Sinegazete- Bağımsız sinema portalı

Hayaller En Önemli Mirasımızdır-Arzu Çevikalp

Şu sıralar sıkıntılarla mücadele ederken keşke kafamızı dağıtan bir film olsa da biraz kendimize gelsek diyenlere müjdemiz var. Steven Spielberg’in uzun süredir merakla beklenen görkemli peri masalı “The BFG” bu hafta sinemalarda… 

Steven Spielberg’in filmlerini gözünüzün önünde canlandırın denildiğinde belleğinizden birçok Spielberg filmi geçer. Kimi “E.T” (1982), kimi “Close Encounters Of The Third Kind” (Üçüncü Türden Yakınlaşmalar, 1977) kimi “Jurassic Park” (1993), Artificial Intelligence: AI” (Yapay Zekâ, 2001) kimi de “Minority Report” (Azınlık Raporu, 2012) der. Şu su götürmez bir gerçektir ki, sinema tutkunları ünlü yönetmen Steven Spielberg’ı “E.T” filmiyle tanıyıp sevdiler, zaten o filmden sonra Spielberg hızla yükselmeye devam etti. Gerçi Spielberg E.T filmini çekmeden önce, uzaylılara olan takıntısını ”Üçüncü Türden Yakınlaşmalar” ile gösterip ne tarz filmler yapacağının sinyallerini vermişti.

yazar_serkanbastimar

E.T’deki duygusallığı ve dostluğu ön planda tutarak, İngiliz yazar Ronald Dahl’ın romanı “The Big Friendly Giant” (Koca Sevimli Dev)’ı beyazperdeye adapte eden, yapımcı-yönetmen Steven Spielberg, küçük kız çocuğu ile devleri merkeze alıp, çocuklarla bağ kurmaya çalışıyor. Hikâyeye göre; küçük kız çocuğu Sophie’nin iç sesini ta uzaktan duyan ve onu yetimhaneden kurtaran BFG isimli cüce dev, onu daha önce hiç gitmemiş olduğu devler ülkesine götürür ve hikâye oluktan yavaş yavaş akmaya başlar. Buradan hareketle; kitaba sadık kalmak adına elinden geleni yapan Spielberg, yetimhanedeki çocuklarla, yeteri kadar ilgilenilmediği için, yalnızlık çektiklerine, kendilerine yepyeni bir hayal dünyası yarattıklarına değinip, bazı yerlere atıfta bulunuyor. E.T’deki uzaylının yerini dev BFG’nin yer aldığı film, hem mizahı, hem de yaratıcılığı kullanarak seyirciyi koltuğuna mıhlamak adına her yolu deniyor.  Peki, başarıyor mu?

İNSAN-DEV İLİŞKİSİ

Filmdeki görsellik harikulade, fakat “Jack the Giant Slayer” (Dev Avcısı Jack, 2013) filmi ile kıyaslandığında, insan-devlerin teknolojik olarak gelişimi açısından aynı şeyi söylemek biraz zor, ama ona rağmen seyirciye adeta güzel bir peri masalı yaşatıyor. Diğer bir deyişle; seyirciye hem hayali icraat yaptırıyor, hem de karakterleri güzel bir şekilde dramatize ederek, hislerimizin harekete geçmesine vesile oluyor. Fantastik motiflerle bezeli olan film, belli bir noktaya kadar hiç sekmeden ilerlerken, ters bir manevra yaparak, seyircinin kafasını karıştırıyor. Alt metin okumalarını göz önüne aldığımızda; şu açık ve net bir şekilde görülüyor: film rotasından sapıyor, öyle politik mesajlar var ki, keşke o mesajlar filmde olmasaydı diyoruz. Bunu şuna benzetebiliriz: büyülü yaşamın içine saklanmış gizli gerçekler…

Bunu genelde Tim Burton yapar, fakat Spielberg de filmde ara ara yapıyor, ancak aralarındaki en önemli fark gotik ve korkutucu motiflerin Spielberg’in filmlerinde yer almayışı. Ayrıca karşıt karakterlerin zıtlığından doğan sinerjinin de yer almadığını belirtelim. Gelelim asıl meseleye… Önceki paragraflarda filmin küçük kız çocuğu ile devleri merkeze aldığından söz etmiştik, hikâyedeki devler ikiye ayrılıyor: cüce devler ile devasa devler… Devasa devler insan yiyici, cüce devler ise insan koruyucu… Cüce dev, diğer devlerden korkmamasına rağmen onlardan uzak duruyor, çünkü onlar bir hayli tehlikeli. Cüce devin kendine ait bir evi var, tıpkı cüce Hobbit gibi… Bu yüzden onu Hobbit’le özdeşleştiriyoruz.

MARK RYLANCE’IN USTA OYUNCULUĞU

Filmi bütünlük içinde değerlendirdiğimizde canlı animasyon tekniğiyle çekilen film, hızlı kamera hareketleri, sağa sola dönüşleri ve canlı renkleri ile Spielberg’in yönetmenlik anlamındaki yetkinliğini ortaya koyuyor. Karşımızda belki bir E.T yok ama Spielberg’den genelde kötü bir iş çıkmaz. Doğrusunu söylemek gerekirse; “Bridge Of Spies” (Casuslar Köprüsü, 2015) filminde bayağı olumlu bir etki bırakan Mark Rylance’ın sanal gerçekliğine uygun olarak yaratılan BFG karakterine, içten ve samimi bir şekilde can veriyor oluşunun seyirciyi ortadan ikiye ayırması kuvvetle muhtemel…

Yazıyı noktalamadan önce yazar Dahl hakkında önemli bir bilgiyi paylaşalım. Eserlerini belli bir kalıba giydirmeden kaleme alan Dahl, kuralcı olmadığı için özgürdür, çocuklar ile büyükleri objektife alan yönetmen bazen korku motiflerini ekler hikâyelerine… Perdeye uyarlanan eserleri arasında ise şunlar vardır: “Fantastic Mr. Fox” (Yaman Tilki, 2009), “Charlie and The Chocolate Factory” (Charlie’nin Çikolata Fabrikası, 2005), “Matilda” (1996), “James and The Giant Peach” (Dev Şeftali, 1996), “The Witches” (Cadılar, 1990) vb…

Netice olarak; bizi capcanlı bir masalla baş başa bırakan Spielberg, onu üç boyutlu efektler ve görsellikle güzel bir şekilde harmanlıyor, bazen o masalın gerçek olmasını diliyorsunuz, fakat gerçek olamayacak kadar ütopik… Hemen akıllara şöyle bir soru düşüyor: uzaylıları başköşeye oturtan Spielberg neden bir süredir farklı tarz hikâyelere yöneldi? Bu soruya yanıt vermek zor, çünkü daha önce Spielberg yeni animasyon tekniklerini kullanarak film yapmadı. Gerçi Spielberg “The Adventures of Tintin” (Tenten’in Maceraları, 2011) filminde üç boyutlu hareket yakalama tekniğini kullanarak animasyon filmlerine yelken açtığının kanıtını ortaya koymuştu. “The BFG” de o nedenle izlenmeyi hak ediyor.

 

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Eğer yazıya gönül verdiyseniz illa yazmak istiyorum diyorsanız, filmler vizyona girmeden önce hafta içi düzenlenen basın gösterimlerinden sizi haberdar edebiliriz. İnternet güncel bir mecra olduğu için yazıların önceden yayına alınması takdir edersiniz ki önemli.  Eğer sen de içindeki duyguları dışarıya aktarmak ve bunu sinema yoluyla yapmak istiyorsan hemen gönüllü olarak bize katıl ve yazmaya başla.

Tüm sanatseverlere sevgilerimizle…

Zeen Subscribe
A customizable subscription slide-in box to promote your newsletter

I consent to the terms and conditions