Sinegazete- Bağımsız sinema portalı

Kahramanın Yolculuğu Yöntemi Üzerine Bir İnceleme

DOROTHY’NİN SEPETİNDEN FRODO’NUN YÜZÜĞÜNE

Tanınmış dizi senaryosu yazarlarımızdan Bilal Babaoğlu, melekti Samsun’a döndü, buraya yerleşti. Bir sene kadar önce yönetmenlik de yapan (Aşık) ve bu uğraşını sürdürmeye de kararlı olan Babaoğlu, Samsun’da her yaştan insana sinema bilgisi ve merakı aşılamak ve ileride sektöre de katkı sağlamalarına aracı olmak adına, çeşitli atölyeler açtı. Bunlardan biri olan ve halen devam eden senaryo atölyesine ben de katıldım ve gerçekten kıymetli ders ve önerilerinden oldukça faydalanmaktayım.

Senaryo atölyesinde ilk dönemdeki izleğimiz, “Kahramanın Yolculuğu” teması. Bu yöntem, 1949’da Joseph Campbell tarafından formüle dökülerek, kitap haline getirilmiş (The Hero with Thousand Faces). Kitapta, ilkel çağların mitlerinden başlayarak, dinsel efsaneler dahil edebiyatın her döneminde geçerli bir yolculuk formülü kullanıldığından söz ediliyor. Modern sinemanın pek çok klasiği de aynı formülü izlemiş ve halen de izlemekte. Bu adımlar, sıradan dünya, maceraya çağrı, doğaüstü yardımlar, kahramanın sınanması gibi on iki başlık sırayla izlenerek atılıyorlar. Geriye dönüp, hayranlıkla izlediğiniz pek çok başyapıtın bu izleği kopyaladığını görüyor ve şaşkınlıktan küçük dilinizi yutuyorsunuz.

Bilal Babaoğlu

Kahramanın Yolculuğu, elbette sinemanın tamamında izlenen bir yol değil. Bugün artık daha modern, daha serbest yaklaşımlar mevcut senaryo dilinde. Ama bu yöntemin, hatta formülün varlığını öğrenmek, aralarında akrabalıklar bulduğunuz, ama bu durumu bütünlüklü olarak açıklayamadığınız filmler konusunda zihninizi birden açıveriyor.

Babaoğlu hocanın izlememizi önerdiği bir seri olan Yüzüklerin Efendisi’ni (The Lord of the Rings, Peter Jackson, 2001, 2002, 2003) tamamlarken, önceki derste kısaca özetlediği Kahramanın Yolculuğu olgusu, bu film serisiyle, daha önce izlemiş olduğum Oz Büyücüsü (The Wizard of Oz, Fleming, Cukor, LeRoy, Taurog ve Vidor –evet, 5 yönetmenli bir film! -, 1939) fantazyasının, neredeyse aynı hikâyeyi anlattıklarını fark ettim. Hoca bir hafta sonra da bu filmi izlememizi isteyecekti!

Bu söylediğim durum, usta bir edebiyatçı olan Tolkien’e hakaret olarak algılanmamalı. Bunu yapabilmek için insan önce onun eserine alternatif, dev bir yapıt yaratmalı ki haddim değil. Ama bu durum daha çok bir yazma geleneğinden kaynaklanıyor olmalı. Oz Büyücüsü de bir edebiyat eserinden uyarlanma (L. Frank Baum’un öyküsü). Bu edebiyat eserlerinin bir formülü izlemesinden daha normal bir şey yok. Zaten bu formül, sadece yazılı edebiyata ait bir şey de değil. Yıllar öncesine dönüp, babaannemin anlattığı masalları anımsadığımda, Kahramanın Yolculuğu ’nu o gün biliyor olsaydım, her gece uydurduğu anlatılarında hep o formülü kullandığına yemin edebilirdim. Bu, yazılı ya da sözlü, bütün anlatıcıların zaman zaman başvurdukları, kullanışlı bir formül.

Öyle ya, Frodo’nun yüzüğü varsa, Dorothy’nin de sepeti var, yanından ayırmadığı, gözü gibi baktığı. Arslan, teneke adam, korkuluk ve hatta küçük finonun kardeşliği, pekâlâ yüzük kardeşliği ekibiyle eşleştirilebilir. Sauron’un dev gözü, Oz Büyücüsü ’nün dev yansımasıyla aynı şey değil mi?

Başka bir nokta daha var göze çarpan ve iki yapıtın kahramanları arasında ortak olan: kahramandan beklediğimiz nedir? Cesarettir değil mi? Öncelikle cesarettir. Elbette iyi olması, özverili olması gibi özellikler de vardır onda olması beklenen. Ama iki filmin başkahramanları da cesur olmaktan uzaklar. Yani, o yolculuğa çıkma cesaretini gösteriyorlar elbette. Ama Dorothy de, Frodo da, yol boyunca karşılaştıkları tuhaf, ürkütücü yaratıklardan hep korkuyorlar. Her zaman şansları yardım ediyor onlara. Dorothy, serptiği suyun kötü kalpli cadıyı öldüreceğini bilmiyordu. Frodo’da Gollum’a yenilmek üzereydi. Film boyunca da hastalıklıydı zaten. Dostu Sam, onu kurtarmak için atılınca, yüzük de, Gollum da ateşe yuvarlanırlar.

Öte yandan kahraman kavramı kafamızı hep kurcalar, karıştırır iki film boyunca. Neticede cesaret ve filmde öne çıkma söz konusu olduğunda, Oz’da köpecik, Yüzük’te de yüzük ana kahramandır. Bu gözle izlediğinizde, iki filmde de olaylara yön verenlerin onlar olduğunu görürsünüz.

Bu benzerlikler, bu yapıtların bir formüle dayanıyor olması, değerlerinden bir şey kaybettirmiyor. İkisi de perdeye aktarıldıkları eserin oldukça iyi uyarlamaları. Hem de bunların ilk uyarlamaları olmamalarına rağmen. Oz Büyücüsü, 1925 yılında Larry Semon tarafından filme aktarılmıştı. Ama yapım, tarihin tozlu rafları arasında yitip, gitti. Yüzüklerin Efendisi ise 1978’de Ralph Bakshi yönetiminde çizgi olarak filme alınmıştı. Bunun başarısız bir yapım olduğunu söyleyemeyiz, lakin Bakshi, Fritz the Cat (1972), Fire and Ice (1983) gibi çizgi klasiklerin de yaratıcısı. (Hobbit’in de 1966 yapımı kısa bir çizgi filmle (Gene Deitch) perdelere uğradığını belirteyim.)

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Eğer yazıya gönül verdiyseniz illa yazmak istiyorum diyorsanız, filmler vizyona girmeden önce hafta içi düzenlenen basın gösterimlerinden sizi haberdar edebiliriz. İnternet güncel bir mecra olduğu için yazıların önceden yayına alınması takdir edersiniz ki önemli.  Eğer sen de içindeki duyguları dışarıya aktarmak ve bunu sinema yoluyla yapmak istiyorsan hemen gönüllü olarak bize katıl ve yazmaya başla.

Tüm sanatseverlere sevgilerimizle…

Zeen Subscribe
A customizable subscription slide-in box to promote your newsletter

I consent to the terms and conditions