İnceleme

AQUAMAN

Sabırla DC, Marvel’i yakalar!

            Marvel 2008’de “Demir Adam”la yükselişe geçti. Çünkü Marvel izleyiciye en çok bilinen “Süperman”, “Batman” ve “Spiderman”den farklı bir kahraman filmi sundu. Sunmaya da devam etti. Bu da Marvel’ı batmaktan kurtardı. Şu anda da tek tek kahramanlarını sevdirerek solo filmler ile tüm kahramanlarının da içinde olduğu filmler yapıyor. DC ise biraz bunun gerisinde kalmış gibi görünse de geniş zamanda daha kült filmlere imza attı. Bunlara en güzel örnekler; Tim Burton‘ın “Batman”leri ile Christopher Nolan‘ın “Batman”leri. Ancak son 10 yılda Marvel’a yetişme çabası içine girdi ve arka arkaya çektiği filmler Marvel kadar etkili olmadı. Fakat acele etmeden geniş zaman ayırarak çektiği “Wonder Woman”, güzel filmlerin geleceğinin göstergesiydi. Zira “Aquaman” bunun kanıtı. Filmin sahne geçişleri çok güzel; deniz feneri küresinden gerçek deniz fenerine geçiş, akvaryumdan okyanusa geçiş… Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Sadece bir çizgi roman filmi yapmaktan ziyade işin teknik kısmında bunları görmek güzeldi. Senaryonun tek düze gitmeden birkaç farklı kolla birleşmesi de işi güzelleştiren bir diğer unsur. Bütün çekimler su üstünde yapıldıktan sonra su altı efektlerinin verildiğini biliyoruz. Bu da hiç sırıtmamış. Hatırlayacağınız gibi “Harry Potter”ın bütün su altı sahneleri gerçekten su altında çekilmişti ve çekimler boyunca “Daniel Radcliffe” günde 18 saat su altında kalıyordu. Tabii, o filmin 10 dakikalık kısmı içindi. Filmin % 95’i su altında geçen bir film için bu iki yıl sürerdi. Onun yerine “Karayip Korsanları: Salazar’ın İntikamı”nda olduğu gibi su efekti sonradan eklenmiş. Aynı şekilde “Aquaman”in babasında da yine “Karayip Korsanları”ndaki Jack Sparrow gibi gençleştirme tekniği kullanılmış. Tabii Nicole Kidman için bu tekniğe gerek yoktu. Kadın 18’inde gibi.  Cast’a değinmişken oyuncu seçimlerini de yerinde bulduğumu dile getirmeliyim. Özellikle Örümcek Adam”ın Yeşil Cin’ini filmde görmek güzeldi. Bu şekilde Marvel ve DC filmlerinde farklı karakterleri canlandıran oyunculara aşinayız elbette. “Yeşil Fener” ve “Deadpool”u Ryan Reynolds‘ın canlandırması gibi.

            “Game of Thrones”un Khal Drogo’sunun en baştan beri “Aquaman”i canlandırmasının çok doğru bir karar olduğunu vurgulamışımdır. O ejderhaların anasının kocası, o tek hamlede düşmanlarının gırtlağını yerinden çeken adam… Kaldı ki “Aquaman” olması da normal.

            “Aquaman”in deniz altı araçlarında; yan yana giderken üvey kardeşiyle göz göze geldiği anda, Cem Yılmaz‘ın: ”Açsana lan camı, açsana lan!” repliği akıllara geldi.

            Önceki unsurların sonraki sahnelerde bir şeylere etki etmesi de filmin senaryosunda kullanılan klâsik ama mantıklı hamlelerden. Yan düşman olarak filmde yer alan siyahi karakterin, babasından aldığı bıçağı İtalya’daki sahnede kullanması, “Aquaman”in çocukken ortaya çıkan denizaltı hayvanlarla konuşabilme özelliğini, olayın düğümünün çözüldüğü ilk kralın çatal uçlu mızrağını alırkenki sahnede de görmemiz buna en güzel örnekler.         

aquaman

Aquaman”in annesinin ölmediğini de tabii ki tek tahmin eden ben olamazdım. Bazı yerler ister istemez klâsikti. Hatta bir repliği oyuncudan önce ben söyledim: “İlk denizaltı sahnesinde denizaltına bir şey çarptığında oyuncu ”Bir şeye çarptık” dedi. Ben de oyuncudan önce: ”Hayır, bir şey bize çarptı” dedim.” Demek istediğim diyaloglarda dahi çok klâsik şeyler vardı. Ama bütün hataları ve doğru yaptığı şeylerle “Aquaman”, “Wonder Woman” seviyesinde DC‘yi hatalı filmlerinden kurtaracak filmler arasına girdi. DC acele etmeden, Marvel gibi; her kahramanına solo film çekip onu sevdirip daha sonra hepsini tek bir filmde buluşturursa çok daha doğru bir iş yapmış olacak. Hatta bir gün DC ve Marvel evrenlerinin birleştiği hayalleri de var aklımda. Neden olmasın? Ancak bunu, iki taraftan birinin diğerini satın alması şeklinde olmasını istemem. Ortak yapımlarda olması daha mantıklı. Çünkü tek elden ziyade farklı akıllardan projeler çıkması çok daha güzel.

            DC‘nin bence şimdi yapması gereken “Flash”a bir solo film çekmek olmalı. Zira Marvel’dan film haklarını satın alan “Fox; X-Man Quicksilver”i onlardan daha önce çıkarabilir. Çünkü “Quicksilver”in çekim tekniği “Flash”tan çok daha iyi ve hayranlarının bu konudaki ısrarlarına daha fazla kayıtsız kalamaz Fox. İkisinin de gücü hız olduğu için ilk yapan daha gözde olacak gibi. Fakat karakterlerin de kendi içlerinde farklı özellikleri var elbette. “Flash”ın bir defa zamandan hızlı koşup zamanda yolculuk yapmayı öğrenmesi gibi.

            “Aquaman” filminde başka bir DC karakteri beklemedim, çünkü bu “Aquaman”in kendi hikâyesi ve kahraman önce kendi hikâyesini çözmeliydi. Yoksa diğer kahramanlar arasında saygısı azalırdı. En ilkel kural bu. Finali de seyirciyi tatmin edecek seviyedeydi. DC bu filmlerle doğru adımlar atacak ve Marvel gibi seyircisine, sonraki filmleri için teoriler ürettirecek gibi görünüyor. Mesela benim şimdi düşündüğüm: DC de Marvel gibi evrenini birbirine bağlayarak mı devam ettirecek, yoksa bu “Fox”un “Logan”a yaptığı gibi sadece kendi başına bir film mi olacak? Evren içinde devam etmesi çok daha güzel olur. Çünkü ilk kralın çatalı ile “Aquaman” daha güçlü oldu ve “Adalet Birliği”ndeki gibi pataklanmamalı. Zira orada elinde annesinin çatalı vardı. Sonuç olarak DC, “Aquaman”le güzel bir iş ortaya koymuş. Diğer yapımlarda bu çizgiyi korumasını dilerim.

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Ulvi Karayiğit

Ulvi Karayiğit

Sinema Yazarı
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nde Sinema ve Tv bölümünü okudu. Bir çok kısa film, yazdı, oynadı ve çekti. 2014 yılında TÜRSAK ve Kültür Bakanlığı'nın ortaklaşa düzenlediği "Geleceğin Sineması" 'nda senaryo ödülüne layık görüldü. Aktif bir şekilde televizyonda ve setlerde çalıştı. Ona göre damarlarından kan değil film şeridi akıyor.