Arzu ÇevikalpDvd KritikleriKorku

Vampirliğe Fantastik ve Estetik Dokunuşlar…

Geçtiğimiz yıl İstanbul Film Festivali’nde büyük yankı uyandıran “Byzantium”, modern ve fantastik öğelerle çizgisini değiştiren, tersten okunabilecek bir vampir filmi… Piyasadaki klişe vampir mitolojilerinin üzerine kırmızı bir çarpı atan film, gotik anlatıdan yola çıkarak, aşkın büyüsü ile seyircileri farklı köşeye yatırıyor. ‘Trash vampir’ hikâyelerinden dert yanan izleyiciler için ideal bir film “Byzantium”, sadece vampirizmi konu almıyor, tam tersine vampirizme bağlı olayların nedenlerini tartışıyor ve o tartışma neticesinde ortaya koyduğu tezlerle hikâyeye daha çok bağlanmamıza vesile oluyor.

Feminist okumalara yelken açan ve kadınları ön açıya yerleştiren yönetmen, bu kez vampirlik olgusunu kadınlar üzerinden işliyor. Bir değişiklik söz konusu… Bu sefer erkekler yerine kadınlar hikâyeyi kaplıyorlar. Hem de ne kaplamak! Peki, hikâye sadece kadınlarla mı örülü? Hayır… Karşı cepheye mutlaka bir erkek oturtulmalı ki, hem aşk, hem deçatışma yaşansın. Zaten filmin en önemli kilit noktalarından biri de aşk.

DÖNÜŞÜMÜN ALAMET-İ FARİKASI

Rüyamsı ve masalsı bir sıkışmışlık hissi yaratan film; ölümsüzlük iksirini, bir vampirin ısırığıyla tanımlamıyor, peki nasıl tanımlıyor? Seçimi karakterlere bırakan film, bazı mitolojik ritüellerle karakterlerin, vampire dönüşmelerine meydan veriyor. Vampire dönüş tamamlandığı zaman ise; şelalelerin rengi aniden kan rengine boyanıyor, ısırılmadan vampir olabilmek böyle bir şeymiş meğer… Daha önce bunu başka vampir filmlerinde görmemiştik. Yaratıcı düşünce diye buna denir işte! “Byzantium”’u diğer filmlerden ayıran en önemli özellik, şiddetin altını kısarak, değişik buluşlara yöneliyor oluşu… Zaten nasıl vampir olunduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz, kör göze parmak sokar gibi sürekli aynı hikâyeleri evirip çevirip anlatmak, vampirlere karşı olan sempatimizi kaybetmemize neden oluyor. Bu yüzden “Byzantium” insana ilaç gibi geliyor. Bir oh çekiyoruz içimizden ve izlemeye devam ediyoruz.

Vampirlerin iyi taraflarını vurgulayan film; vampirlerin saçma sapan kavgalarına yer vermeyerek, karakterleri retrospektif yolculuğa çıkartıyor, yani onların başlarından geçen trajik olaylara eğiliyor. Vampirleri birbirleriyle çatıştırmak yerine, onların karmaşık hislerine, öfkelerine, üzüntülerine, mutluluklarına ve hüzünlerine yer veriyor. ‘Bir varmış bir yokmuş’ diye ironi yaparak vampirliğin tüm bozuk/çürümüş taraflarını,hikayesel devinim aracılığıyla seyirciye aktarıyor.  Hikâyenin merkezine anne ve kızı oturtan ve anne vampir ile kızı arasındaki gücü koruyan yönetmen Jordan,  geri dönüş sahneleriyle geçmişlerinde ne kadar çok azap çektiklerini, şematik bir öykü hamlesi yaparak ortaya koyuyor. Dramatik şablon üzerine oturttuğumuz hikâye; aksiyon ve iştah kabartan sahneleri arka plana iterek, filmin kırılma anını ortaya çıkarıyor. Filmin kırılma anı da, duygu kümesinin çok yüklü ve karmaşık oluşu…  Zaman zaman sıradan insan olamamanın sıkıntılarıyla boğuşan, anne ve kızın mücadelesi, onları asla karşı koyamayacakları bazı olaylarla baş başa bırakıyor. Bu olaylardan biri de aşk! Kesinlikle âşık olmamaları lazım, yoksa sırları ortaya çıkar. Ama aşka kim karşı koyabilir ki…?

GENÇ VE GÜZEL VAMPİR KIZ GENÇ ÇOCUĞA ÂŞIK OLUR

Tabi buraya eklememiz gereken çok önemli bir ayrıntı var: çoğu vampir filminde, erkek vampir kadına âşık olur ve önünde sonunda onu vampire dönüştürür, buradaki durum tam tersi… Genç ve güzel vampir kız,genç bir çocuğa âşık oluyor ve çocuk vampir oluyor. Sanki kitabı tersten okuyoruz. Filmin orijinalliği de buradan geliyor zaten. Bu vampir aşkına bir de vampir otoritesini ekledik mi, iş tamamdır! Kadınların vampir oluşuna,  kötü gözle bakan otorite, onları himayesi altına almak istemiyor, dönüşümlerini tamamlamalarının bile kuralları var. Mizojenlikten beslenen bu otorite, kadınlara sert ve katı kurallar koyuyor, hatta kadınlar otoritenin başına bile geçemiyor. Bu nasıl bir kaostur!

Gerçi bunların üstesinden gelmeyi başaran anne ve kızı, yıllarca vampir olarak yaşamayı sürdürüyorlar. Annenin otoriteye karşı meydan okuyuşu, filmin çıtasını yükseltiyor,böylece film bir kadının istediği zaman, ne kadar tehlikeli olabildiğiniortaya koymuş oluyor. Tarihin belirli dönemlerine alttan alttan gönderme yapan film, faşist düşünce sistemini fantastik bir boyutta ele alıyor. Mesela yıllardır oradan oraya konuşlanan anne ve kızı korktukları için değil, öldürülmemek adına mekân değiştiriyorlar aslında… Kesinlikle ölümden korkmuyorlar, sadece hayatlarını özgürce yaşamak istiyorlar.

Kafamızdaki soru işaretlerini silen film, geçmiş ve bugün arasında kurduğu paralel çizgide; anne ve kızın gizli dünyalarına giriş biletimizi elimize tutuşturuyor oluşu ise, anne ve kızı ile duygudaşlık kurmamız adına yapılmış bir trük sanki… Olay örgüsündeki tedirgin edici karanlık ve gotik ortamın, anne ve kızı ile olan ritmik uyumu,  yönetmenin aklındakini tam anlamıyla yansıttığını gösteriyor.  Bizi her türlü olumlu/olumsuz olaya karşı yavaş yavaş ısındıran yönetmen, filmin ilerleyen dakikalarında bizi kaynayan bir kazanın içine atıyor, kavrulup duruyoruz o kazanda… Yani beklemediğimiz bir anda bambaşka gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz.
Filmin başarısı sadece bu yazılanlarla sınırlı değil tabi.  Görselliğe önem veren yönetmen, çerçeve içine aldığı karakterlerin rollerini iyi belirlediği için, görselliğe hizmet eden karakterler amaca göre hareket ediyorlar. Bizi hikâyenin içine dâhil eden yönetmen, ortalığı kan gölüne çevirmeden gerilim unsurunu yapıştırıveriyor filme… Kadraja aldığı sahneleri, doğru açılarla eşleştiren yönetmen, fazla ve gereksiz detaylarla uğraşmaktansa anlatacağı hikâyeye kanalize oluyor. Hikâye odaklı bir film yaptığını her haliyle açık eden yönetmen,  mitolojiye karşı olan ilgisini saklamıyor ve filmin finalinde yaptığı hamleyle bunu belirginleştiriyor.

NEDEN BYZANTIUM?

Zaten filme konulan isim de bunu kanıtlamıyor mu? Byzantium,orijinal adı “Byzantion” olan antik şehrin adının 1. yüzyılda Romalılar tarafından latinceleştirilmiş halidir. Şimdi buraya çok dikkat etmek gerek, çünkü Byzantion, bugünkü İstanbul şehrinin ilk atası olarak tarihe geçmiştir. İyi de, bunun filmle ne ilgisi var? Bu bir gönderme olabilir mi? Gönderme olmasa bile mitolojiyle olan bağ mecazi olarak simgeleniyor, sonuçta filmde anlatılan bir çok şey mitolojiyle ilintili. Şunu da unutmadan söyleyelim: mitolojik hikâyelerin hemen hepsinde fantastik bir taraf olur, o fantastik taraf da hikâyenin sıradışı olması adına tercih edilen bir anlatım aracıdır. Seyirci genellikle fantastik motifleri sever, “Byzantium”  onları kendine göre harmanlayan bağımsız ve özgür bir film açıkçası…

Son analizde; “Interview with the Vampire” filmiyle beyazperdeyi sallayan Jordan’ın, piyasada kendine köklü bir yer edinen ‘ergen vampir’ filmlerinden bıkkınlık geçirdiği için, böyle bir film yapması zaten kaçınılmazdı.  Jordan, “Byzantium” ile vampir efsanelerine monte edilen yeniliklerin neler olduğunu gösterdi bize… Bu kadar mı? Tabi ki hayır… Seyircinin ilgisini başından sonuna kadar canlı tutan , “Byzantium” klişelere başvurmadan, hikâyeyi eğip bükmeden anlatmayı başarıyor. Ne olacağını tahmin edemeyeceğimiz olayları da hesaba katarsak, diğer vampir filmlerinden farklı olduğundan rahatça söz edebiliriz.

Film ile ilgili bilgiler:

Yönetmen: Neil Jordan

Oyuncular: Saoirse Ronan, Gemma Arterton

Tür: Fantastik, Dram, Korku

Süre: 118 dk

Yapım yılı: 2013

Arzu Çevikalp/Habertürk

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Arzu Çevikalp

Arzu Çevikalp

Genel Yayın Yönetmeni
1982 yılında İstanbul’da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kodlamakla anlam kazanır. Sadece şiir, deneme ve öykü gibi türlerde yazı yazmak yetmez, ilgi alanlarımın genişlemesiyle yepyeni türlere doğru yelken açarım. Film eleştirileri, kısa haberler ve diğer muhtelif sinema yazıları... Açıkça ifade etmem gerekirse, sinema hakkında yazı yazarken tıpkı ufak bir çocuğun annesini gördüğünde sevindiği kadar seviniyorum ve kendimi bembeyaz bulutların arasında dans ediyor gibi hissediyorum. Hiç bırakmayacağım bir görev. Mail yollamak için linke tıklayın.