Arzu ÇevikalpVizyondan çıkan filmler

Hayat ebedi bir bekleyiştir-Arzu Çevikalp

Bazen kötü şeyler yaşandığı zaman sanki hiç yaşanmamış var sayıp, bu konuda konuşmak istemeyiz, kaçabildiğimiz kadar kaçarız ve sonunda teslim oluruz. İyi bir haber aldığımızda ise kabımıza sığmayız. Bu hep böyle devam etmiştir ve değişmesi beklenemez, insan doğası böyledir işte…  

Genelde insanlar tanıdıklarına kötü haber verirlerken düz yolu değil, dolambaçlı yolu tercih ederler, sebebi de onları incitmemek… Aslında her zaman düz yolu seçmek gerek, lakin zaman zaman insanlarla empati kurmakta zorlanıyoruz. Tıpkı İtalyan-Fransız ortak yapımı olan “L’attesa” (Bekleyiş) filminde olduğu gibi… Yalanlar, sırlar, hayal kırıklıkları, yalnızlık, keder ve arkadaşlık üzerine kurulu olan ‘ölüm’ temalı “Bekleyiş”, kâh melankolik, kâh neşeli bir portre çizerek, izleyiciye hikâyeyi derinlemesine irdeletiyor.

Oğlunun ansızın ölümü ve içinde bulunduğu yalnızlık sebebiyle, oğlunun kız arkadaşı Jeanne ile ilişki kurmaya çalışan, bir annenin (Anna) gizemli macerasına konuk olan film, karanlık geçişler ve kötü rüyalar ile psikolojik gerilim yaratmaya çalışıyor, ama bunu dramatik yollar aracılığıyla yapıyor. Yaşadığı travmatik olay nedeniyle, paranoyaya kapılan Anna’nın hayatının ters yüz oluşu ve bu da yetmiyormuş gibi halüsinatif görülerin boğazına sarılması, onu iyice uçuruma doğru itiyor. Duygu durum dalgalanmaları ile mücadele edemeyen annenin gerçeklerden kaçıp, hayal dünyasına doğru yol alışı hikâyeyi ilginç kılıyor.

arzu logo

Kafasında kendine yeni bir gerçeklik yaratan Anna, yeni bir anne modeline bürünerek oğlunun kız arkadaşına annelik yapmaya çalışıyor. Eh, ne de olsa her kadın anaçtır, ister çocuğu olsun ister olmasın. Dinî  metaforlardan beslenen film, dinî  inançlarından ödün vermeyen Anna’nın inançlı bir kadın oluşunu göz önüne seriyor ve Çile Haftasında (Kutsal Hafta) yaşananları acımasız bir biçimde perdeye yaftalıyor. Anna sürekli kızı yanında tutmaya çalışıyor, bu onun için büyük bir tutku, zira oğlunun ıstırabını ertelemek adına zamanı uzatmaktan başka çaresi yok.  Lafın özü; din ve Jeanne onun en önemli yaşam kaynağı…

BİRLİK VE BERABERLİĞİN KOMBİNASYONU

Genel itibariyle; birlik ve berberliği merkeze alan yönetmen neredeyse birkaç oyuncuyla filme olumlu hisler beslememize izin veriyor, çünkü öyküleme tekniği görsel efektlerin yerine geçiyor. Günlük yaşantımızdan parçalar bulabileceğimiz film, aşırıya kaçmadan minimal açılımlarla minimalist bir yapıya doğru uzanıyor. Yavaş başlayan film, giderek hareketleniyor, ama hiç zaman çizgisinin dışına çıkmıyor, az diyalog çok mizansen var. Mizansenler ise harikulade bir şekilde kurgulanmış (!)

Bir de o mizansenlerin aralarına iliştirilmiş müzikler devreye girdiği zaman, seyirci bu hikâyenin ucu nereye dokunacak acaba diye soru sormaya başlıyor. Yalnız filmde sevmediğimiz ve bizi rahatsız eden bir husus söz konusu, o da şu: gözetleme tekniğini filme monte ederek, mahremiyete, bağ kuran yönetmen, zaman zaman izleyicinin keşke o sahneleri koymasaydı demesine sebebiyet veriyor. Böyle bir filmde o sahnelerin ne gereği vardı demekten kendimizi alamasak da, bir sebebi vardır diyerek geçiyoruz bazı teknik vurgulamalara…

Uzun ve geniş perspektifli kadrajlar ile bizi Sicilya’nın güzel manzarası ile baş başa bırakıp, sinematik seyahate çıkaran yönetmen Piero Messina, görsel dokuyu çok iyi koruyor. Bunların yanı sıra küçülen kadrajlar, üst çekim, yakın plan ve yavaş yavaş zayıflayıp kaybolan geçişler ile usta işi bir film çıkardığını ortaya koyan yönetmenin, ilk projesi olduğunu hatırlatmakta fayda var. İtalya’nın dikkat çeken filmlerinden biri olan “La Grande Belleza” (Muhteşem Güzellik, 2013) filminde yardımcı asistan olarak görev alan Piero Messina yönetmen Paolo Sorrentino’nun öğretilerini uyguluyor.

YANIT VERMEMİZ GEREKEN SORULAR

Ayrıntılı bir okumayla; neredeyse hiç tebdil-i mekân yapmayan yönetmen, anne ve genç kızın ev ve sahil arasında mekik dokumalarına vesile oluyor. O evde o kadar çok şey yaşanıyor ki, bazen izlediklerimiz bizi korkutuyor. Korkutmasının başlıca sebebi ise şu: orayı her şeyden kaçtığınız, hatta kendinizden bile kaçtığınız bir yalnızlık evi olarak düşünün. Tek yaptığınız uyumak, düşünmek, yemek yemek, manzarayı seyretmek ve dinlenmek… Evi farklı bir şekilde yorumlarsak, ortaya şöyle bir şey çıkar: kapalı kapılar ardında beklenmeyen misafirlerin geldiği ve korkutucu nesnelerin yer aldığı bir keder evi. Film esasında bize yalnızlık ve dostluk arasındaki ince çizgide yaşanan olayları aktarıyor ve bize şöyle bir soru yöneltiyor: yalnızlık mı, yoksa müziği oluşturan enstrümanlardan biri olmak mı? Bu sorulara yanıt vermek zor, lakin insanın acısını içine gömmeyip yalnızlıktan kurtulması gerek. Şu kaçınılmaz bir gerçektir ki, içimize attığımız her ne varsa bilinçaltımızda kayıtlıdır ve zamanı gelince su yüzeyine çıkar. Hani derler ya zaman, her şeyin ilacıdır; belki de zaman sadece olayları ötelememize yol açar.

Son paragrafta; festival atmosferi taşıyan, sembolik anlatımla desteklenen “Bekleyiş” ünlü Fransız oyuncusu Juliette Binoche’un muazzam oyunculuğunu, İtalyanca diyaloglarını görmek ve popüler filmlere kısa bir süreliğine ara vermek istiyorsanız, bu kara masal-vari tarzdaki Avrupa filmine bir şans verin.

 

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Arzu Çevikalp

Arzu Çevikalp

Genel Yayın Yönetmeni
1982 yılında İstanbul’da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kodlamakla anlam kazanır. Sadece şiir, deneme ve öykü gibi türlerde yazı yazmak yetmez, ilgi alanlarımın genişlemesiyle yepyeni türlere doğru yelken açarım. Film eleştirileri, kısa haberler ve diğer muhtelif sinema yazıları... Açıkça ifade etmem gerekirse, sinema hakkında yazı yazarken tıpkı ufak bir çocuğun annesini gördüğünde sevindiği kadar seviniyorum ve kendimi bembeyaz bulutların arasında dans ediyor gibi hissediyorum. Hiç bırakmayacağım bir görev. Mail yollamak için linke tıklayın.