İnceleme

KEFERNAHUM – CAPHARNAÜM

Varoluş ve var olabilmek adına…

Film süresi bitip de sahne karardıktan sonra perdeye bakıp “Ben şimdi ne izledim?” diye o koltuğa çakılı kalma hissini yaşıyorsanız, işte o zaman “İyi ki sinema var” diyorsunuz. Çok fazla yaşayamadığım bu duyguyu, geçtiğimiz hafta Kefernahum’un finalinde hissettim. Hatta sonrasında da ara ara sahneler aklıma geldikçe sorgulamaya düşünmeye devam ettiğim bir film oldu. Günümüzde yanı başımızda var olan mülteci sorunundan, dünyanın gerçeği haline gelmiş evsizliğe ve açlığa, doğum kontrolsüzlüğüne, engel olunamayan çocuk evliliklerine, başka ülkelerde yok paraya çalışan kaçak çalışanlara, tüm bu sorunlar üzerinden kendine gelir yaratan insan kaçakçılarına… Bu film 120 dakika içerisinde Orta Doğu’da yaşanan ve yakinen şahidi olduğumuz tüm bu olaylara ve kulağımıza çalınan haberlere bir de tam merkezinden, içerisinden, birinci gözden bakmamızı sağlıyor.

Lübnanlı Zain’in (Zain Al Rafeea) ailesine açtığı davayla başlıyor Kefernahum. Doğum belgesi bile olmayan ve 12 yaşında olduğu tetkiklerle anlaşılan Zain’in, birini yaralamak nedeniyle 5 yıl hapiste olduğunu anlıyoruz. Ardından başlayan mahkeme sahneleri arasında geçmişe dönüşlerle Zain’in başından geçenleri, bir filmden ziyade belgesel, senaryodan ziyade gerçek gibi izlemeye başlıyoruz. Sayısını bilemediği kardeşlerinden biri olan Sahar’ın ergenliğe girmesinin hemen ardından ailesi “iyi bakılacağı” mazeretiyle, aslında bir miktar karşılığını alarak, çocuk yaşta evlendiriliyor. Bu duruma engel olamayan Zain’in hikayesi ise önce ailesinden sonra da ülkeden kaçma mücadelesine evriliyor.

Zaman içerisinde bir çocuktan bir mahkûma evrimleşirken, aslında hiç masumiyetini kaybetmeyen ve o çaresizlik içerisinde yapabileceğinin en iyisini yapan Zain’in yaşadıkları, tüm çaresizliğine rağmen mümkün olduğunca dramatize edilmeden, olabildiğince doğal ve gerçekçi aktarılmış ki, film kısa sürede izleyiciyi tamamen içine alıyor. Zain’le birlikte sinirlenip, gülüp, gerilmeye başlıyorsunuz. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan olaylar akıp gidiyor.

Kefernahum

Bir filmden fazlası…

Cannes’dan Jüri Özel Ödülü dahil 3 ödülle dönen ve Nadine Labaki filmini “Bir filmden daha fazlasını yapmak istedim” cümlesiyle anlatıyor. Film, içerisinde geçen tüm diğer konular ve olaylar için, en azından izleyicisine farkındalık oluşturmak ya da tekrar olanları hatırlatmak ve ayna tutmak adına önemli bir çalışma olmuş. Filmdeki oyuncuların çoğu ilk kez kamera karşısına geçen Lübnan’daki sokak çocuklarından oluşması yönüyle de benzerlerinden ayrışıyor. Belki de filmi bu derece etkileyici yapan karakterlerin de bu kadar içerisinde olması.

Filmin baş rolündeki Zain gerçek hayatında Suriyeli mülteci. Lübnan’da getir-götür işleri yaparken yönetmen/senarist Labaki ile yolları kesişiyor. Zain’in yaşantısına bakıldığında bile, bu film hiç değilse Zain’in hayatında bir güzellik yaratabilmiş olması adına bir değer barındırıyor ve sadece bu yanıyla bile göz önünde bulundurmak gerekiyor diye düşünüyorum. Artık ailesiyle Norveç’e göç eden Zain’in gerçek hayatta okula gidebileceğini öğrenmiş olmak da mutlu edici bir haber.

Filmde bebek yaşına rağmen ciddi bir rolü olan Yonas (Boluwatife Treasure Bankole) ise ilerleyen dönemlerde farklı filmlerde de karşımıza çıkar mı bilinmez. Ancak kendisi tüm masumiyeti ve sevimliliğiyle filmin en güzel odaklarından biri olmuş.

Filmin Künyesi:

KEFERNAHUM – CAPHARNAÜM / Yönetmen: Nadine Labaki / Oyuncular: Zain Al Rafeea, Cedra Izam, Nadine Labaki, Boluwatife Treasure Bankole / Lübnan, Fransa / 2018 / 120’

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Ayça Çavcı

Ayça Çavcı

Sinema Yazarı
1987 Temmuz ayında Gaziantep’te başlayan hikayem, Türkiye’nin birçok şehrine uğradıktan sonra bir süredir İstanbul’da devam ediyor. Kendimi tam zamanlı bir beyaz yakalı ve yarı zamanlı tiyatro ve sinema seyircisi olarak tanımlayabilirim. Bir derdi olan ve bunu anlatma yolu olarak sanatı seçmiş kişileri seviyorum. Sanırım dertlerimizin benzerliğinden dolayı sinema dünyasında özellikle yerli filmleri daha yakından takip etmeye çalışıyorum. Issız adaya düşsem yanıma Tolga Karaçelik, Onur Ünlü ve Yeşim Ustaoğlu’nu alırdım, Tayfun Pirselimoğlu, Reha Erdem, Zeki Demirkubuz ve Çiğdem Vitrinel de misafirimiz olsa ne güzel olurdu…Mail yollamak için linke tıklayın.