen David Trueba, zekâsını kullanarak ideoloji ve kültür arasında bir köprü oluşturuyor. Bir yanda ülkenin kötü hali, diğer tarafta da Beatles’ı görebilmek için yapılan çılgınlıklar… Zaten müzik her zaman bir kaçış olmuştur. Bakınız: “Rosewater”

GÖZLERİ KAPALI YAŞAM DAHA MI KOLAY?

Metafor olarak kullanılan John Lennon’a saygı duruşunda bulunan yönetmen, ‘gözleri kapalı yaşam daha kolay’ efsanesini filmin içine yedirerek, gözlerinizi dört açın ve etrafınızdaki güzellikleri görün diye mizahi bir şekilde yaklaşıyor. Sertliklere mizah ile çare arayan film, sadece seyirciyi güldürmek için yola çıkmıyor, amacı bazı dikkat çekici mesajlar vermek ve ortamı yumuşatmak… Bizi hem gerçeklerle baş başa bırakıyor, hem de onlardan uzaklaştırıyor. Bu, bir taşla iki kuş vurmak değil de nedir?

Filmin en güzel tarafı Antonio’nun istediği kişiye ulaşabilmesi için ödediği bedel! Sebebi de şu: Antonio tek başına Lennon’ı aramaya gitme hayali kurarken, evdeki hesap çarşıya uymuyor. John Lennon’ın film çekmek için Almeria’ya geliyor oluşunun altında yatan o kadar çok neden var ki, burada o nedenlerden bahsedip filmin büyüsünü bozmak istemiyoruz. Yolda iki gence rastlayıp onları arabasına alan Antonio, onlarla inanılmaz bir dostluk kuruyor. Antonio’nun çılgınlığı ile gençlerin çılgınlığı birleşince ortaya müthiş bir film çıkıyor.

Öz farkındalık yaşamak adına belli bir sorundan ötürü evden kaçan gençler, kendilerini buluyorlar ve Antonio onların en iyi dostu haline dönüşüyor. Evdeki sıkıntılardan kaçan gençlerin, Antonio ile hayatın gerçeklerini öğrenmeleri ve bakış açılarının değişmesi, doğru bir karar vermiş olduklarını gösteriyor. Belki böyle bir maceraya atılmasalardı halen aynı şekilde düşünüyor olacaklardı. Antonio onlara bir baba gibi değil, bir arkadaş olarak yaklaşıyor, kimbilir belki de işin sırrı bu! Bazen aileler ‘şunu yapamazsın, şuraya gidemezsin’ tarzında bir mantık yürüttükleri için, birçoğumuz genç olarak özgürlüğümüzün kısıtlandığını düşünüyoruz, bir bakıma doğru, ama bazen de tam tersi oluyor. Açıkça ifade edersek; gençlerin bu yolculuğa çıkmaları gerekiyordu, zira bazı şeyler yaşayarak öğreniliyor, bunu es geçmemek lazım! Gençler de yaşayarak öğrendiler.

ÖĞRETİCİ YOL FİLMİ ZOR BULUNUR

Yol filmi olarak önemli bir yere oturttuğumuz “VİVİR ES FÁCIL CON LOS OJOS CERRADOS”, yolun hakkını veriyor. Zaten yol sizi hiç ummadığınız yere doğru sürükler ve bazen ana amacınızı unutup, kendinizi akışa doğru bırakırsınız. Yalnızlığını yol ile tamamlamaya çalışan Antonio’nun en büyük avantajı, yol boyunca ona eşlik eden gençler! Aslında Antonio gençlik yıllarına geri dönerek onları anlamaya çalışıyor, eh ne de olsa Antonio da gençliğini dilediği gibi yaşayamamış. Onca ülke sorununa can mı dayanır?

Genel itibariyle; eski dönemi aynen yansıtan Trueba, kıyafetlerdeki seçiciliğini ön plana alarak karakterleri o kıyafetlerle birebir eşleştiriyor ve kendimizi zaman makinası ile geçmişe gitmiş hissediyoruz. Canlı ve pastel renklerle boyadığı filmi, eşsiz güzellikteki bir tabloya dönüştüren Trueba, sanatsal yeteneğini teknik vurgulamalarla ortaya çıkarıyor. Mesela Belén’in giydiği pantolunun yeşil oluşu ile arabanın yeşil oluşu tesadüf değil, özellikle tercih edildiği açıkça ortada… Cam gibi görüntülerle bizi filmin içine monte eden Trueba, oradan çıkmamıza müsaade etmiyor, ta ki film bitene değin… Sanki çektiği fotoğrafları film için teker teker birleştirmiş gibi bir hava yaratan Trueba, eline aldığı fırçasıyla güzel bir manzara resmi çiziyor. Bu resimde o kadar çok detay var ki, bazen onları anlamlandırmakta güçlük çekiyoruz. Nasıl ki; bir resmi ince ince tahlil ediyorsak filmi de aynı o şekilde tahlil ediyoruz.

Sonuç olarak; “VİVİR ES FÁCIL CON LOS OJOS CERRADOS” öğretici ve antropolojik yapısıyla izleyenlerde önemli bir etki yaratıyor. İnce mizah anlayışımızı güçlendiren film, ironik diyaloglarıyla hem akılda kalıyor, hem de detaylı olarak irdelememize yardımcı oluyor. Eğer eski İspanya’ya dair bazı bilgiler öğrenmek istiyorsanız tam yerine geldiniz. Gözlerinizi filmden ayıramayacağınızı garanti eder ve iyi seyirler dileriz! Hislerinize karşı koyamayacak oluşunuzu da belirterek yazımıza noktayı koyuyoruz.

 

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Arzu Çevikalp

Arzu Çevikalp

Genel Yayın Yönetmeni
1982 yılında İstanbul’da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kodlamakla anlam kazanır. Sadece şiir, deneme ve öykü gibi türlerde yazı yazmak yetmez, ilgi alanlarımın genişlemesiyle yepyeni türlere doğru yelken açarım. Film eleştirileri, kısa haberler ve diğer muhtelif sinema yazıları... Açıkça ifade etmem gerekirse, sinema hakkında yazı yazarken tıpkı ufak bir çocuğun annesini gördüğünde sevindiği kadar seviniyorum ve kendimi bembeyaz bulutların arasında dans ediyor gibi hissediyorum. Hiç bırakmayacağım bir görev. Mail yollamak için linke tıklayın.