KritiklerRetro Filmler

Cinselliğin şok edici boyutlarını işleyen bir Haneke filmi!

Kışkırtıcı ve tabu yıkıcı filmleriyle tanınan Michael Haneke’nin başyapıtı sayılan Piyano Öğretmeni, aşkın ve cinselliğin şok edici boyutlarını Schubert ve Bach gibi klasik müziğin büyük ustalarının nefis eserleri eşliğinde anlatıyor. Otuzlarının sonundaki piyano öğretmeni Erika (Huppert), genç ve yakışıklı öğrencisi Walter’ın (Magimel) çekimine kapılarak hayatı boyunca bastırdığı tehlikeli arzuların kölesi olur. Annesinin yıllardır sürdürdüğü psikolojik baskılarla örülen duygusal duvarların bir anda yıkılması, Erika’yla birlikte Walter’ı da şiddetle iç içe geçmiş bir cinselliğe doğru sürükleyecektir. Film, 2004 yılında Nobel Edebiyat Ödülü‘nü alan Elfriede Jelinek‘in Die Klavierspielerin adlı romanının uyarlamasıdır.

12249723_10153540225633891_7970593447563980335_n
BATUHAN KAPLAN/batuhantiger@gmail.com

Kuantum fiziğine göre hiçbir şeye tam olarak dokunamıyormuşuz. Dokunma hissi sırasında varlıklar arasında gözle görülmez boşluklar oluşurmuş. Lacan da cinsel ilişki yoktur deyişini adeta bu inanmak istemediğimiz gerçekliği desteklercesine öne sürüyor. Ama Lacan’ın jouissance diye bir kavramı da vardır bildiğimiz gibi. Roland Barthes bu kavramı insanı delip geçen, bedensel bir haz, alışılagelen kalıpların verdiği hazdan farklı ve bastırılanı ortaya çıkaran bir şey olarak tanımlıyor. İşte tam da burada anlıyoruz ki aslında Lacan’ın yukarda belirttiğimiz savının aslında jouissance’ın adı ve cebirsel bir resmedilme şekli yoktur.” demeye çalıştığını görüyoruz.

Erika’nın da babasının o çok küçük bir yaşta iken ölmüş olması; onun babasız büyümesine, elektra kompleksini tam anlamıyla yaşayamamasına, erkeklere karşı kararsız bir tavır almasına ve işinin-sosyal hayatının getirileri ve eksikleriyle kısmen kastrasyon kompleksi yaşamasına neden olur. Komplekslerini aşamamış olmasının getirdiği ajitasyon dolu bastırılmış duygu ve hazlarını gizli bir şekilde(röntgencilik yaparak, erotik shop’lardaki kabinlerde izlediği pornolardaki kişilerle kendini özdeşleştirerek) ve mazoşist beklentiler içerisinde yaşar, yaşamaya çalışır. Annesinin yerine geçip fallus’una sahip olmak isteyeceği bir baba figürü bulunmadığı için erkeklere karşı bir önyargısı, korkusu ve şüpheciliği oluşmuş durumdadır. Bu yüzdendir ki Walter’ı ilk gördüğümüz sahnede onun için asansörü tutmaması, sinemaya giderken bir erkeğin ona omzuyla çarpmasının ardından omzunu silkelemesi gibi ufak ayrıntılar bırakmıştır Haneke bizlere. Tam onun kişiliğini yansıtan ve sinemasını anlatırken kullandığı cümlelere uyan bir filmdir La Pianiste.

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Batuhan Kaplan

Batuhan Kaplan

Sinema Yazarı
Amatör derecede müzisyen, profesyonel derecede sinema aşığı… Her alandaki ilhamını sevdiği parçaları dinlerken alan Okan Üniversitesi Sinema-Tv bölümü öğrencisi. Bugüne kadar birçok kısa film senaryosu yazdı ve çekti. İmkânları ve ilhamı izin verdiğince yazmaya da çekmeye de devam etmeyi düşünüyor. Edebiyatı ve tarihi seven, ileride her şeyiyle kendini anlatmayı başarabilen filmlerinin yönetmeni olmak gibi bir hayali olan kişi… İzlemek, dinlemek ve okumak neyse yazmakta onun için aynı derecede önemli ve zevkli. Her şeyiyle kendini onlarda bulduğu favori yönetmenleri Jim Jarmusch, Lars von Trier ve Andrei Tarkovsky. Çekmeyi istediği filmlerinin müziklerini kendi yapma düşüncesi ve isteği olarak Ennio Morricone ve Hans Zimmer gibi kişileri de idol olarak gören detaycı bir hayalperest.Mail yollamak için linke tıklayın.