Arzu ÇevikalpKritikler

Festival fırınından çıkan Que Horas Ela Volta

Anne-kız ilişkisine yeni bir boyut katan “Que Horas Ela Volta?” klan savaşını komik sahnelerle seyircinin gözü önüne seren samimi bir film… Filmdeki espriler ve mizansenler o kadar doğru kurgulanmış ki, orijinalliğini sonuna kadar koruyor. Kadın yönetmenin dokunuş yaptığı “Que Horas Ela Volta?” hem günümüzün sorununa ayna tutuyor, hem de anamal problemini perdeye yansıtarak şunu söylüyor: “Paranız varsa her şeyi satın alırsınız, ancak sevgi ve başarıyı satın alamazsınız”. Her izleyicinin kendine filmden farklı bir ders çıkaracağını da söylemek gerek. Dersler filmin çeşitli yerlerine gizlendiği için onları oradan bulup çıkartmak filmdeki başlıca görevlerinizden biri…

Genelde çoğu insan festival filmleri festivalde izlenir diye düşünür, ama bazen bu durum farklı şekillerde gelişiyor. Bazı festival filmleri nadiren de olsa vizyona giriyor. Peki, vizyona girme kıstasları nedir? Örneğin yurt dışı festivallerinde ödül alan, ya da çok izlenen festival filmlerinin vizyona girmesi daha kolay.

Film ekiminde seyrettiğimiz “Que Horas Ela Volta?” isimli Brezilya filminin vizyona gireceğini nereden anladık diye soru soracak olursanız, bunu şuradan anladık: Film festivalde lazer altyazılı olarak gösterildi. Bu da demek oluyor ki; lazer altyazılı filmler gösterime girecek.

Şu sıra Brezilya filmleri oldukça revaçta… Brezilya sinemasına patika açmak gerek diye düşünüyoruz. 2015 Sundance Film Festivali ile 65. Berlin Film Festivalinden ödül toplayan film, bir anne kız arasında geçen trajik ve ironik hikâyeye mizahi bir şekilde yaklaşıyor. Bu sıradan bir anne kız hikâyesi değil!

FARKLI BİR ANLATIM TEKNİĞİ

Filmi öyküleme açısından analiz etmeden önce, filme dair bazı teknik bilgileri sizinle paylaşmak istiyoruz, çünkü filmin teknik çekimi biraz alışılmışın dışında bir form… Yönetmen Anna Muylaert bir sonraki sahnede yaşanacak olayları göstermeden önce, o sahne ile ilintili olan bir başka detaya doğru bizi yönlendiriyor. Bunu şu şekilde tanımlayabiliriz: merdivenden inen karakter kadraja girmeden önce kadraj merdivene doğru odaklanıyor. Aynen Muylaert’ın yaptığı gibi… Merdiven konusunda özel bir takıntısı olduğunu düşünüyoruz, çünkü merdiven çekimlerini yineliyor. Yineleme tekniğini bir türlü elinden bırakmıyor. Sanki bir sonraki sahnede olacakları tahmin edin der gibi. Bunu çok fazla yönetmen yapmıyor. Aslında bu teknik 1980’lerdeki korku filmlerinde çok fazla kullanılırdı. Bakınız: “Changeling” (1980)… Changeling’de önce merdivenleri izleriz ve top merdivenlerden yavaş yavaş düşmeye başlar. Benzer durum burada da yok mu? Muylaert filmin hemen hemen birçok sahnesinde bu tekniği kullanıyor. Film boyunca kullandığı nesneler sanki geçiş öğeleri gibi…

2.35: 1 teknik formatla çekilen film, dram ile komediyi iç içe geçirerek dağınık bir aile yaşantısına göz kırpıyor. Ekonomik imkânları yeterli olmadığı için, kızına bakmayı bırakan Val, oldukça pişmanlık duyar ve kızının hayallerinde canlandırdığı gibi olmadığının farkına varır, ta ki bazı davranışlarını görene değin… Anne kız arasında büyük bir uçurum vardır. Peki, annenin kendini bu yüzden suçlaması doğru mudur? Tam olarak değil, zira ekonomik darlık bazen beklenmedik sonuçlar üretir ve o yüzden fedakârlık yapmak gerekir. Val çocuğunu babasına, ya da diğer akrabalarına bırakmasaydı, belki de kızı o yaşa kadar gelemeyecekti bile kimbilir… Açıkça ifade etmek gerekirse; burada tek bir suçlu var o da kapitalizmin ta kendisi! Val çok zengin bir ailenin yanında dadı olarak çalıştığı için, her şeyi çok iyi görüp analiz ediyor.

KONFORMİZM VE NON KONFORMİZM

Yalnız bir sorun var. Val haddinden fazla ‘konformist’ (1) olduğu için patronlarına hiç hayır demiyor ve yaşadığı düzeni sorgulamıyor. Kızı ise Val’e hiç benzemiyor. ‘Non-konformist’ (2) oluşundan ötürü bazı şeylere karşı geliyor ve annesine hayatını hiç yaşamadığını söylüyor. Annesi onun dediğini bir türlü kabul etmiyor. Alın size tezatlık! Filmin en önemli çıkış noktası böylelikle ortaya çıkmış oluyor.  Anne kız birbirlerini o zengin evde keşfediyorlar. Annesi kızından yeni bilgiler öğreniyor, kızı da annesinden… Ama şunu belirtmekte fayda var; ikisi de oldukça inatçı, demek ki inatçılık onları ortada noktada birleştiriyor. ‘Hık demiş burnundan düşmüş’ diye boşa dememişler.

Madalyonun diğer yüzünde ise çok ilginç bir olayla karşılaşıyoruz. O da şu: Val’ın patronunun çok iyi niyetli bir oğlu var, ama fazla rahat. Ders çalışmayı pek sevmiyor. Zaten zengin çocuklarında ders çalışma gibi bir özellik olmadığından bunu pek yadırgamıyoruz. Genelde parası az olan çocuklar kendilerini daha fazla derslere adayıp burs alırlar, ama zengin çocukların öyle bir dertleri olmadığı için, fazla iplemezler başlarına gelecekleri… Filmde Val’ın kızı Jéssica ile patronun kızı çekişiyor.  Jéssica’yı kendinden çok emin olduğu için suçluyorlar, ama nafile! Jéssica yine bildiğini okumaya devam ediyor. Kendine güvenmenin önemine değinen film, başarıya giden yolda bunun çok önemli olduğunu vurguluyor ve kişisel farkındalığın nasıl bir çığır açtığını metodik bir biçimde izleyiciye anlatıyor.

MERİTOKRASİDEN İZLER

Filmde önemli olan en önemli unsur tüm karakterlerin birbirlerinden bir şeyler öğrenebilmeleri. Feminist okumalara yelken açan film, kadınların çok güçlü durduklarını ve sorunların üstesinden bir şekilde de olsa gelebildiklerini aktarıyor. Önümüzde bir kadın filmi var, ama hikâyedeki belli başlı sorunların çözümünde erkek karakterlerin payı büyük. Birlikten kuvvet doğduğundan söz edebilmemiz mümkün. Film bize bunları hikâyelendirirken aynı zamanda Brezilya’nın güzel mekânlarını göstererek dikkatimizi başka tarafa doğru çekiyor. Gündelik yaşamın sınırlarını çizen Muyleart natürellikten feyz alarak hikâyeyi sanki teatral bir alana dönüştürüyor. Film ayrıca kendi içinde bazı ufak skeçler barındırıyor. Özellikle Val’ın yer aldığı sahneleri dikkatle seyrederseniz çok keyif alacaksınız. Val’ı canlandıran Regina Casé tiyatro kökenli olduğunu hemen hemen her sahnede gösteriyor. Zaten daha önce aldığı ödüller de kendisinin çok yetenekli bir aktris olduğunu kanıtlıyor.

Son söz; burjuvazi sistemine gönderme yapan film, işçi sınıfı ile burjuvazi arasında bir yerde durarak objektif olmaya çalışıyor, ama olabildiğini pek de söyleyemeyeceğiz. ‘Meritokrasi’ (3) yönetim gücünü filmin altına doğru süpüren Mayleart, hikâyeyi siyasal bir denge üzerine oturtuyor. Güçlü ve güçsüzün egemenliğinden oluşan bir film haline dönüşen “Que Horas Ela Volta?”, günümüzün portresini komedi anlayışıyla resmediyor.

 (1) Konformist: Fransızca conformiste ‘ten Türkçe’ye giren kelime “sorgulamadan itaat eden” ve ‘boyun eğen” anlamlarına geliyor.

 (2) Non-konformist: Konformistin zıttı

 (3) Meritokrasi: Yeteneğe göre mevki verme sistemi ve liyakat

 

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Arzu Çevikalp

Arzu Çevikalp

Genel Yayın Yönetmeni
1982 yılında İstanbul’da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kodlamakla anlam kazanır. Sadece şiir, deneme ve öykü gibi türlerde yazı yazmak yetmez, ilgi alanlarımın genişlemesiyle yepyeni türlere doğru yelken açarım. Film eleştirileri, kısa haberler ve diğer muhtelif sinema yazıları... Açıkça ifade etmem gerekirse, sinema hakkında yazı yazarken tıpkı ufak bir çocuğun annesini gördüğünde sevindiği kadar seviniyorum ve kendimi bembeyaz bulutların arasında dans ediyor gibi hissediyorum. Hiç bırakmayacağım bir görev. Mail yollamak için linke tıklayın.