Vizyon Filmleri

Uyuyan Bir Yaratığın Utkusu: Hereditary

Yılın merakla beklenen gerilim filmi Hereditary’nin gösteriminden çıkıp, hemen Hereditary hakkında ilk izlenime dair bir şeyler karalayan kişiler kuşkusuz filmin öznel ipso facto (derhal) çözümlemesini yapacaktır. Ancak filmin kendi içinde kurulmuş bağlarına dikkat çekmek gerekirse bir sekansın ötekine göre daha derinlemesine ele alınması gerektiği, bu nedenle de film hakkında kişisel görüşten ziyade tabiri caizse bir çözümleme, tahlil planı oluşturulması gerekir. Biz bu yazımızda “kişisel hap görüşleri”mizi yazının son bölümüne saklayacağız ve onu da kısa tutacağız. Ancak yazımızın genelinde bazı tematik çözümlemelere yer vereceğimizi belirtmek yerinde olacaktır. Toplamda üç ana bölümden meydana gelen yazımız, ilk bölümünde filmin öne çıkan, gerilim-korku türünde kilit rol oynayan unsurları, ikinci bölümünde filmdeki mitolojik göndermelerin modern yorumlarını ele almakta, son kertede ise film hakkında genel bir inceleme sunmaktadır.

Hereditary, dile getirmeyi tercih etmediğini harekete döktüğünden ötürü tıpkı edebi bir metinde olduğu gibi işaret noktalarını bulmak için çabalar. Yani, boşluklarını kasten seyirciyle paylaşır; bu da filmde bir gerilim tabanına zemin hazırlar. Başlangıçta tahlili doğal bölümlenemeyen ve ayrıştırılması güç olan sahnelere ve hikâyeye sahip olan film, bir sekanstan diğerine sürekli olarak geçiş halindedir. Yani, Hereditary bu açıdan, bir bütünlük (totalité) sağlamaz.

Hereditary

Bölüm 1: Ev ve Mekân Sorunsalı

Hereditary’deki anlık gerilim değişimleri genellikle aynı sahne içinde gerçekleşir. Sahneler arasındaki geçişler açık ve abartılı çekim açısı aracılığıyla sağlanır; bu, kimi zaman doğrudan doğruya kameraya yönelik müdahaleler ile ortaya çıkar. Filmin yönetmeni ve aynı zamanda senaryo yazarı olan Ari Aster, bu ilk uzun metrajlı filminde, elindeki metne ve onun teatral gerekliliklerine sadık kalarak kendi özgün diline yoğunlaşmış, bu sayede filme 2010’ların en özgün senaryo kategorisine kapı aralamıştır. Ev, anlatımı güçlendirmek için Aster’ın filmdeki teatral yöntemlerinde ön plana çıkardığı araçlardan biridir. Tüm insan icatları/edimleri içinde, yeri, şekli, rengi, tasarımı, büyüklüğü veya maddesi değişse de en etkili ve daimî olarak kullanılan “ev” kavramının hem maddi hem de manevi olarak yeri oldukça eski bir döneme dayanıyor. Günümüze değin birçok kabile ve uygar insanların başlangıç noktası evden geçmiştir. Yazımızın temelini oluşturduğu için başta Hereditary olmak üzere hemen hemen her gerilim-korku filminin kullandığı ve kimi zaman hikâyenin arkasında duran kimi zaman da onun önüne geçen bir unsurdur ev. Aster, “ev” olayını film başlar başlamaz gözümüze sokuyor bir bakıma. Filmin adının anlamına da bakacak olursak yönetmenin ev motifini filmin hem dar hem de geniş açısına yerleştirmesindeki vurgusunu anlayabiliriz.

Hereditary

İnsanlığın ev hususunda belli aşamalardan, evrimsel süreçten geçtiği aşikardır. Ev, kişiye rehberlik eden psikolojik bir diyagramdır. Hereditary’de ev, manevi olarak saldırıya uğradığında filmdeki içsellik değerinin yükseldiği hissedilir. Evin içerisi bize sıcak gelir ancak dışarısı soğuktur ve hastalık gibidir. Filmin ana karakterlerinden biri olan Annie’ye hayat veren Toni Colette, her evden çıkışında hali hazırda bir olayın üzerine Jenga taşı misali yeni bir olay ekler. Aslında evden çıkma ve dışarıyla bağlantı kurmak, filmde hikâyenin akışına yön vermede önemli bir araç görevindedir. Bu noktada, aslında “ev” kadar onun “dışına çıkmak” da önemli bir unsurdur. Barınan varlık için evren, evdir. Ancak Hereditary’de ev farklılaşır ve çoğalır. Evin dışındaki dünyada kar, filmdeki karakterlerin ayak izlerini daha belirgin kılar, yolları karıştırır, haykırışları boğaz ve renkleri maskeler. Evdeki karakterlerin dış dünyayla bağları azaldıkça evdeki içsellik değerlerin şiddetini arttırır. Hereditary gibi bir “ev” imgesine sahip bir film, izleyiciyi uzak geçmişle filmin o anki anında buluşturur.

Filmdeki somut ve imgelenen uzam, temsilin zamanıyla temsil edilen zamanı ayırt etmemize yardımcı oluyor. Böylece filmin gerilim zamansallığı, izleyicinin de içinde yaşadığı zamansallığa nüfuz ediyor. Bu, karşılıklı olarak sahnelerin inandırıcılığını arttırdığı için filmin belli bir noktasına kadar iş görür. Yani, gerilim ve korku ögelerinin bu denli yüklü olduğu bir filmde bu, izleyiciler için ortak referans unsuru olur.

Yönetmen filmin başlangıcından itibaren poetik bir fırtınaya hazırlar izleyiciyi; bu, hareketin ve gürültünün patlak verdiği bir fırtınadır. Normalde evin, koruyan, huzurlu bir yaşam alanı olduğu düşünülürken gerilim ve korku türündeki filmlerde bunu görmek biraz zordur. Aster, eğer Hereditary’de sınırsız mekân olayını tercih etseydi hikayesinin bağları yüksek olasılıkla kopuk olacaktı. Sınırsız mekân tercihi, belli bir başarı da getirebilir ancak gerilim ve korku türündeki filmlerde bunun yankısı sessiz olacaktır.

Hereditary

Hereditary’de ev, bir uzam gibi kendini varlık olarak kabul ettirir. Huzursuzluğu bir bedene bürünen bu ev, gecenin karanlığına hapsolmuş ve geceden oluşmuştu. Karanlıktı ve bu yüzden evin içindekilerini de kendi karanlığına sürüklüyordu. Filmde gerçeklik ve düş kompleksi belli bir noktaya değin kesin bir çözüme oturtulmadığından film boyunca kendinizi evin içselliğine kaptırmanız mümkün. Ev ne kadar hareketliyse, hayal gücümüz de o denli hareketlenir. Evle ilgili kozmik düşlerde ev fiilen varlığını sürdürmeye devam eder. Filmin görüntü yönetmeni Pawel Pogorzelski, filmdeki ev unsurunu hep ayakta tutmaya gayret göstermiş; dışarı ile bağlantımız yok denecek kadar az. Günümüz filmlerinde ev gibi mekanlar dışarıya açılması gerekirken tıpkı Mother!, Rosemary’s Baby, The Cabin in the Woods filmlerinde de olduğu gibi dışarı evin içine geliyor. Hereditary’de ev tamamen kapalı bir kutu değil, aksine dışarı ile bağlantısı var; hatta onun aracılığıyla hikayesini örüyor. Ancak konut düşlerin, olayların tohumu görevindedir. Filmde maruz kalınan kâbus benzeri sahneleri hafızamızda tutacak olursak, filmin zamanını aşarız.

Müzik ve Sesin Kullanımı

Hereditary, bir “ev” gerilim fimi olmasının yanı sıra aynı zamanda müzik ve sesin filmidir. Filmde, One Missed Call, Dark Water ve Ringu gibi ses getirmiş Japon korku filmlerinden alışık olduğumuz sesin kullanımı vardır. Charlie karakterini canlandıran Milly Shapiro’nun ağzından çıkardığı kendine özgü ses, filmde önemli bir başka korku ögesidir ve bunun film boyunca kullanılacağını tahmin etmek pek zor değil elbette. Filmlerde sesin ve müziğin çözümlenmesi, saptanması ya da bir şekilde yorumlanması zordur çünkü filmde ses ve müzik, zaman içerisine yerleştirildiklerinden görselleştirilmezler, görselleri takip ederler. Hereditary’de ses ve müzik kullanımı oldukça rafine ve planlı bir şekilde yerleştirilmiştir. Kimi kez metaforik olarak yansıyan bu unsurlar filmin zamanını çok kesin bir biçimde düzenlemiştir. Filmdeki ritmin bu unsurlarla bir araya gelmesine eğilecek olursak, Hereditary’nin hangi ögelere tutunduğunu göstermek çok da zor olmayacaktır. Filmdeki herhangi bir ritim, onun dokusunu değiştirebilir. Ancak onu ulusal dil içerisine alarak kendinden yeni bir şeyler katmak tam olarak Hereditary’nin yaptığı, izleyicinin karşısına çıkardığı uzamdır.

Hereditary

Bir Film, Bir Mitoloji

Hereditary’nin adı bile başlı başına bir mitoloji konusu olabiliyorken biz yazının bu kısmında filmdeki sadece bir mitolojik unsuru ele alacağız çünkü filmin geneline yayılmış olan birbirinden farklı mitik unsurlar için bir analiz yazısından fazlası gerek.

Sinemada bakma ve görme eylemleri, elbette iki önemli kavram. Ancak bu iki eylem, bir filmin belli yerlerine metaforik olarak yerleştirilmişse onun dışavurumu üzerine eğilmek gerekebilir. Dikkat çeken oyuncu Alex Wolff’un canlandırmış olduğu Peter karakteri bakmakla görmek arasında kalmış, filmde kilit bir sahne ile dikkatimizi çekiyor.

Charlie karakterinin kaza geçirdiği sahnede, Peter tam anlamıyla Orpheus’un temsili olarak karşımıza çıkar. Filmdeki kaza anında Peter’ın kullandığı araba, ölüleri Hades’e götüren kayıkçı Kharon’un kayığı motifindedir. Charlie’nin nefes alma probleminin tavan yaptığı noktada Peter adeta Akheron Irmağı’nı geçer vaziyettedir. Peter, hastaneye varıp Charlie’yi nefes alma durumundan kurtarmaya ümitliyken adeta Hades’i etkileyen Orpheus kılığına bürünmüştür. Peter’ın kaza sonrası dikiz aynasından ya da arkasını dönerek Charlie’ye bakıp, onu kontrol edememesi bir noktada Orpheus’un tüm yol boyunca elinden gitmemesi için Euridike’ye bakamamasına benzer. Peter’ın kaza sonrası Charlie’ye bakamamasındaki neden, onun yaşanılan bu olayı tamamen kabul edememesiyle ilgilidir. O anda, Peter ne kadar bakmazsa o kadar gerçeklikten, pişmanlıktan uzaktadır. Ancak Peter yaşanan olayların farkına vardığında, Charlie ölüler ülkesindeki yerini alır. Peki, “bakış” neden önemli? Antik Yunanca’da her ikisi de bakmak ve görmek anlamlarına gelen βλέπω ve εἶδον kelimelerinin biri salt görme diğeri ise algılamak anlamına gelir. Peter, olayın kendisine bakmamakla onu kafasında reddetmeye çalışmıştır ancak olay olduğunda çoktan onu algıladığı için kafasındaki çatışma ile beraber ertesi sabah annesinin çığlıkları eşliğinde aydınlanma yaşar.

Hereditary

Öncesiz Yargı

Hereditary içerisinde yorumlamaya ve analize dayalı birçok unsur barındırsa da filmi genel hatlarıyla değerlendirmek gerekirse film, yönetmen Ari Aster’ın ilk uzun metrajlı filmi olması sebebiyle de oldukça etkili ve yenilikçi bir yapıya sahip. Filmle ilgili, verilere dayansa da genel olarak pozitif bir eğilim içeren fikrimizi biraz daha açmadan önce, filmle ilgili olumsuz olan tek noktayı açığa vuralım. Tabiri caizse, önce kötü haber.

Filmin kanımca tek sıkıntısı, filmdeki hikâyenin kendi içinde birbiriyle olan bağlantısı ve başlangıç-bitiş noktasındaki bazı geçişlerin “aceleye” gelmiş gibi gözükmesi. Açıkçası filmin bitişinde, filmin sonuna dair farklı alternatifler aklımıza kolayca geliyorsa bu, filmin hikayesiyle ilgili bir soruna işarettir. Hereditary’de yeni bir hikâye var ancak filmin sonu ile başlangıcını farklı biri çekmiş gibi bir his veriyor. Bu da yeni sayılabilecek olanı bir anlamda yıpratabiliyor.

Şimdi kaldığımız yerden devam edelim. Filmin yapımcılarının daha önce yine A24 yapımı olan The VVitch filminin yapımcıları olması dikkat çekici. Çünkü Hereditary’de The VVitch’ten izler bulmamız gayet mümkün. Aynı zamanda son dönemlerde gerilim türünde yine dikkat çeken bir diğer film olan Split de yine Hereditary’nin yapımcılarının daha önce yine yapımcı olarak desteklediği bir başka film.

Hereditary öncesinde yapımcıların bu filmlerde bir araya gelmesi insanın aklına sanki bu film için bir deneme sürüşüne çıkmışlar gibi bir fikir getiriyor. Filmi izlerken görüntü yönetmeni dikkatinizi çekecektir. Çünkü filmin görüntü yönetmeni Pawel Pogorzelski o kadar muazzam ve çeşitli açılarla filmi hazırlamış ki film boyunca insan “bu filmin görüntü yönetmenini” derhal öğrenmek istiyor. Ayrıca “yenilikçi” diye adlandırılan kategoride, çekim açılarının bulunması belki bunun en büyük sebebi olabilir. Pek tabii, kamera çekim açılarının estetik bir kalıpta olmasını da buna dahil edebiliriz.

Bunlara ek olarak filmin oyuncu seçimiyle ilgilenen Jessica Kelly, şahane bir iş başarmış. Çünkü seçtiği oyuncuların sahip olduğu karakteristik yüz hatları filmin gerilimini ileri bir aşamaya taşımış. Kostüm dekorasyonuyla ilgilenen Olga Mill ve ayrıntılı set dekorasyonuyla ilgilenen Brian Lives da, filmin arka planının neden bu kadar güçlü olduğuna cevap niteliğinde. Bu isimlerin daha önce adını duyduğumuz ve ilgiyle izlediğimiz gerilim ve korku türündeki filmlerde çalıştığını da ekleyecek olursak hem deneyimin hem de bilgi birikiminin kendisini fazlasıyla gösterdiği Hereditary çıkıyor karşımıza.

*Değerli okurlar  yazılarım hakkında olumlu ya da olumsuz görüşlerinizi yorum kısmına bırakacağınız mesajlarınızla bana iletirseniz çok memnun olurum. Yapacağınız yorumlarla daha özgü içerikler üretmeme katkıda bulunduğunuz için şimdiden teşekkür ederim. 

SİZ DE ARAMIZA KATILIN

Yazar için önemli olan okuyucudur, okuyucum olmak ve bu konuda bana ilham sağlamak için benimle irtibatta kal ve Sinegazete‘ye abone ol.

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

1 yorum

Yorum bırakın

Burcu Meltem Tohum

Burcu Meltem Tohum

Sinema Yazarı
Burcu Meltem Tohum 1993 yılında İstanbul'da doğdu. Öğrenimini İstanbul Üniversitesi Klasik Filoloji departmanında tamamladı. Şu an Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı'nda yüksek lisans eğitimi görmektedir. Sinema atölyesinde başlayan sinemaya olan tutkusu farklı disiplinlerde çalıştığı zamanlarda peşini bırakmadı. Lise yıllarında başladığı sinema alanında çeşitli yazınsal projelere eğilimini sürdürdü. 2013-2014 yılları arasında Filmloverss adlı site üzerinde ve çeşitli sinema bloglarında yazıları yayınlandı. Uzun yıllar boyunca film altyazı çevirilerinde gönüllü olarak çalıştı. Boğaziçi Üniversitesi'nin Sinefil dergisinde yazarlık yapıyor. Edebiyat ve sinemanın hayatında vazgeçilmez bir ikili olduğunu düşünerek bu alanlara olan tutkusu yaptığı çalışmalarında onu perçinlemeye devam ediyor.Mail yollamak için linke tıklayın.