Ahlat Ağacı
Vizyon Filmleri

Ahlat Ağacı Film Yazısı – “Kuyulu Gerçekçilik”

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki yaklaşık 4 yıl aradan sonra yeniden bir Nuri Bilge Ceylan filmini (Ahlat Ağacı) izleyebilme şansına sahip olmak gerçekten çok güzel. Benim için dünyanın en iyi yönetmenlerinden biri olan Nuri Bilge Ceylan yine çok güzel bir filme, bir şahesere imza atmış. Film, üniversiteyi yeni bitiren Sinan’ın hikayesine odaklanır. Yazdığı kitabı bastırabilmek için memleketine dönen Sinan burada ailesiyle, içinde yaşadığı taşra ve geçmişiyle yüzleşir. Sinan bu yüzleşmelerde iyisiyle kötüsüyle, ötesiyle berisiyle, kibriyle kuyusuyla çeşitli sınavlardan geçer.

Sinan’ın memleketi aynı zamanda üniversiteyi de okuduğu Çanakkale’nin Çan ilçesidir. Sinan ilçeye adım atar atmaz yüzleşme seansları da başlamış olur. Siftahı ilçenin kuyumcusu yapar. Gerisi de ağaç söküğü gibi gelecektir kuşkusuz.

Sinan’ın ailesinin bir zamanlar hali vakti yerindedir. Sinan’ın babası İdris’in at yarışı oynama hastalığı/tutkusu bu mutlu aile tablosunun git gide sararmasına neden olmuştur. Sinan’ın, babası ile olan ilişkisindeki çatışmada tam da burada patlak verir. İdris biraz hayata alaycı gözle bakmakta ve içinde oldukları durumdan çok da yakınmıyor gözükmektedir. Fakat eşi Asuman, çocukları Sinan ve Yasemin için durum hiç de öyle değildir. İdris’in bir ahlat ağacı gibi farklı bir kişi olmasını ise babası Recep Sinan’a anlattığı karıncalar hikayesi ile açıklamaya çalışır.  

Sinan üniversite sonrası hem biraz kafa dağıtmaya çalışır hem de kitabını bastırabilmek için bir maddi destek, sponsor arayışına girer. Sinan’ın kafa dağıtmak için uğradığı yerlerden birisi de köyüdür. Babası İdris ile hafta sonları genelde köye uğrarlar. Çok istekli olmasa da Sinan bazen babasının köydeki bir kuyudan su çıkarma çabasına yardımcı olur.

Sinan’ın hem şimdiki zamandan hem de geçmişten karşılaştığı her karakter, içinde pek çok öykünün yer aldığı bir derleme kitabı gibi olur adeta. Bu karşılaşmaların, yüzleşmelerin hemen hemen hepsi uzun diyaloglu ve güzel sahnelerdir. Her bir karşılaşmada Sinan zihninde önceden biriktirmiş olduklarını kimi zaman alaycı kimi zaman da kibirli bir şekilde ifade eder.

Bu yüzleşme duraklarından birinde Sinan bir zamanlar belki de âşık olduğu liseden arkadaşı Hatice ile karşılaşır. Bu karşılaşmanın Sinan’ın dudağına attığı çentik onun sonraki serüvenlerinde ağzından dökülecek bilmişliğin yolunu daha da açacaktır.

Uzun diyaloglu karşılaşma sahneleri içerisinde benim özellikle beğendiğim iki bölüm var. Bunlardan ilki Sinan’ın bir hafta sonu köyde iken köyün imamı ve onun arkadaşı ile birlikte hem uzun uzun yürüdükleri hem de din ve ahlak üzerine sohbet ettikleri sahne. İkinci beğendiğim bölüm ise Sinan’ın Çanakkale’de bir kitapçıda karşılaştığı, o yörenin bir yazarı olan Süleyman ile yaptıkları stratejik edebi sohbet.

Ahlat Ağacı: Herkesin Bir Kuyusu Vardır

Ahlat AğacıFilmde karşımıza çıkan pek çok önemli unsur, metafor var: Ahlat Ağacı, karıncalar ve kuyu gibi. Ahlat Ağacı yabani bir armut türüdür. Düzgün bir şekli olmayan, yamuk, yalnız başına duran ağaç anlamında da kullanılır. Hem İdris hem de Sinan aslında birer Ahlat Ağacı gibidirler. Herkesten biraz farklı, yalnız ve düzgün kestirilemeyen davranışlara sahiptirler. Kuyu metaforu ise iki karakterin de kendilerine açmak/kazmak istediği birer yol gibidir. Herksin bir kuyusu da vardır aslında. Kimisi o kuyudan su çıkarır kimi hayallerini kimi geçmişini kimi ise geleceğini. Kuyudan bahsetmişken usta yönetmen Metin Erksan’ın “Kuyu” filminin ismini de burada anmak gerekir. İki filmde de “kuyu” oldukça önemlidir.

Filmde oyunculuklar genel itibarı ile başarılı. Özellikle de baş roldeki Sinan karakterine hayat veren Doğu Demirkol güzel bir performans sergilemiş. Oyuncu seçimi anlamında yönetmenin her konuda olduğu gibi yine titiz ve özenli davrandığı çok belli. Senaryoda kimi karakterler ya da bölümler için eksiklikler olsa da hem uzun diyaloglar hem de kısa diyaloglar çok iyi yazılmış. Öte yandan bu filmde mizah unsuru da yönetmenin diğer filmlerine nazaran daha fazla. Bunda konuşkan bir senaryonun olmasının da etkisi var tabi.

İdris’in oğlu Sinan ile ilgili bir gazete haberini saklaması Kelebekler (Yönetmen: Tolga Karaçelik) filmini hatırlatır. O filmde de baba karakteri oyunculuk yapan oğlu ile ilgili gazete haberlerini saklar. Çiftçilik ve baba oğul ilişkisi gibi temalar ekseninde ise bu film İsveç yapımı “Kuzgunlar” (Yönetmen: Jens Assur) filmini de hatırlatmaktadır.

Kendisi de aynı zamanda bir fotoğrafçı olan Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerinde görüntü de oldukça önemlidir tıpkı senaryo gibi. Ve yönetmen film boyunca bizleri pek çok güzel kare ile baş başa bırakır. Tabi burada filmin görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki’nin varlığı ve katkısı çok önemli şüphesiz.

Sarsıcı ve başarılı bir finali var filmin. Film boyunca Sinan karakteri belki de farkında olmadan kendi kuyusunu kazmaktadır. Sinan’ın peşinden gittiği bir büyülü gerçekçilik yoktur aslında. Onun peşinde olduğu belki de bir kuyulu gerçekçiliktir.

Nuri Bilge Ceylan bu son filmi ile gediklisi olduğu Cannes Film Festival’inden bu sefer bir ödül ile dönemedi. Oysa ki bu film bir önceki Altın Palmiyeli “Kış Uykusu” filminden daha iyi kanımca. Yönetmenin filmleri arasında en iyisi ise hala “Bir Zamanlar Anadolu’da”. Nuri Bilge Ceylan gibi bir yönetmenin döneminde yaşadığımız için kendimizi şanslı addetmeliyiz.

Filmin Künyesi:

AHLAT AĞACI | THE WILD PEAR TREE | Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan / Senarist: Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan, Akın Aksu / Oyuncular: Doğu Demirkol (Sinan Karasu), Murat Cemcir (İdris Karasu, Sinan’ın Babası), Bennu Yıldırımlar (Asuman Karasu, Sinan’ın Annesi), Akın Aksu (İmam Veysel), Ercüment Balakoğlu (Sinan’ın Dedesi Ramazan, Asuman’ın Babası), Hazar Ergüçlü (Hatice), Öner Erkan (İmam Nazmi), Özay Fecht (Sinan’ın Anneannesi Hayriye, Asuman’ın Annesi), Serkan Keskin (Yazar Süleyman), Asena Keskinci (Yasemin Karasu, Sinan’ın Kardeşi), Tamer Levent (Sinan’ın Dedesi Recep, İdris’in Babası), Ahmet Rıfat Şungar (Ali Rıza), Kubilay Tunçer (İlhami, Kumcu), Kadir Çermik (Belediye Başkanı Adnan)  / Türkiye / 2018 / Renkli / 188´

*Değerli okurlar  yazılarım hakkında olumlu ya da olumsuz görüşlerinizi yorum kısmına bırakacağınız mesajlarınızla bana iletirseniz çok memnun olurum. Yapacağınız yorumlarla daha özgü içerikler üretmeme katkıda bulunduğunuz için şimdiden teşekkür ederim. 

SİZ DE ARAMIZA KATILIN

Yazar için önemli olan okuyucudur, okuyucum olmak ve bu konuda bana ilham sağlamak için benimle irtibatta kal ve Sinegazete‘ye abone ol.

Yorum bırakın

Necip Gözüaçık

Necip Gözüaçık

Sinema Yazarı
1984 doğumluyum. Yıldız Teknik Üniversitesi Elektronik-Haberleşme ve Bilgisayar Mühendisliği bölümlerinden mezun oldum. Yaklaşık on yıldır özel bir şirkette haberleşme ve yazılım mühendisi olarak çalışmaktayım. Sinemaya olan ilgim ilkokul yıllarından itibaren Kemal Sunal filmleri ve Arzu Film yapımları ile başladı. Üniversite yıllarında ve sonrasında ise Nuri Bilge Ceylan sineması, sanat filmleri ile daha farklı bir boyut kazandı. Elimden geldiğince sinema ile ilgili yeni şeyler öğrenmeye, okumaya ve takip etmeye çalışıyorum. Sinema salonlarında izlediğim filmlerle ilgili notlar almak, onlarla ilgili duygu ve düşüncelerimi yazmak bana oldukça keyif veriyor. Amatör bir ruh ile profesyonel sinemasever olarak yaşamaya çalışıyorum.Mail yollamak için linke tıklayın.