Arzu ÇevikalpYıldızlar Geçidi

İnişe Geçen Yakışıklı Keanu Reeves

O bir Uzakdoğulu, hayır o bir kahraman, hayır, hayır o Keanu Reeves! Çekik gözleri ile Uzakdoğulu’ya benzetilen Beyrut doğumlu Keanu Reeves. Hawaii’li bir anne ile New York’lu bir babanın oğlu. Reeves tam bir kırma! Fiziği de oldukça sağlam. Hele o keskin bakışları yok mu, insanı heyecandan öldürür. Bu kadar olumlu özelliklere sahip bir oyuncuyu perdede çok fazla izleyememek yürek burkuyor. Neredesin Keanu Reeves, bizi terk mi ettin yoksa? Bazı oyuncular ‘tükenmişlik sendromu’ yüzünden ortadan yok oluyorlar, umarım bu olumsuz durum Keanu Reeves’i de etkilemez.

“Matrix” üçlemesiyle büyük bir başarı elde eden Keanu Reeves, uzun zamandır karşımıza çıkmıyor. Karşımıza çıksa bile, hep küçük ve yan rollerde izliyoruz kendisini… Acaba Neo rolü üzerine fazla mı yapıştı? Matrix’in kahramanı KeanuReeves’i, en son “47 Ronin” filminde izledikve çok şaşırdık. Çünkü filmde Reeves, o kadar sönük kaldı ki, neredeyse hayalet oyuncu gibiydi. Reeves’in havası kaçmış bir balondan farkı yoktu. Başarısını perçinlemek için keşke kendine uygun bir filmde yer alsaydı.

KEANU REEVES’İN DAYANAK NOKTASI OLAN “MATRİX” ÜÇLEMESİ

Eğer KeanuReeves’in gel gitli iş yaşamını merak ediyorsanız, doğru adrestesiniz. Kariyer basamaklarını zorlukla çıkan Reeves’in dönüm noktası olan “Şeytanın Avukatı”, başarılı bir avukat olan Kevin’in, zengin iş adamı John Milton ile tanışmasından sonraki hayatını anlatır. Avukat Kevin işinde başarılı olmayı o kadar ciddiye alır ki, müvekkillerinin suçlu olduklarını bile bile onları savunur. “Şeytanın Avukatı” adlı romandan uyarlanan film, Reeves’in çıkış noktasıdır. Yani bunu şu şekilde ifade edebiliriz: KeanuReeves “Şeytanın Avukatı” ile kendini kanıtlamış, “Matrix” ile de parlatıp, cilalamıştır. “Matrix” hakkında daha detaylı konuşmak gerekirse, 1999 yılına damgasını vuran “Matrix”, hem yaşanılan gerçeği, hem de yaşanılanın ötesindeki gerçekliği, kendi yöntemleriyle ele alıyordu. Rüyalar âlemi Matrix’in dayanak noktasıydı. Kavrayamadığımız şeylerin yaşamımızı kontrol edişini ele alan “Matrix”, neo-noir dünyanın yaşamımız üzerindeki etkilerini tartışıyordu.

‘Future-noir’ başlığı altında değerlendirebileceğimiz “Matrix”, yaşadığımız dünyanın beynimizde gerçekleşen bir simülasyondan ibaret olduğunu ve o simülasyonun yalnızca gerçeğin bir yansıması olduğunu gözümüze soka soka anlatıyordu. Peki, Matrix nasıl bir yerdi? Bize kalırsa Matrix‘Nirvana’ya ulaşılan bir basamaktı. Buradan hareketle; Neo karakterini canlandıran KeanuReeves’in amacı Matrix’in nasıl bir yer olduğunu keşfetmek ve yeni kimliğini bulmaktı. Neredeyse karakterlerin beynini ortadan ikiye ayıran Matrix, karakterlerin yeni arayışlarına yelken açan bir sığınak misaliydi. Öngörülerle yaşamanın tehlikesini aktaran “Matrix”,Wachowski kardeşlerin yaptığı en soyut ve en nitelikli işlerden biriydi. İnsan zihninin çok ötesinde yer alan teknolojik dünyanın var olup olmadığını tartışan Wachowski kardeşler, kontrol gücünün sadece beyin merkezli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

“KASIMDA AŞK BAŞKADIR” VE “CONSTANTİNE”

“Matrix” üçlemesinden sonra “Kasımda Aşk Başkadır” ile bambaşka bir kulvarda yer alan,aktör bu kez melodram ağırlıklı bir hikâyede yer almayı seçti. Ölümle burun buruna gelen iki insanın, hayatın girdabına doğru tutuluşlarını trajik bir biçimde aktaran film, bize Reeves’in romantik yönünü gösterdi. Filmde öyle güçlü bir aşk vardı ki, Reeves bize bu aşkı yaşattı ve duygularımızı allak bullak etti. Reeves,“Matrix” benzeri filmlerle yoluna devam etmek yerine, romantik-dramatik ağırlıklı bir filmle karşımıza çıktı. Peki, başarılı oldu mu? Tercihini doğru bir şekilde yapmış oluşu,Reeves’i iyi bir yere taşıdı. Ardından Reeves, “Constantine” filminde oynadı vebirçok kişinin ilgisini çekerek herkesin konuştuğu bir isim haline dönüştü.
Dram, korku ve fantastik üçlüsünün bileşiminden oluşan “Constantine”, şeytanları avlayıp onları ait oldukları yere gönderen, mistik güçlere sahip bir karakterin, başından geçenleri konu alır. “Matrix”in tarzına çok uzak olmayan “Constantine” ile dikkatleri üzerine çeken aktörün kendini iyi bir biçimde ifade edeceği bir filmi tercih etmiş oluşu, kendisine sempati beslememize vesile oldu. İyiki de oldu!

GÖL EVİ”NDE ROMANTİK BİR KEANU REEVES İLE BAŞ BAŞAYIZ

Geldik Reeves’inilginç filmi “Göl Evi”ne… Paralel kurguyu sıkça kullanan film, doğru yerlerde ve yanlış zamanlarda bir araya gelen iki insanı merkeze alır. Kavuşamamanın önemini vurgulayan film, imkânsız aşlara gönderme yapar. “Göl Evi”, iki farklı zaman diliminde yaşayan, karakterlerin zaman kayması nedeniyle asla bir araya gelemeyeceklerini öyle güzel bir şekilde ortaya koyar ki, kendimizi adeta o kargaşanın içinde buluruz. Yaşamsal döngüyü kendi lehlerine çeviremeyen karakterler için duygusal çöküntü başlar. İşte burada devreye Reeves’inmüthiş oyunculuğu girer. İncelediğimiz veriler nezdinde; yakışıklı aktör, aksiyon, bilim-kurgu ve korku filmlerinden sonra ya dramatik ya da melodramatik filmlerde yer alır. “Göl Evi”,Reeves’in kariyerindeki son noktadır. “Göl Evi”nden sonra Reeves’in kariyeri tepetaklak olur. Başrollerde izlemeye alışık olduğumuz Reeves gider, yerine yardımcı oyuncu statüsündeki Reeves gelir.

SUÇLU KİM” VE “47 RONİN” TAM BİR BAŞARISIZLIK ÖRNEĞİDİR

Reeves’i aşağıya çeken filmler; “Suçlu Kim” ve “47 Ronin”dir. “Suçlu Kim” hayatta bir amacı kalmayan Henry’nin, suçlunun adını vermemek adına, suçunu üstenip hüküm giyişini konu alır. Henry suç işlememiştir ancak, hapisten çıktıktan sonra cezasını çektiği suçu işlemeye karar verir. Ama işler hiç de beklenildiği gibi gitmeyecektir. Çünkü âşık olduğu kadın tüm hayatını alt üst eder. Ne yazık ki, çekici oyuncu bu filmde çok sönük kaldı. Beyazperdeden izleri yavaş yavaş silinmeye başlayan Reeves için artık her şey çok riskli. Eh ne de olsa, yanlış tercihleri sonucunda bu noktaya geldi. Belki yanlış tercihler yapmasaydı, çok farklı bir yerde olurdu. Tabi göz ardı etmememiz gereken çok ciddi olay var, o da piyasa koşulları! Bazı oyuncular piyasaya öyle bir damgasını vurur ki, bunu istesek de değiştiremeyiz. KeanuReeves için maalesef tersi oldu. Çekik gözlü aktör hem yükseliş hem de iniş yaşadı. ‘Karabatak’ gibiydi dersek yersiz olmaz sanırım.

YENİ PROJELER YOLDA

Bir de tüm bunlar yetmezmiş gibi, filmografisine “47 Ronin” filmini ekledi. Çekik gözlü oluşundan ötürü role seçilen aktör, filmde çok az gözüktü. Sanki güruhun içinde kayboldu. Buradan şunu öğreniyoruz: seçilen roller aktörün en önemli kisvesidir ve kisveyi üzerlerinde taşıyamayan aktörler, düşüşe geçmeye mahkûmdurlar. Tıpkı KeanuReeves gibi…

Bunca olumsuzluğa rağmen, var gücüyle çalışan aktör, Otel filmleri ile yükselişe geçen yazar-yapımcı-yönetmen Eli Roth’un “KnockKnock” filminde yer almak için kolları sıvadı. Kulağımıza çalınan bir bilgiye göre; Reeves yardımcı oyuncu görevini üsteleniyor. Post prodüksiyon aşamasında olan film femmefatale kadınların, mutlu ve evli bir çifte zarar verişlerini perdeye aktarıyor. Reeves’inbir diğer projesi ise “John Wick”tir. John Wick, konu itibariyle oyuncunun önceki projelerine benziyor. Eski kiralık katil, eski arkadaşı tarafından takip edilir. Eski arkadaşı onu öldürmek için kontrat imzalar. Reeves hangi rolde karşımıza çıkacağını çok merak ediyoruz. Umarız yardımcı rolle çıkmaz!

Kıssadan hisse, Wachowski kardeşler ile adını tahtaya kazıyan, farklılık yaratmayı seven, değişikliğe açık, çekici, samimi, yakışıklı, iyi, niyetli, gözlemci, etkileyici ve göz kamaştırıcı bir oyuncudur KeanuReeves. Aldığı yanlış kararlar nedeniyle ortadan kayboluşu oldukça trajiktir. Kendini özletir. Gözlerimiz her yerde onu arar. Bu sebeple Reeves’e şu lakabı taktık: “ortalarda fazla görünmeyen ve göz önünde olmayı sevmeyen aktör”… Yolun her daim açık olsun yakışıklı aktör, iyi şanslar!

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Arzu Çevikalp

Arzu Çevikalp

Genel Yayın Yönetmeni
1982 yılında İstanbul’da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kodlamakla anlam kazanır. Sadece şiir, deneme ve öykü gibi türlerde yazı yazmak yetmez, ilgi alanlarımın genişlemesiyle yepyeni türlere doğru yelken açarım. Film eleştirileri, kısa haberler ve diğer muhtelif sinema yazıları... Açıkça ifade etmem gerekirse, sinema hakkında yazı yazarken tıpkı ufak bir çocuğun annesini gördüğünde sevindiği kadar seviniyorum ve kendimi bembeyaz bulutların arasında dans ediyor gibi hissediyorum. Hiç bırakmayacağım bir görev. Mail yollamak için linke tıklayın.