Dizi Kritikleri

Grace Marks, Melek mi Şeytan mı?

Kanada yapımı Alias Grace, The Handmaid’s Tale ile birlikte 2017’de seyirciyle buluşan bir diğer Margaret Atwood roman uyarlaması. Emmy ödüllü The Handmaid’s Tale kadar ses getiremese de seyirciyi kendi dünyasına çekebilen başarılı bir yapım.

19. yüzyıl sonlarında Kanada’ya göçen fakir bir ailenin en büyük kızı olan Grace Marks’ın başından geçenleri konu alan mini dizi altı bölümden oluşuyor. Her bir bölümü Grace’in Dr. Jordan’la seanslarıyla başlıyor ve geçmişte işlenen ve Grace Marks’ın önce akıl hastanesine, daha sonra da cezaevine kapatılmasına neden olan bir cinayetin karanlık yönlerini aydınlatma çabasına odaklanıyor. Cezaevindeki herkes, Dr. Jordan ve meslektaşları ve katilin kötü şöhretin kapılan pek çoğu Grace Marks’ın gerçekte masum olup olmadığını merak etmektedir. Görünüşte hiçbir sıkıntısı ya da aykırılığı bulunmayan bu genç ve güzel kadının adının böyle vahşi bir cinayetle anılması herkese garip gelmektedir.

Grace Marks ve travmatik geçmişi

Hayat Grace’e pek merhametli davranmamıştır. Hayatı boyunca şiddete, istismara, ölüme ve yokluğa maruz kalmış, onlarca felaketle yalnız başına baş etmek zorunda kalmıştır. Tüm bu travmatik geçmişi zamanla biriken öfkesiyle birlikte Grace’i akıl almaz işler yapmaya zorlayacaktır. Esasında, dizi boyunca Grace’in başından geçenler (özellikle cinayetle ilgili ayrıntılar) açıkça verilmez. Grace Marks, başından geçenleri muhatabının duymak isteyeceği ya da ihtiyacı olan şekliyle değiştirip anlatır. Mahkemedeki savunması da avukatının ona ezberlettirdikleridir örneğin. İşin esası da Grace’in kendisi de olup bitenleri tam olarak hatırlayamamaktadır. Yaşadığı onca sıkıntı sonrası amnezi hastalığına tutulmuş ve travmatik hatıraları silmiş ya da yerlerini değiştirmiştir.

Grace Marks
Grace Marks

Grace’in her şeyden önce yakın bir arkadaşa ihtiyacı vardır çünkü ilk gençliğine dek kimseden pek yakınlık görmemiştir. Bu yüzden karşısındaki bir avukat, doktor ya da hizmetli kim olursa olsun ona adeta aşkla bağlanmaktadır. Ve bu açıdan yönlendirmelere gayet açık durumdadır.

Grace Marks seyirci için de bir muamma olarak kalıyor

Usta yönetmen David Cronenberg’ü de küçük bir rolde gördüğümüz dizinin çevrildiği esere sadık kalan oldukça edebi bir dili var. Özellikle baş kahramanın monologları iç dünyasının ayrıntılı bir özetini sunuyor. Yapım karakteri ne kadar derinlemesine incelese de Grace Marks seyirci için de her zaman bir muamma olarak kalıyor. Melek mi, şeytan mı anlayamıyorsunuz. Aslında bu romanın yazarı Margaret Atwood’un eserinde bilinçli olarak takındığı bir tavır. Pek çok farklı kimliği aynı anda sergilemek durumunda kalan kadınların varlıklarının en ilkel tarafları ve olanca bastırılmışlıkları ve öfkelerini arkasına gizlediği farklı maskelerden söz eder Atwood. Bir kadın aynı anda hem melek hem de şeytan olabilir mi? Yoldan çıkmış bir kadın neden çekicidir? Kadın elinden çıkmış bir cinayetin hafifletici bir yanı var mıdır?

Grace Marks ve 19. yüzyıl Kanadası

Son dönemde sinema, edebiyat, müzik ve tiyatro dünyasında ağırlığını hissettiren kadını yeniden konumlandırma ve sosyal yaşamda hak ettiği değeri görmesini sağlamaya uğraşan feminizm akımının bir uzantısı olan dizide aslında herkesten saklanarak yaşayan kıyıda köşede kalmış, silik, dışlanmış, hırpalanmış bir kadının hayatının seyrine müdahale etme uğraşlarının onu sürüklediği çıkmaz sokaklara tanık oluyoruz. Evleneceği adamın ismine bile tek seferde doyduğu elma kabuğunun aldığı şekle göre karar veren bir kadının 19. yüzyıl Kanada’sında verdiği kimlik mücadelesi elbette her açıdan çileli bir yolculuk. Kahramanın on yıllar içinde bu çetrefilli yolda savrulduğu yerleri onunla birlikte deneyimliyor ve büyük bir belirsizlik ve hayat ve şanslı diğerlerinin karşısında bitmeyen boyun eğme sıkıntısını biz de iliklerimize kadar hissediyoruz.

Netflix Türkiye’de de gösterilen dizi, özellikle psikolojik gerilim severlerin ve 19. yüzyıl sonlarındaki Amerika ve psikiyatri biliminin doğum sancılarına tanıklık etmek isteyenlerin kaçırmak istemeyeceği türden sürükleyici ve dertli toplu bir yapım.


Değerli okurlar  yazılarım hakkında olumlu ya da olumsuz görüşlerinizi yorum kısmına bırakacağınız mesajlarınızla bana iletirseniz çok memnun olurum. Yapacağınız yorumlarla daha özgü içerikler üretmeme katkıda bulunduğunuz için şimdiden teşekkür ederim. 

 

SİZ DE ARAMIZA KATILIN

Yazar için önemli olan okuyucudur, okuyucum olmak ve bu konuda bana ilham sağlamak için benimle irtibatta kal ve Sinegazete‘ye abone ol

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Aydan Yeşilırmak

Aydan Yeşilırmak

Dizi ve Sinema Yazarı
1987 İstanbul doğumluyum. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Matematik bölümü mezunuyum. Sinema okuryazarlığı diye bir kavramın varlığından haberdar olduğum lise yıllarımdan itibaren filmler, türler, oyuncular ve yönetmenlerle ilgili bulabildiğim her şeyi elimden geldiğince okumaya ve incelemeye çalışıyorum. Filmler üzerine düşünmeyi ve konuşmayı seviyorum.Mail yollamak için linke tıklayın.