Vizyon Filmleri

Kırılamayanlar Parçalanabilir mi?

Güvenilir psikiyatr Dr. Fletcher (Betty Buckley), Kevin (James McAvoy) adlı hastasının en az 23 farklı kişiliği bünyesinde barındırdığını kanıtlamıştır. Ancak henüz tamamen ortaya çıkmamış son bir kişilik vardır ki, meydana çıktığında diğer kişilikleri süpürecek çok vahşi bir karakterin habercisidir. Bu dizginlemesi zor gücün etkisiyle Kevin, 3 genç kızı kaçırıp yaşadığı yerde alıkoyar. Hırslı ve kararlı Casey’nin (Anya Taylor-Joy) önderliğinde gençler hayatta kalabilmek için, Kevin içindeki şeytani güce tamamen boyun eğmeden önce oradan kaçmak zorundadırlar.

Dissosiyatif kimlik bozukluğu olan birinde genellikle en fazla 10 kişilik bulunabilecek olmasına rağmen Kevin nasıl oluyor da 23 kişiliğe sahip olabiliyor? Evet, M. Night Shyamalan gibi sürpriz sonlar yapmayı seven, insan benliğinin ve yapabilitelerinin sınırlarını zorlamaktan hiç ama hiç kaçınmayan birinin şu ana kadar yaptığı en cesur filmlerinden biri olan Split’ten bahsediyoruz. Kevin karakterini çok çok önceden kafasında yarattığını söyleyen Shyamalan; biraz Saw, biraz da Funny Games‘i harmanlayarak ortaya James McAvoy’un şahane oyunculuğunu ortaya koyduğu psikolojik açıdan gerilim ve metafor dolu bir film ortaya çıkarıyor.

[su_spoiler title=”*Yazının buradan sonrası spoiler içerir” open=”yes” style=”fancy” icon=”chevron”]

Rakamlarla oynamayı seven Shyamalan, 23 kişiliğin yanında 24. kişiliğin yani o canavarın salınıverilmesinden de bahsediyor hatta en çok bunun üzerinde duruyor. Canavar metaforunu birçok şeye yormak mümkün olsa da Unbreakable gibi bir filmin neredeyse devam filmi sayılabilecek bir film olan Split’te bu canavarlığın aslında kontrolsüz bir güç daha doğrusu kahramanlık özelliği olduğunu anlıyoruz. Nasıl ki Unbreakable’da Bruce Willis’in oynadığı karakter David Dunn’un hem mesleği hem tren kazasından sağ kurtulabilmesi hem de hiç hasta olmamış olması onu; oğlu için de, Samuel Jackson’ın oynadığı karakter Elijah Wood için de bir kahraman figürü yapıyorsa buradaki bazı atıflar ve vurgular da buna benzer bir anlam taşıyor diyebiliriz. Kontrolsüz gücü olan bir kahramanın simgesi olan canavarın dışındaki 23 kişiliğin hepsini görmesek de gördüğümüz kadın, çocuk ve Dennis karakterleri bize baş karakterimizin içindeki kişilikler arası savaşı gösteriyor.

Unbreakable’da bir baba figürü yoksunluğu dolayısıyla oluşan bir kahraman bulma ihtiyacı içindeki Elijah’ın filmin sonunda öğrendiğimiz gibi yapabileceği şeylerin haddi hesabı olmaması gibi buradaki kişiliklerin de hem birbirlerini hem de esas olarak 24. kişilik olan ‘canavar’ı memnun ve tatmin edebilmek adına yapamayacakları bir şeyin olmadığını biliyoruz. Casey karakterine bakacak olursak da aslında başta pek de alışık olmadığımız bir sakinlikte olan bir kız varken filmin sonlarına doğru tam tersi bir atağa ve mücadeleye girişen bir gücü görüyoruz. Film boyunca flashback’lerine şahit olduğumuz Casey’nin, başta da söylediğimiz gibi birçok şeye yorabileceğimiz bir figür olan canavarın Casey için karşılığının amcası olduğunu ya da onu yenebilmek adına yerine amcasını koyduğunu söylemek yanlış olmaz. Zaten günümüz dünyasında da içinde veya dışında kötülük barındıran varlıkları canavara veya yaratığa benzetmemizin sebebi Casey ile aynı sebeplere sahip ve şahit olduğumuz için değil midir? Shyamalan hem günümüz dünyasının gittikçe artmakta olan olaylarına her zaman yaptığı gibi gizemli ve demagojik eleştiriler getirmiş hem de filmin sonunda karşımıza David Dunn’u çıkararak bizleri bir kez daha şaşırtmıştır. Kırılamayanları ve ölümsüzleri ya da öyle görünenleri bu defasında cesurca bir hareket yaparak kırmış ve öldürmüş, bizleri ise hem psikolojik hem de zihinsel açıdan faydalı bir şekilde yormuştur.[/su_spoiler]

Batuhan Kaplan

Yorum bırakın

Batuhan Kaplan

Batuhan Kaplan

Sinema Yazarı
Amatör derecede müzisyen, profesyonel derecede sinema aşığı… Her alandaki ilhamını sevdiği parçaları dinlerken alan Okan Üniversitesi Sinema-Tv bölümü öğrencisi. Bugüne kadar birçok kısa film senaryosu yazdı ve çekti. İmkânları ve ilhamı izin verdiğince yazmaya da çekmeye de devam etmeyi düşünüyor. Edebiyatı ve tarihi seven, ileride her şeyiyle kendini anlatmayı başarabilen filmlerinin yönetmeni olmak gibi bir hayali olan kişi… İzlemek, dinlemek ve okumak neyse yazmakta onun için aynı derecede önemli ve zevkli. Her şeyiyle kendini onlarda bulduğu favori yönetmenleri Jim Jarmusch, Lars von Trier ve Andrei Tarkovsky. Çekmeyi istediği filmlerinin müziklerini kendi yapma düşüncesi ve isteği olarak Ennio Morricone ve Hans Zimmer gibi kişileri de idol olarak gören detaycı bir hayalperest.Mail yollamak için linke tıklayın.