KritiklerRetro Filmler

127 Saat-Batuhan Kaplan

Yaşanmış gerçek iç burkan bir olaya dayanan 127 Saat, Oscar’lı yönetmen Danny Boyle’un ‘Slumdog Millionaire’den sonraki çalışması. Dağcı Aron Ralston’un başından geçenlerin gerçek hikâyesidir. Genç bir dağcı olan Aron, Utah yakınlarında büyük bir kaya parçasının arasına sıkışır. 5 gün boyunca kolu kayaya sıkılmış, susuz ve aç kalan Aaron, arkadaşlarını, sevgilisini (Clémence Poésy), ailesini ve yolda kazadan tam önce karşılaştığı iki dağcı kızı (Amber Tamblyn ve Kate Mara) hatırlamaktadır. 5 gün boyunca yaralı halde sıkışıp kalma hali ve içsel sorunlarıyla karşılaşmak zorunda kalan Aaron aynı zamanda cesareti ve kendisini metrelerce derinlikteki bu beladan kurtarmaya yarayacak tüm yönleriyle de yüzleşir. Hayatı için bir çeşit tuzağa dönüşen bu olayda Aron, soğukkanlı olması gereken şoke edici bir çözüm yolu bulur.

Özgürlük kavramının insanlar üzerindeki cezbedici etkisi yadsınamaz bir gerçektir. Özgürlüğün kişiye göre değişmesi, özgür olmak istemenin sebepleri farklılık gösterse de, insan ne kadar istemiyormuş gibi gözükse de her zaman yalnız kalmak ister aslında. Yalnızlığın tanrıya mahsus edilmesinin sebebi de özgürlüğün gücünün ve yüceliğinin anlatılmak istenmesinden kaynaklı olabilir. Ancak insanın özgür olmak istemesi her zaman kaçtığı, korktuğu yalnızlığın onu tanrılaştırmaya yetebilecek tek unsur olduğunu hatırlaması da olabilir. İnsanların en derin düşüncelerinin esiri olmasının, ruhundaki en ufak kırıntıların her akla gelişte büyük bir lokmaya dönüşmesinin, zihnindeki her sesi işitmekten çok duymasının, ne olursa olsun hep kendine dönmesinin sebebi yani çıkış kaynağı yalnızlığın getirdiği özgürlükten faydalanmak değil midir? Bu aşamada sorulması gereken diğer bir soruyu soruyorum. Peki, yalnızlık bir çeşit özgürlük müdür? Bir insanın yalnızlığı onun özgürlüğü müdür? Kurulu bir düzeni, ailesi, sevgilisi; kısacası mutlu bir hayatı olan Aron’un her şeye sahip olduğu halde insanoğlunun doyumsuzluğundan kaynaklanan açgözlülüğün onu kışkırtması mıdır daha özgür hissetmesini sağlayacak kaçışlar? İnsan sadece kaçtığında mı özgür olur? Benim cevabım buna hayır olacaktır.

10984068_10152964278828891_7560710684556462027_n

En yakınında sevdikleri olduğu halde insanın bir anlıkta olsa sevilmemek, hatırlanmamak, fark edilmemek istemesi gayet doğaldır, çünkü son birkaç yüzyıldır en değerli olmasının gerekliliğine rağmen popüler kültürün yiyip bitirdiği şeyler gibi anlamını-kıymetini yitiren sevginin yoksunluğunda, fedakârlık ettiği ve vazgeçtiği şeyleri görmek ister. Kendi yokluğunda çevresindekilerin tepkilerini görmek, buna göre onların gözündeki değerini tartmak insanın en acı verici hobisidir. Fark etmesek de hepimiz yaparız bunu. Hatta bazılarımız bundan zevk bile alır. Aron da bu garip hobiden zevk alan biriydi. Sırf onun için orada o kadar saat sabredebildi. Yalnız kalmak, özgürleşmek için gittiği dağda yanlışlıkla düşmüş olduğu çukurda istese de çıkamayacağı-kurtulamayacağı kadar özgürdü artık. Mahsur kaldığı çukur ruhu, dev bir meteor iken dünyanın hırçınlığıyla ufalanan ve zamanın içinde dönüp dolaşıp kolunu sıkıştırmayı başarabilen kaya parçası onsuz yaşamayacaklarını düşündükleri için onu bırakmak istemeyen yakınlarının eli, düşünceleri ise esiri olduğu özgür ruh arayışının mucidi olan yine kendisidir.

Her şeyinden uzaklaşıp kendine dönerek özgür olmak istemesini yine çoğu analizimde yaptığım gibi benzetme olarak kullandığım Simurg’a yorabiliriz aslında. Ne yaparsa yapsın onu o sıkıştığı özgürlüğünden, yalnızlığından yine kendisi ve film şeridine benzer düşünceleri kurtarabilecektir ve öyle de olmuştur zaten. Yaptığı hataları, unuttuklarını(İsviçre çakısı dâhil) hatırlayacak yine kendisidir. Kopardığı kolu onun orada verdiği zihinsel mücadelenin bir sonucu, daha doğrusu özgürlüğün tadını çok keskin olarak aldığı için aniden yaptığı bir tükürme refleksidir diyebiliriz aslında. Film bana Buried ve Into the Wild’ın yaşattıklarına benzer türden bir his yaşattı. Zaten gerçek kahramanımızın en sevdiği roman da Into the Wild imiş.

Toparlamak gerekirse; özgürlüğün ve yalnızlığın sadece bir kaçış olmadığını, aynı zamanda eksikliklerin hissedilmesinde rol oynayan en büyük hobi, deneme olduğunu anlatmıştır Danny Boyle bizlere. Ailenin ise eğer tamamıyla bu özgürlük duygusundan tatmin olunmuşsa, hatırlanıldığı vakit her zor durumdaki en kuvvetli umudun, kurtuluşun sağlanması adına en önemli unsur olduğunu görüyoruz. Bu açıdan film, özellikle finaliyle muhafazakârdır.

BATUHAN KAPLAN/batuhantiger@gmail.com

Not: Bu yazının tüm hakları sinegazeteye aittir. İzin almadan, kaynak gösterilmeden kopyalanması telif hakları yasasına aykırıdır. 

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Batuhan Kaplan

Batuhan Kaplan

Sinema Yazarı
Amatör derecede müzisyen, profesyonel derecede sinema aşığı… Her alandaki ilhamını sevdiği parçaları dinlerken alan Okan Üniversitesi Sinema-Tv bölümü öğrencisi. Bugüne kadar birçok kısa film senaryosu yazdı ve çekti. İmkânları ve ilhamı izin verdiğince yazmaya da çekmeye de devam etmeyi düşünüyor. Edebiyatı ve tarihi seven, ileride her şeyiyle kendini anlatmayı başarabilen filmlerinin yönetmeni olmak gibi bir hayali olan kişi… İzlemek, dinlemek ve okumak neyse yazmakta onun için aynı derecede önemli ve zevkli. Her şeyiyle kendini onlarda bulduğu favori yönetmenleri Jim Jarmusch, Lars von Trier ve Andrei Tarkovsky. Çekmeyi istediği filmlerinin müziklerini kendi yapma düşüncesi ve isteği olarak Ennio Morricone ve Hans Zimmer gibi kişileri de idol olarak gören detaycı bir hayalperest.Mail yollamak için linke tıklayın.