Yıldızlar Geçidi

Muhteşem Anthony Hopkins: Muhteşem Hannibal

Anthony Hopkins ile bundan yıllar öncesinde Hannibal (2001) adlı filmi izleyerek tanışmış oldum. Biraz geç bir tanışma oldu benim için ama bu geç tanışmanın acısını da fazlasıyla çıkardım. Hanninal’ı izledikten sonra filmin öncesi ve sonrası niteliğinde birbirine bağlı ve bir seri olarak da adlandırabilecek olan The Silence Of The Lambs – Kuzuların Sessizliği (1991), Red Dragon – Kızıl Ejder (2002 filmlerini ve Hannibal karakterinin doğuşunu konu edinen Rising of Hannibal – Hannibal’ın Doğuşu (2007) adlı filmi de bir solukta oturup izledim.

Hikâyenin aslında en başını konu edinen ‘Rising of Hannibal’ adlı filmde Anthony Hopkins değil, genç oyuncu Gaspard Ulliel oynuyor. Hannibal karakterinin çocukluğunu ve gençliğini canlandıran ve Hannibal karakteri ile duygusal temas kurmamızı sağlayan Gaspard Ulliel’e de hayran kaldığımı ayrıca dile getirmek isterim.

Bu filmler ile başlayan Anthony Hopkins yolculuğuma; Cinayet Gecesi, Solace, Joe Black, Maskeli Kahraman Zorro, İhtiras Rüzgarları, Dracula, Kurt Adam, Thor Karanlık Dünya, Chaplin, Noah gibi birbirinden güzel filmlerini de izleyerek devam etmiş oldum ve hala da devam etmekteyim. Ama Hannibal benim Anthony Hopkins ile ilk tanıştığım ve ona hayran olduğum ilk film olduğundan her zaman yeri ayrı kalacak muhteşem bir eserdir benim için.

90’ın üzerinde filmde oynamış ve adeta “Oyunculuk nasıl yapılır?” sorusunun cevabını tüm Dünya’ya vermek için yaratılmış olan Hopkins ile ilgili bu yazımın başlığında neden özellikle ‘Hannibal’ filmine yer verdiğimi dile getirmiş oldum sanırım böylece.

Şimdi gelelim neden ‘Muhteşem’ dediğime. Bunun için çok fazla düşünmeye gerek yok. Çünkü O gerçekten Muhteşem! Sinemanın en önemli enstrümanlarından biridir oyunculuk ve Anthony Hopkins, ortaya koyduğu karakter ve sergilediği oyunculuk performansı ile oynadığı her filme farklı bir ruh ve kişilik katıyor. Ayrıca her filminde, her oynadığı karakter filmin bir sahnesinde mutlaka göz kırpar. Bunu Antony Hopkins hayranı olan ve O’nun filmlerini takip eden herkes bilir. Bu durum bende artık bir Anthony Hopkins alametifarikası haline gelmiş olmakla beraber bir Hopkins hayranı olmanın yanında bir Hopkins sempatizanı olmama da sebep olmuştur. “Acaba bu filmde hangi sahnede göz kırpacak” diye beklediğim ve “Aha yine göz kırptı” diye tepkiler verdiğim zamanlar olduğunu inkâr etmeyeceğim.

ANTHONY HOPKİNS’İN KISA BİR BİYOGRAFİSİ

Çok yönlü bir insan oluşu ve oynadığı her karakteri adeta yaşatıyor olmasıyla herkesi kendisine hayran bırakan Hopkins’in biyografisine kısaca bir değinmek gerekirse; 31 Aralık 1937’de Galler’de dünyaya geldi. 1957’de Galler Kraliyet Müzik ve Tiyatro okulundan mezun oldu. İki yıl boyunca İngiliz ordusunda askerlik görevini yerine getirdikten sonra Londra’da bulunan Kraliyet Tiyatro Sanat Akademisi’nde eğitim aldı. İlk profesyonel oyununu, yapımcılığını Swansea Little Theatre’ın üstlendiği Have A Cigarette oyunu ile 1960 yılında gerçekleştirdi. 1965’te Laurence Olivier tarafından fark edildi ve Londra’da bulunan Kraliyet Ulusal Tiyatrosu’na katılmaya davet edildi. Hopkins burada Olivier’ın yardımcı oyuncusu oldu. Kısa sürede ilgileri üzerine çeken Hopkins birçok tiyatro ve sinemada yer aldı. Hopkins’e Kuzuların Sessizliği filmi için rol teklif edilmeden önce Hollywood’dan sıkıldığı için Londra’ya dönüp tiyatro hayatına devam etmek istiyordu. Fakat sonrasında düşünceleri ile beraber hayatı da tamamen değişmiş oldu. Hem İngiltere hem de ABD vatandaşlığına sahip olan Hopkins, 2003’ten beri Stella Arroyave ile evli olarak hayatına devam etmektedir.

ÖDÜL SARHOŞU ANTHONY HOPKİNS

Kariyeri boyunca sayısız ödül alarak adeta ödül sarhoşu olan Hopkins’in bu ödül yolculuğuna da kısaca bir göz atacak olursak, almış olduğu önemli bazı ödülleri şu şekilde sıralayabiliriz:

Başarısı ve ilham verdiği için 1987’te kraliçenin elinden Britanya İmparatorluk Nişanı aldı ve adının başına ‘Sir’ unvanı eklendi.

1988 yılında İngiltere’nin en çok kazanan oyuncusu olan Hopkins, sadece The Mask of Zorro ve Meet Joe Black rollerinden yaklaşık 15 milyon sterlin para kazandı. Çeşitli yardım kuruluşlarına ve vakıflara yaptığı bu gibi maddi yardımlardan dolayı  Galler’in en büyük 100 insanından biri olarak seçildi.

1993 yılında sanata verdiği hizmetlerden dolayı Buckingham Sarayında şövalye ilan edildi.

2003 yılında ABD’de Hollywood Bulvarı olarak da bilinen Hollywood Şöhret Kaldırımından bir yıldız aldı.

2006 yılında Cecil B. DeMille ödüllerinin ömür boyu başarı altın küresinin sahibi oldu.

2008 yılında Britanya Film Akademisinin verdiği en yüksek ödül olan BAFTA Akademi Bağlılık Ödülü’nü aldı.

Bununla beraber oynadığı filmlerden sayısız ödül almış olan Anthony Hopkins, Kuzuların sessizliği filminde yalnızca 24 dakika 52 saniye görünmesine rağmen 1992 yılında En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü kazanmayı başarmış bir aktör olarak bir ilke de imza atmıştır. American Film Institute’ün, Hopkins’in oynadığı Hannibal Lecter karakterini sinema tarihinin en başarılı “kötü adamı” olarak nitelendirdiğini de ek bir not olarak belirtelim.

ANTHONY HOPKİNS VE ÇOK YÖNLÜLÜĞÜ

Oyunculuk kariyeri dışında 3 film yöneten ve çok sayıda filmde ve belgeselde anlatıcılık yapan Hopkins, edebiyat, müzik ve resim ile de ilgileniyor. Shakespeare şiirlerini ezbere bilen Hopkins “Tüm hayatım boyunca beste yaptım. Öyle ki müzik okuluna gidecek kadar donanımlıydım ama aktörlük yolunu seçtim.” diyerek müzik konusunda da ne kadar kendine güvendiğini ortaya koyuyor.

Ayrıca bir dip not olarak belirtmek gerekirse; Hopkins’in müziğe olan ilgisini oynadığı filmlerden de anlayabiliyoruz zaten. Yine Hopkins hayranı olan ve O’nun filmlerini takip eden herkes bilir ki; birçok filmin herhangi bir sahnesinde mutlaka bir Opera dinletisi görürsünüz.

Anthony Hopkins’in ‘And the Waltz Go On’ adlı bestesini Dünya’nın en iyi 150 müzisyeni arasında gösterilen André Rieu’nun orkestra ile çalması da Hopkins’in müziğe sadece ilgili değil bu anlamda başarılı da olduğunu kanıtlıyor.

Hopkins besteyi yaptıktan yıllar sonra André Rieu’nun bir konserini izliyor. Konseri izledikten sonra eşine, bestesinin Viyana’da çalınmasının ne kadar güzel olabileceğinden söz ediyor. Hopkins’in kendisi gibi oyuncu olan eşi Stella Arroyave, Hopkins’in bestesini kendisinden habersiz André Rieu’ya yolluyor ve Rieu da besteyi alır almaz orkestrasıyla çalışmalara başlıyor. Hopkins’e de sürpriz olan bu olay sonucunda eşi Arroyave vesilesiyle işte böyle muhteşem bir konser ortaya çıkıyor.

Bu görüntüleri izlediğinizde bir şeyi gerçekten çok istemenin sabretmenin sonucu o hayalinizin gerçekleştiğini gördükten sonra nasıl mutlu olunduğunu çok açık ve net bir şekilde Hopkins’in yüzünde görüyorsunuz ve O’nu bu mutluluğuna ortak oluyorsunuz. Bunu yaşayan zaten birçok hayalini gerçekleştirmiş ve milyonların sevgilisi olmayı başarmış olan Hopkins bile olsa, çok istediği bir şeyin gerçekleşmiş olduğuna şahit olmanın o çocuksu mutluluk ve heyecanı aynı oluyor.

ANTHONY HOPKİNS’ İN DİLİNDEN

“Hayatı seviyorum, ondan başka neyimiz var ki…” diyerek hayata ne kadar bağlı olduğunu dile getiren Hopkins, Bazı zamanlarda psikolojik çöküş yaşadığını, kimi zaman arabasına atlayıp 2 ay boyunca oradan oraya dolaşmış olduğunu ve bazen alkol alışkanlığı sebebiyle kendisini nerede olduğunu unutacak derecede kaybettiği zamanların da olduğunu inkar etmiyor. Fakat bu kötü dönemleri Tanrı inancı ile atlattığını ve korkularını kendisini asla yenmesine izin vermediğini de dile getiriyor. İnsanın birçok şeyi aşmasında bunun önemi bir faktör olduğunu dile getiren Hopkins, ateistlerin dünyasını ‘penceresiz bir hücrede yaşamak’ olarak nitelendiriyor.

Çalışmamanın asla kendisine göre bir şey olmadığını dile getiren Hopkins bir röportajında “Emeklilik bana göre değil, eğer çalışmayı bırakırsam ölebilirim. Ben durmak istemiyorum. Yaş bir engel değil, aktörsen her yaşın için rol vardır. Ölmüşseniz bile Hollywood’da zombi rolü oynayacak biri illa ki aranıyordur…” diyerek mizahi bir dille ömrünün sonuna kadar çalışacağının mesajını vermiştir.

“Bir şeye gerçekten inanırsan başarırsın.” diyen Hopkins, yapılmak istenilen şeylerin korkusuzca yapılması gerektiğini ve bu sayede başarılı olmanım kaçınılmaz olduğunu dile getiriyor. “İster oyunculuk ister müzik ister resim yapın, hiçbir fark etmez. Ama bunları yaparken korkusuz olun. Kimse sizi kötü resim yapıyorsunuz diye hapse atamaz. Kaybedecek hiçbir şeyiniz yok.” diyerek de bunu en güzel şeklide ifade ediyor zaten.

ANTHONY HOPKİNS’DEN DERS NİTELİĞİNDE

Yazımın ilk kısmında “Oyunculuk nasıl yapılır?” sorusunun cevabını tüm Dünya’ya vermek için yaratılmış olan Hopkins demiştim ya hani, şimdi de Hopkins’in kendi dilinden bu anlamda verdiği değerli bilgilerden kısaca bahsetmek istiyorum.

84 yaşındaki dünyaca ünlü duayen oyunculuk eğitmeni Eric Morris’in “Rol yapmayın lütfen” adında bir kitabı vardır. O’na göre oyunculuğun temeli gerçeğin ta kendisinden gelmeli. “Aktör asla ‘mış gibi’ yapmamalı.” Hopkins’in oyunculuk hakkında “Oyunculuk sanatının temelinde rol yapmamak yatar. İnsanlara görmeleri gerekenden fazlasını gösterirseniz kötü oyunculuk yapmış olursunuz.” şeklinde verdiği bilgi de bunu destekler niteliktedir.

Anthony Hopkins, rollerine titiz bir biçimde hazırlanmasıyla bilinir. Bir role hazırlanmak için repliklerini gerekirse 150- 200 kez tekrarladığını, ancak bu şekilde o replikleri içselleştirip doğal bir biçimde söylediği ifade eden Hopkins, yer aldığı filmleri adeta yaşıyor gibi oynayabilmesini buna bağlıyor ve oyuncu adaylarına da bunu tavsiye ediyor.

Oyuncu- yönetmen ilişkisine dair yine ders niteliğinde değere sahip olan bir röportajında “Yönetmen ne derse onu yaparım.” diyor Hopkins. Sonra sana güvenmeye başlarlar. Günler geçtikçe ona “Şunu yapabilir miyim?” diye sorarım, onun için sorun olmuyorsa o şekilde devam ederim. İşte o zaman birlikte çalıştığınızı anlarsınız. Söz konusu olan hiçbir zaman hükmetme, yetki verme veya söyleme değildir. Yani yönetmene nasıl yöneteceğini söyleyen oyuncular çok kötüdür. Ya da her şeyi yeniden yazmak isteyen oyuncular berbattır. Ben o görüşte değilim. Bu egoizmin en kötü türüdür. Ego olmamalı demiyorum, olmalı. Özellikle oyuncularda… Ama çok iyi kontrol edilmeli. Eğer kontrol altında güçlü bir egonuz varsa, başarılı olursunuz. İnsanlarla ilişkileriniz iyi olur, karşınızdakileri etkilersiniz. Bir yönetmen doğaçlama yapmanızı istemiyorsa yazdıklarına çok değer verdiği içindir ve sorun yoktur. Senaryoyu öğrenmen yeterli olur. Ama gerçekten iyi bir yönetmen de “Tamam, hadi biraz değiştirelim” der. 2010’da yayınlanan “You Will Meet a Tall Dark Stranger” adlı filminde Woody Allen ile öyle çalışmıştım. “Şimdi tekrar yapabilirsin ve biraz değiştirip doğaçlama yapabilirsin” derdi. İnsanların rahat olduğunu ve senin yapabileceklerine güvendiklerini görmek güzeldir.” şeklinde düşüncelerini dile getiriyor.

Yazımı Anthony Hopkins hayranları için güzel bir haber vererek sonlandırmış olayım.

Muhteşem Hopkins yine muhteşem bir film ile geliyor ve bu defa gönüllerimizin Muhteşem Lear’ı olacağından hiç şüphem yok. ‘Kral Lear’ adlı filmin vizyon tarihi henüz belli değil.

Sen çok yaşa Hopkins! Çok yaşa ki; senin o güzel karakter yansımalarından ve muhteşem oyunculuk performanslarından yoksun kalmayalım. Daha nice güzel filmlerde bizlere göz kırpman dileğiyle…

 

 

 

 

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

9 Yorum

    1. Sıkılmadan okuduğum ilk uzun yazı diyebilirim, çok akıcı ve samimi bir anlatım olmuş. Çok çok iyi yerlere geleceğinden eminim Mehmet. Yolun açık olsun! 🙂

  1. Genelde kötü karakterlerde izledim ama muhteşem oyuncu, yazı çok güzel. Hayallerinin gerçekleşmesi dileğiyle ömür boyu başarılar oğlum

  2. Anthony Hopkins’i bir aktör olarak zaten seviyordum hatta bu yazıda geçen bir iki filminide zevk alarak izledim.Şu ana kadar Hopkins hakkında okuduğum en akıcı ve doyurucu yazıydı diyebilirim.Bunun dışında hopkinsin oyunculuk ve sanat hakkındaki görüşlerini okurla buluşturmak ayrı bir lezzet katmış yazıya. Teşekkür eder güzel yazılarının devamını bekleriz Mehmet Ayaz .

  3. Çok akıcı ve samimi olmuş. Eline sağlık. Hiç tanımadığım kadar yakından tanımış oldum oyuncuyu

  4. Severek izlediğim bir oyuncuydu hayatını da öğrenmiş oldum başarılı olmuş teşekkürler. 🙂

  5. Merhaba yorumunuzu çok begendim tek solukta okumak galiba böyle bir şey.Bundan sonra ki yazılarınızı merakla bekliyor bu muhteşem hazırlık için size müteşekkirim.Bahsettiğimiz büyük üstadı yazılarınız yüzünden daha detaylı izliyip araştıracagıma söz veriyorum.Saglıcakla kalın

  6. Gördüğüm en güzel biografik köşe yazılarından biri iltifat olsun diye demiyorum. Uzun olmasına rağmen akıcı bir dilin var okuyor insan 🙂

Yorum bırakın

Mehmet Ayaz Seçgil

Mehmet Ayaz Seçgil

Sinema Yazarı
1987 yılı Ekim ayı 9’unda İzmir’de başlayan hayatıma 2 yaşında iken gelmiş olduğum ve yaşadığım süreç içerisinde bir daha kopamayacak derecede âşık olduğum şehir olan İstanbul’da düşe kalka bir şekilde devam etmekteyim. Nefes almak için aldığımız biletin son kullanım tarihine daha ne kadar var bilemiyoruz. Bilsek kafayı yerdik, iyi ki de bilmiyoruz o ayrı. Fakat bildiğim ve emin olduğum bir şey var ki; yaşayacağım süreç içerisinde sanat -özellikle sinema- adına bir şeyler yazmak, üretmek ve ardımda güzel bir şeyler bırakabilmek istiyorum. Yaşamaya devam ettiğim sürece yazmaktan ve üretmekten hiç vazgeçmeyeceğim.