Arzu Çevikalpİspanyol SinemasıYıldızlar Geçidi

Yakışıklı İspanyol oyuncu Mario Casas

İspanya’nın asi çocuğu olarak ünlenen çekici oyuncu Mario Casas şu an İspanya’nın en sevilen oyuncularından biri.  “Tengo Ganas De Ti” filmiyle genç kitlelerin ilgisini çeken Mario Casas ile ilgili çok ilginç bir anım var, bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. İspanya’da eğitim gördüğüm sıralarda Mario Casas’ın çok ünlü bir oyuncu olduğunu öğrendim. Bir gün yolda yürürken, “Callao” sinemasının önünde aşırı bir kalabalık gördüm, meraklı gözlerle bakındım etrafıma, bir de ne göreyim Mario Casas öylece karşımdaduruyor! Peki, bu kalabalık da neyin nesiydi? Meğerse “Tengo Ganas De Ti” filminin galası varmış. Heyecandan elim ayağıma dolandı çünkü filmin galası olacağından haberim yoktu. Tamamiyle tesadüf oldu benim için! İçimden keşke galaya katılabilseydim dedim. Hele ki, Mario Casas ile röportaj yapabilmiş olsaydım, dünyalar benim olurdu herhalde… Ama o tren çoktan kalkmıştı! Ben de ertesi gün sinemaya filmi izlemeye gittim. Müthiş bir deneyimdi. Bunları kaleme döküyor olmak bile içimi titretiyor. O sahne gözümün önünden gitmiyor. İçime oturmuş demek ki! Bunu size neden anlattım çünkü İspanya’da izlemiş olduğum “Tengo Ganas De Ti” isimli film ancak iki yıl sonra ülkemizde vizyona girdi. Ne kadar geç öyle değil mi? Gerçi filmin gösterime gireceğini ummuyordum, orası ayrı bir durum!

MARIO CASAS KİMDİR?

Kimmiş bu meşhur Mario Casas, hemen tanıyalım. Mario Casas aslında es kaza oyuncu olmuş biri, çünkü Casas futbolcu, polis ya da itfaiyeci olmak istemiş, ancak oyunculukta karar kılmış. Oyunculuk eğitimine “Cristina Rota Acting School”da başlayan oyuncu, ilk macerasını Antonio Banderas ile yaşar. Casas’ın gözlerindeki ışığı ve parlaklığı gören Banderas, ona bir şans verir. Casas, “El Camino De Los İngleses” ile ilk başarılı çıkışını yapar. Yine aynı yıl “SMS” ve “Los Hombres De Paco” isimli televizyon serilerinde rol alır. Casas için 2008 yılı çok önemlidir, çünkü bir çok filmde boy gösterir, bunlar sırasıyla: “Fuga De Cerebros”, “Mentiras y Gordas”, “Paco Cabezas” ve “Carne De Neón”dur.

Çok kısa bir sürede yıldızı parlayan aktörün popülerliği, “Tres Metros Sobre El Cielo” ile rayına oturur. Fernando Ganzález Molina tarafından yönetilen “Tres Metros Sobre El Cielo”yılın en iyi filmlerinden biri oluverir. Bunun nedeni de hiç şüphesiz Casas’ın doğallığı ve aksanıdır. O derin bakışlarını ve gülüşünü hiç hesaba katmıyorum bile! Casas konuşmaya başladığı andan itibaren ağzının içine bakarsınız, ses tonuyla sizi himayesi altına alır ve bir daha asla ayrılamazsınız kendisinden. “Tres Metros Sobre El Cielo”nun devamı niteliğinde olan “Tengo Ganas De Ti” Mario Casas’ı zirveye çıkarır. Romantik ve asi bir genci canlandıran Casas, Maria Valverde ve Clara Largo ile büyük bir uyum içersindedir. Bu rol Casas’ı kesmez ve Casas ardından “Grupo 7” isimli aksiyon filminde yer alır ve film Goya’da “En İyi Film” kategorisinde yarışır. Casas kısa bir süre sonra, İspanya’nın ünlü yönetmenlerinden biri olan Alex De İglesia’nın “Las Brujas De Zugarramurdi” isimli filminde kendisine güzel bir köşe kapar.

MARIO CASAS’IN DÖNÜM NOKTASI OLAN “TRES METROS SOBRE EL CIELO”

Geldik Mario Casas’ın filmlerini detaylı olarak incelemeye… Mario Casas’ın kariyerinin, dönüm noktası olan “Tres Metros Sobre El Cielo” farklı dünyalara ait iki genç insanın ihtiraslı aşk hikayesini merceğe alır. Ama ne yazık ki, davul dengi dengine çalmamaktadır. Klasik gençlik hikayesini klişelere dayandırmayan film, nefreti ve aşkı kendi sistemine göre eleştirir. Orta direk bir ailenin çocuğu olan tehlike tutkunu Hache ile üst orta sınıf bir ailenin kızı olan Babi’yi merkeze alan yönetmen Molina, hiyerarşiye gönderme yapar. Çünkü Molina’ya göre aşkın sınırları yoktur. Molina; hiyerarşik yaşamı, aşk ile paramparça eder. Aşkın çekim gücünü ve karşı konulamazlığını perdeye yansıtan Molina, ilk tanıştıkları andan itibaren birbirlerinden nefret eden, ancak zamanla birbirlerine karşı koyamayan çiftlere mesaj gönderir: “aşk için çevrenize meydan okuyun ve gerçek aşkın dayanılmaz hafifliğine doğru kendinizi bırakın!” Filme göre; aşkın tek bir kuralı vardır, o da bağlanmak. Hache rolüne bürünen Mario Casas’ın gerçekçi oyunculuğu bizi filme daha da çok yaklaştırır. Hatta bazen Mario Casas acaba Hache’miydi diye sorup dururuz kendimize… İşte Casas o kadar iyi bir Hache olmuştur. Zaten Casas’ın bir parçası aynı Hache gibidir.

“LOST” DİZİSİNİN KARDEŞİ “EL BARCO”

Filmin devamı olan “Tengo Ganas De Ti”den bahsetmeden önce, önem arz eden “El Barco” isimli bir televizyon dizisi hakkında bilgi vermek istiyoruz. Küresel felaket nedeniyle yalpalanan okul gemisi “Estrella Polar”ın maceralarına konuk olan dizi, gizemli olayları ön plana alıyor. Gemide mahsur kalan öğrencilerin, çok önemli olaylara, şahit olmaları bize “Lost”u anımsatıyor. Örnek:  izole olan karakterler ve flashbackler… ‘Sözdebilim’ ya da diğer adıyla ‘sahte bilim’i irdeleyen dizi epizotik paralel hikayeleriyle, kazı ve keşif filmleriyle akrabalık kuruyor. Tıpkı “Lost”da olduğu gibi açıklanamayan bilimsel olayların diziye yön veriyor oluşu, izlenirliğini arttırıyor. Teorileri ortaya atan dizi, teorilere ağırlık vermek yerine saklı kalan sırların ortaya çıkması için çabalıyor. Burada önemli olan karakterlerin birbirine attığı kazıklar! Dizide bunları çözmek zorunda kalıyoruz.

“TENGO GANAS DE Tİ” MARİO CASAS’IN EN ÖNEMLİ FİLMİ

Artık “Tengo Ganas De Ti”den bahsedebiliriz. Tabuların yıkıldığı, zincirlerin kırıldığı film kamerasını Hache’ye doğru yöneltir ve yaşadığı içsel sorunları hikayeye öyle bir yapıştırır ki, film boyunca bir sonraki sahnede ne olacak sorusunu sorarız. Yeni yetme gençler artık büyüyüp kocaman olmuşlardır, ancak tavırları halen aynıdır. 7’den 70’e diye boşa dememişler demek ki… Çekişmeler, hesaplaşmalar, çatışmalar, kavgalar ve dövüşler hepsi gırla… Peki,  bunların hepsi ne için? Tabiki aşk! İntikam öyle sert bir yemektir ki, yediğiniz an midenize oturuverir. Eğer yemeğimiz sadece aşk olsaydı, tadı damağımızda kalırdı. Birkaç seneliğine uzaklara giden Hache, geri döndüğünde hiçbir şeyi bıraktığı gibi bulamaz. Herkes kendine yeni bir düzen kurmuştur. Bambaşka biri olan Hache’nin hayatında tek değişmeyen şey vardır, o da Babi’ye duyduğu yoğun ve tutkulu aşktır. Başka birine aşık olan Babi’nin nişanlandığını öğrenen Hache öyle bir karar alır ki, tüm çevresi tamamiyle değişir. Gin ile tanışan Hache kendisini iyice kaptırır. Aralarında elektriklenme başlar, ancak partide karşılaştığı Babi onun kafasını yeniden bulandırır.  Hache artık hiçkimseye inanmamaktadır. Gil sayesinde hayata tutunmaya devam eder. Film, bize gerçek aşkı anlatıyor ama hikayeye göre düşünecek olduğumuzda ‘gerçek aşk’ biraz havada kalıyor. Aşk tutkunu Hache nasıl bu kadar çabuk başka bir kadına aşık oluyor, orayı anlayamadık. Belki de Babi’ye aşık olduğunu sandı. Ama bize kalırsa, Hacheaşkı ve tutkuyu birbirine karıştırdı.

“AŞK ARANMAZ, ÇÜNKÜ O ZAMANI GELDİĞİNDE SİZİ BULUR”

Tensel dokunuş ve cinsel tutkunun yer yer öne geçtiği filmde, motosiklet yarışının gölgede kalıyor oluşu, hikayeyi farklı bir alana doğru çekiyor. ‘Motosiklet yarışları’ Hache’nin asiliğini göstermek adına hikaye aralarına sıkıştırılmış görsellerden ibaret…  Temponun hızlıca aktığı “Tengo Ganas De Ti” paralel sahneleriyle ve önemli bağlantılarıyla “aşk aranmaz, çünkü o zamanı geldiğinde sizi bulur” ifadesine kucak açıyor. Tutkulu kadınları ve tutkulu adamları filme sıkı bir şekilde çivileyen yönetmen Molina, ‘teen-drama’ tarzını öne çıkartıyor. Film boyunca aşkın ve beden dilinin güzel bir şekilde kaynaşması seyirciyi manipule ediyor. Beklenti ve yüksek ego yüzünden canavarlaşan keskin öfke, Hache’ye illet gibi yapışıyor. Hache bazen mahalle çocukları gibi kavga ediyor. Hem de bunu bir kız uğruna yapıyor. İşte aşk adamın gözünü böyle kör ediyor! Bunun en güzel örneği Gin’in Hache’nin suratına doğru ihtirasla üflediği sigara dumanı…
Sigara dumanı; aşk, tutku ve çekim gücünün bir tezahürü aslında… Yaşadığı ilk aşkı unutmaya çalışan Hache, Gin ile yolunu bulmaya çalışıyor. Yaptığı hataların bedelini fazlasıyla ödeyen Hache, aslında  kaybetmekten korkuyor. Filmin finalinde ise Hache’nin ters köşesini görüyoruz. Karakterlerin özenle seçildiği “Tengo Ganas De Ti” İspanyol Sineması’nın en iyi gençlik filmlerinden biri, çünkü aşk, dram, gerilim ve aksiyon hepsi bir arada. Film için söylenecek o kadar çok şey var ki, sahne aralarına yerleştirilen müziklerin içimize işlemesinden tutun da, karakterlerin müzikle örtüşmesine kadar, her alanda övgüyü hak ediyor.  Tabi filmi renklendirenin de Mario Casas olduğunu unutmayalım. Role güzel bir şekilde oturan Mario Casas kısa zamanda az gitti, uz gitti. Asi ve aşkı arayan bir karaktere kendinden çok fazla şey katan Casas, bu rolüyle  genç kızların göz bebeği haline geldi. Bunun için Antonio Banderas’a teşekkür etmek lazım. Mario Casas’ın içindeki enerjiyi dışarı çıkartmak için uğraşan Banderas çok hayırlı bir iş yaptı. Şu da bir gerçek ki, Casas kendini “Tengo Ganas De Ti” ile sevdirdi.

“GRUPO 7” İLE BÜROKRASİYE YAPILAN TAŞLAMA

“Tengo Ganas De Ti” den sonra rotasını değiştiren Mario Casas “Grupo 7” isimli dramatik-aksiyon filminde yer alır. Sevilla şehrinin uyuşturucu ile mücadelesini konu alan film, maalesef biraz ağır işliyor. Sokak sokak dolaşarak, uyuşturucuya savaş açan  aktivistler, eleştirel olarak irdeledikleri konuya çözüm yolu arıyorlar. Sevilla’nın  uyuşturucu ile geçinen halkını, hikayesinin olmurgasına oturtan film; fuhuş, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi daha birçok yasadışı işlere atıfta bulunuyor. Hırsın ve paranın insanın hayatını aniden değiştirebileceğine vurgu yapan film, finaliyle güzel bir farkındalık yaratıyor. Böylece bürokrasiye karşı yapılan taşlama da yerine ulaşıyor.

Sonuç olarak; bir  gülüşüyle yürek yakan ve ve bakışlarıyla karşısındakini himayesi altına alan Mario Casas, ciddi olmayı sevmeyen seksi bir aktördür. Her daim neşelidir. Casas çoğu zaman konuşmaz, çünkü gözleri herşeyi anlatır. Gözlerinde kaybolmanız olasılık dahilindedir. Oynadığı karakterlere benzemeyen Casas genellikle farklı rolleri tercih eder ve oynadığı tüm rollere o meşhur gülüşünü yansıtır. Biz onu “güleç” Mario Casas olarak tanıdık. Mario Casas şu an Fernando González Molina’nın son projesi olan “Palmeras  En La Nieve” filminde yer alıyor. Henüz filme dair net bir bilgi yok.

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Arzu Çevikalp

Arzu Çevikalp

Genel Yayın Yönetmeni
1982 yılında İstanbul’da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kodlamakla anlam kazanır. Sadece şiir, deneme ve öykü gibi türlerde yazı yazmak yetmez, ilgi alanlarımın genişlemesiyle yepyeni türlere doğru yelken açarım. Film eleştirileri, kısa haberler ve diğer muhtelif sinema yazıları... Açıkça ifade etmem gerekirse, sinema hakkında yazı yazarken tıpkı ufak bir çocuğun annesini gördüğünde sevindiği kadar seviniyorum ve kendimi bembeyaz bulutların arasında dans ediyor gibi hissediyorum. Hiç bırakmayacağım bir görev. Mail yollamak için linke tıklayın.