Dizi Kritikleri

Karanlık Bir Dehlizdir Zaman

Netflix’in Alman menşeli ilk dizisi, 2017 yapımı Dark, karmaşıklığına rağmen tutarlı, gerilimin hiç düşmediği ve seyirciye bir an olsun rahat nefes aldırmayan bir yapım. Dizinin kısaca bir kasabada dört ayrı ailenin birbirleriyle olan ilişkileri üzerine odaklandığını söyleyebiliriz. Nicelik olarak alışılagelmişten fazla karakterin her biriyle ayrı ayrı ilgilenen ve her birine kendine özgü bir derinlik kazandıran yapım bu özelliğiyle akıllara David Lynch yapımı Twin Peaks’i getiriyor. İçerdiği gizem, kasaba hayatının sıkıcılığı, sık ormanlar, ailelerini onaylamayan gençler, aile içi çatışmalar ve karakterler arasındaki karmaşık ilişkilerin doğası bakımından iki dizi arasında pek çok benzerlik bulunabilir, fakat Dark’ta parçaları zor da olsa birleştirebilmek için elimizde yeterli bilgi vardır. Hiçbir sahne boşuna çekilmemiş ve hiçbir diyalog boşuna yazılmamıştır. “Her şey tam da olması gerektiği yerde ve olması gerektiği gibi” ilerler ve dizi içinde de zamanın işleyiş mantığının da bu ilkeye bağlı çalıştığı hatırlatılır.

Alt metin bakımından da oldukça doyurucu görünen film, mitolojiden, kadim öğretilere, Nietzsche’nin “toy insan”ından Goethe’nin Faust’una pek çok kaynaktan beslenerek ortaya her bakımdan tutarlı bir sentez koyar. Film hakkında daha fazla ayrıntıya girmeden önce aşinalık kazandırması ve seyir zevkini arttırması amacıyla aşağıdaki kavramlara göz atılabilir:

-İzafiyet kuramı

-Closed timelike curves

-Solucan delikleri

-Tutarlılık paradoksu (Büyükbaba Paradoksu, Polchinski Paradoksu, Hitler Paradoksu)

-Nedensel döngü paradoksu (Predestination Paradoksu, Bootstrap Paradoksu)

Yukarıda bahsi geçen kavramlardan hareketle dizinin pek çok paradoks ortaya attığını ve bunların olası çözümlerini düşündürttüğünü söyleyebiliriz. Bu noktada Dark’ı, seçtiği tema ve konuya nüfus ediş şekli ve katastrofik atmosfer yaratma konusundaki üst düzey başarısı bakımından Donnie Darko’ya benzetebiliriz (Dizi hakkında spoiler vermemek adına iki yapım arasındaki başka benzerlikleri burada paylaşmayacağım).

Gelelim dizide ısrarla altı çizilen meselelere ve bunların açıklamaları ve önem derecelerine. Daha konforlu bir seyir için yukarıda bahsettiğim kavramların yanına birkaç şey daha ilave etmemiz gerekiyor. Bu noktada aklıma ilk olarak 33 sayısı geliyor. Dizinin hemen hemen her bölümünde farklı bir okumayla ortaya atılan 33 sayısı temel bir astrolojik döngünün şifresi aslında: Her 33 yılda bir güneş sistemindeki gezegenler bir tam döngüyü tamamlayıp 33 sene önceki konumlarına geliyorlar ve tarihin bu noktada tekerrür ettiği gibi bir teori ortaya konuyor.

Sözünü etmemiz gereken bir diğer kavram ise “the trinity knot” ya da “triquetra” sembolüdür. Bu sembol esasında Kelt kültürüne aittir ve Cermen kabilelerinde sıkça kullanılmıştır. Hristiyanlık’ın kabulünden sonra kutsal üçlemenin ifadesi haline getirilir. Dizide ise geçmiş, şimdiki zaman ve geleceğin ayrılmaz bir bütün olduğunu, birindeki değişimin diğerini de etkileyeceğini ve etkileşimin çift yönlü ilerlediğini (“Yalnızca geçmiş geleceği şekillendirmez, gelecek de geçmişi şekillendirebilir.”) anlatmaya yarar. Bahsi geçen çift yönlülük dizideki akraba ilişkileri üzerine de çokça düşünmeyi gerektirecek (“Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan?”).

Dizinin altıncı bölümüne ismini veren ‘Sic mundus creatus est’ (‘Ve dünya böyle yaratıldı’) ise Hermes’in Zümrüt Levhası (Emerald Tablet)’nda geçen 10’uncu ifadedir.

Yukarıda yazılanlardan da açıkça anlaşılacağı üzere, yapım izleyiciye üzerine düşünebileceği ve kendi teorisini yaratabileceği bolca veri sunuyor. Bu bakımdan, yerli ve yabancı forumlarda daha şimdiden pek çok farklı okuma yayınlanmış ve dizi etrafında bir mit oluşturulmaya başlamıştır. İzleyicileri dizinin esas meselesi üzerine düşünmeye iten ve herkesin kendine has bir komplo teorisi yaratmasına fırsat veren ve bu açıdan kült dizi Lost ile benzerlik gösteren bir yapım söz konusu olan. Dizinin yaratıcıları Baran Bo Odar ve Jantje Friese’in de Lost’un büyük hayranı olduklarını buraya not düşelim.

Oyunculukların başarısı, ses ve müzik seçimleri gerilim unsuruna büyük katkı sağlayarak filmin karanlık ve yağmurlu atmosferiyle birlikte izleyiciyi dizinin içine çekiyor.

Yorum bırakın

Aydan Yeşilırmak

Aydan Yeşilırmak

Dizi ve Sinema Yazarı
1987 İstanbul doğumluyum. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Matematik bölümü mezunuyum. Sinema okuryazarlığı diye bir kavramın varlığından haberdar olduğum lise yıllarımdan itibaren filmler, türler, oyuncular ve yönetmenlerle ilgili bulabildiğim her şeyi elimden geldiğince okumaya ve incelemeye çalışıyorum. Filmler üzerine düşünmeyi ve konuşmayı seviyorum.Mail yollamak için linke tıklayın.