Ana sayfa » Anime Dünyasına Giriş 101

Anime Dünyasına Giriş 101

Japonların kendine has çizim teknikleri, Japon çizgi filmleri (Animeler)

Anime sözcüğü, İngilizce “animation” kelimesinin bir varyasyonu ancak Japonların kendilerine has çizim teknikleri ile bambaşka bir kültür haline getirdiği farklı bir türü ifade etmektedir. Her ne kadar yanlış bir açıklama olacak olsa da hiç bilmeyenler için animeleri Japon çizgi filmleri diye adlandırabiliriz. Bir cümle içinde kullanacak olursak, Eşek kadar adam oldu hala çizgi film izliyor!” serzenişini örnek gösterebiliriz. Bu cümlede geçen çizgi film sözleri ile aslında animelerin kastedildiğini anlamışsınızdır. Zaten animeler de “cartoon” olarak bilinen çizgi eserlerin aksine, ekseriyetle yetişkinler için yapılan işlerdir.

Anime Dünyasına Giriş

Anime dünyasına giriyoruz dedik ama bu dünyaya kıyısından köşesinden, bir şekilde hiç bulaşmamış olmanız pek olası değil aslında. Türk televizyon kanallarının birçok farklı ses sanatçısı ile dublaj yapıp bol bol yayınladığı Captain Tsubasa, Pokemon, Heidi, Yu-gi-oh!, Sailor Moon (Ay Savaşçısı), Candy Candy (Şeker Kız Candy), Beyblade, Samurai X veya Dragonball gibi çizgi filmlerden herhangi birini izlediyseniz farkında bile olmadan anime dünyasına giriş yapmışsınız demektir. Evet, birçoğu 90’lar ve 2000’lerin ilk yarısında televizyon ekranlarında gördüğümüz popüler anime dizileri. Animelerin kendine has çizim tarzlarını başarılı bir şekilde yansıtan seriler. Ancak o dönemlerde bunun farkında olmak kolay değildi ve saydığım bu diziler de normal şartlar altında yetişkin kitleye özel olarak hitap eden anime filmlerinden farklı olarak, daha çok genç izleyici kitlesinin beğenisine uygun işlerdi. Tabii ki bu 30 yaşına gelmiş bir adamın Sailor Moon izleyemeyeceği anlamına gelmez. Bu çok başka bir konu.

Anime izlemenin herhangi bir yaş sınırı yoktur. Nasıl ki Batı’da Pixar hem yetişkinlere hem de çocuklara hitap edebilen eğlenceli animasyonlar üretiyor, Uzakdoğu’da da bunun kat be kat fazlası mevcut durumda. Eğer inanılmaz zengin bir dünyaya giriş yapmaya hazırsanız, çikolatalı sütünüzü hazırlayın ve yazının devamını okurken içinizdeki küçük çocuğa kulak vermeyi unutmayın.

Japonların kendine has çizim teknikleri, Japon çizgi filmleri (Animeler)

Hayao Miyazaki ve Studio Ghibli

1941 doğumlu Hayao Miyazaki, içindeki çocuğu her zaman hayatta tutabilmeyi başarmış, elli seneyi aşkın süredir anime dünyasında olan sevimli bir ihtiyar. Açıkçası kendisi ile tanışana ve filmlerini izleyene kadar, kimsenin hayal gücünü bu kadar çok kıskanmamıştım. Ancak Miyazakinin hayal gücüne ve yarattığı fantastik dünyalara hayran kalmamak mümkün değildi.

Pekâlâ, bu Studio Ghibli nedir? Ünlü bir anime filmi mi? Değil tabii ki. Stüdyo Ghibli, Miyazakinin can dostu Isao Takahata ile birlikte kurdukları animasyon stüdyosunun adı. Şu zamana kadar bu stüdyodan çıkan kalitesiz bir iş ne görülmüş ne de duyulmuş bir olay. Ghibli markası Uzakdoğu için Walt Disney kadar değerli bir marka. Stüdyonun başarılarından sonra, 2001 yılında Tokyo’da açılan Ghibli Museum da bunun bir kanıtı niteliğinde. Miyazaki’nin nasıl bir kafaya sahip olduğunu biraz olsun tahayyül edebilmek için ilham aldığı kitaplardan filmlerindeki anime karakterlerinin eskizlerine kadar birçok eserin sergilendiği, gezip görülesi bir müze.

Hayao Miyazaki ve Studio Ghibli filmlerinin her birinden tek tek bahsetmeyeceğim ancak benim için değerli üç Miyazaki animesini, bu ismi ilk kez duyacaklar için kesinlikle tavsiye ederim. Herhangi birini izlediğinizde muhtemelen stüdyonun tüm işlerini izlemek için sabırsızlanacaksınız. Anime dünyasına giriş yapmaya niyetlenenler için ağırlıklı olarak Stüdyo Ghibli işleri olmak üzere birkaç güzide anime filmini önererek başlayalım.

Japonların kendine has çizim teknikleri, Japon çizgi filmleri (Animeler)

Spirited Away (Sen to Chihiro no Kamikakushi, Ruhların Kaçışı) – 2001

BBC’nin derlediği, “21. Yüzyılın En İyi Filmleri” listesinde dördüncü sırada olan, aynı zamanda da ilk ve tek Oscar ödüllü animeyi izlemediyseniz, ilk yapacağınız iş bu filmi izlemek olmalı. Spirited Away’i izlerken harikalar diyarına düşen Alice gibi hissedecek, Miyazaki’nin inanılmaz detaylı çizimleri ve orijinal karakterleri ile tanışıp şimdiye kadar hiç tecrübe etmediğiniz bir yolculuğa çıkacaksınız. Chihiro’nun macerası üzerinden dostluğun, masumiyetin ve fedakarlığın önemini anlatan film, modern insanın maymun iştahını ve kurduğu kapitalist düzeni de eleştirmekten geri kalmıyor. 2014’te Akademi’den Onur Ödülü de alan Miyazaki, Howl’s Moving Castle ve The Wind Rises animeleriyle “En İyi Animasyon Filmi” dalında adaylık kazanırken yalnızca bu filmi ile ödüle uzanabilmişti.

Japonların kendine has çizim teknikleri, Japon çizgi filmleri (Animeler)

Ponyo (Gake No Ue No Ponyo, Küçük Deniz Kızı Ponyo) – 2008

Bir başka Miyazaki masalı Ponyo, bir şehirlerarası yolculuğum sırasında karşıma çıkmıştı. Yağmurlu bir kış gecesi, otobüste izlemeye değer hiçbir şey bulamamış, üstelik Ponyo’nun bir Miyazaki animesi olduğundan bihaber, uykuya dalmadan önce, ses olsun diye açıvermiştim. İzlemeye başladığım andan itibaren sıradan bir film olmadığını fark ettiğimde uykuya dalmaktan da vazgeçmiştim ve o gün Ponyo ile belki de en keyifli yolculuklarımdan birini yaptım. Miyazakiyi neden bu denli çok sevdiğimi bir kez daha anlıyordum. Küçük deniz kızı, gözleriniz açıkken görebileceğiniz bir rüyaydı adeta ve kocaman adamlar için anlatılmış bir masal…

Princess Mononoke (Mononoke-hime, Prenses Mononoke) – 1997

Star Wars Evreni ya da Orta Dünya gibi fantastik diyarları seviyorsanız, Princess Mononoke’yi beklemeniz için hiçbir sebep yok. Kendine özgü dinamiklere sahip yepyeni bir dünya ile tanışmaya hazırlanın. İnsanın doğaya verdiği zararın ve doğanın yapay olana karşı savaşının fantastik bir şekilde anlatıldığı Mononoke-hime, ustanın milenyum öncesi yapımlarından. Her zamanki gibi muhteşem çizgilere sahip ve kesinlikle kaçırılmaması gereken bir tecrübe.

Japonların kendine has çizim teknikleri, Japon çizgi filmleri (Animeler)

Grave of the Fireflies (Hotaru No Haka, Ateş Böceklerinin Mezarı) – 1988

Ghibli’nin ortağı, Miyazaki’nin yoldaşı Isao Takahata’nın en ünlü eserlerinden biri Grave of the Fireflies filmi. Savaşın ve geride bıraktığı acıların çocuklar üzerindeki etkilerini anlatan duygu yüklü bir şeyler izlemek isterseniz, bunu bir de çizgilerle izlemeyi denemenizi öneriyorum. Belki inanması zor gelecek ama Ateş Böceklerinin Mezarı gerçekten de duygusal bünyeleri hüngür hüngür ağlatabilme potansiyeline sahip. Çizgi filme de ağlanır mı demeyin ve peçetelerinizi yanı başınıza koymayı unutmayın.

5 Centimeters Per Second (Byôsoku 5 Senchimêtoru, Saniyede 5 Santimetre) – 2007

Animeler çizgi filmdir ön yargısını aşmak adına bir yerlere not alacağınız ilk isim Makota Shinkai olmalı. Shinkai öyle stilize işler yapıyor ki detaylı çizimleri ile anime olayını bambaşka bir boyuta taşıyor. 5 Centimeters Per Second filmi de bunlardan biri. Üç parttan oluşan hikâyede bir Miyazaki derinliği beklemek doğru olmayacaktır ancak tren istasyonları gibi hüzünlü çizgiler ve duygu yüklü karelerin arasında kaybolurken geçmişinize ait bir şeyler bulmakta zorlanmayacağınızı tahmin ediyorum. Yönetmenin tarzını beğenirseniz 2016 yapımı “Your Name” isimli animesine de kesinlikle bir bakmalısınız.

The Secret World of Arrietty (Kari-gurashi No Arietti, Aşırıcılar) – 2010

Arrietty’nin hikayesi için yazar Mary Norton’ın daha önce beyaz perdeye de uyarlanan ve beğenilen romanı The Borrowers’ın (Minik Kahramanlar) Stüdyo Ghibli uyarlaması diyebiliriz. Tek fark bu kez olayların Tokyo’da geçiyor olması. Arrietty ve ailesinin küçük ama gizli dünyasına tanık olduğunuz andan itibaren romanın bir anime için ne kadar da uygun fantastik bir dünya olduğuna şaşıracaksınız. Filmin yönetmenliğini Hiromasa Yonebayashi yaparken, senaryoyu kaleme alan isimlerden birinin ise Hayao Miyazaki olduğunu belirtmeliyim.

Akira (Akira, Akira) – 1988

Bir sürü animeden bahsettim ancak işin bilim kurgu tarafına kasıtlı olarak hiç değinmedim. Bilim kurgu türündeki animelerin ilk etapta sindirmesi zor işler olduğunu düşünmem nedeniyle giriş için pek uygun bulmuyorum aslında. Ancak Akira gibi kült bir filmden bahsetmemek de ayıp olur. Üçüncü Dünya Savaşı sonrasının Neo-Tokyo’sunda geçen hikâye 2019 yılını tasvir etmeyi seçmiş. Tarihlerden dolayı günümüz toplumu ve animedeki post apokaliptik dünya arasındaki benzerlikleri daha net görmek adına şimdilerde izlemenin bir başka keyifli olacağını düşünüyorum. Çizimlerinin ise zamanının ötesinde bir kalitede olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz.

Çok Farklı Bir Tutku: Anime Serileri ve Mangalar

Bu dünyaya bir kez ısındınız mı bir daha çıkmak çok zordur. Filmler ise işin izlemesi kolay tarafıydı açıkçası. Bir süre sonra kendinizi yığınla anime dizisi ve manga arasında, hangi birini izlesem, hangi birini okusam diye düşünürken bulabilirsiniz. Bu yüzden ilk adımı filmler ile atmanız, anime tutkusunun küçük dozlarda kanınıza karışmasına yardımcı olacaktır.

Anime dizileri konusunda ise başlangıç için birkaç dizi tavsiyesi verip kenara çekileceğim. Çünkü çok geniş bir yelpazeye sahipler. Nihayetinde ‘Anime Dünyasına Giriş 101’ yazısı ile kendi deneyimlerimden oluşan bir ‘Starter Kit’ içeriği oluşturma hedefimi de gerçekleştirmiş olacağım. Eminim ki bir yerden sonra kişisel yol haritanızı çizip en sevdiğiniz türleri keşfetmeye başlayacaksınız. Eğer bir gün kendinizi iflah olmaz animeci bünyelerin bitmek bilmez dizilerini izlerken bulursanız, artık olmuşsunuz diyebiliriz. Yine de başlangıç aşamasında Naruto, One Piece, Bleach gibi sonu gelmeyecekmişçesine çekilen dizileri değil de çok uzatmadan final yapabilen, kolayca sonunu görebileceğiniz maceraları tavsiye ederim.

Kişisel görüşüm mesela Death Note ile başlamanız yönünde olacaktır. Birçok insanın ilk izlediği anime serisidir kendisi. Benim de ilk okuduğum mangaydı aynı zamanda. Bu dünyanın en popüler isimlerinden biri olan Death Note’u büyük olasılıkla daha önce bir yerlerden duymuş olmalısınız ki hiç duymadıysanız da üzülmeyin, toplamda 37 bölümden oluşan dizi o kadar sürükleyici ki aynı gün içinde başlayıp bitiren insanlar tanıdım. Hem fantastik hem de polisiye öğeleri başarıyla harmanlayan anime için “live-action” film denemeleri de yapıldı elbette. Şahsen izlemeye henüz vakit bulamasam da fanları tarafından yapılan eleştirilerin hiç de iştah açıcı olmadığını söylemeliyim. Bu da gösteriyor ki animeler çizgi dünyalarında kaldığında güzeller.

Son olarak, başlangıç için uygun gördüğüm, kaliteli ve uzun soluklu olmayan naçizane anime dizisi tavsiyelerim de şunlar,

Cowboy Bebop (Kauboi Bibappu, 1998) – 26 Bölüm

Elfen Lied (Erufen Rito, 2004) – 14 Bölüm

Code Geass (Kodo Giasu, 2006) – 50 Bölüm

Hunter x Hunter (Hanta Hanta, 2011) – 148 Bölüm

Attack on Titan (Shingeki no Kyojin, 2013) – 43+ Bölüm

Dipnot: Hunter x Hunter haricindekiler kısa süre içinde tüketilebilecek seriler. Hunter x Hunter’ın ise 148 bölümü gözünüzü korkutmasın, sona yaklaştığınızda keşke biraz daha uzun sürseydi diyeceksiniz.

Kadir Özbek-Diğer yazıları

Sinema Yazarı
1991 yılında İstanbul’da doğdu. Sinema ile olan ilişkisi lise yıllarında filizlenmeye başladı. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunu. Aynı zamanda da bilişim teknolojileri öğretmeni. Okumak, yazmak, öğretmek ve canı sıkıldığında alıp başını sinemaya gitmek en çok keyif aldığı şeyler. Her türden film izlemeyi sevse de korku filmleri, b-filmler, çizgi roman uyarlamaları, psikolojik gerilimler ve animeler en zayıf noktası. Eleştirilmesine asla tahammül edemeyeceği üç isim var. Hitchcock, Chaplin ve Miyazaki.

Siz ne düşünüyorsunuz?

3 0

Bir yorum bırak

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Lütfen zorunlu alanları doldurunuz. * Yorumlar onaydan geçtikten sonra yayımlanacaktır. Küfür, hakaret ve spam içeren mail yazmayınız. Yapacağınız yorumlara lütfen dikkat ediniz.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>