Buluntu filmlerfilmler

Tiyatrodaki Hayalet

Mısır’da geçen buluntu film, gotik yapılar, ürkütücü şapeller, tiyatro salonu… 

Buluntu filmleri seviyorum; korku türüne yenilik getirmesi, ilgi çekici mekanları, (catacombs , tünel , metro , dağ evi , area 51), sallanan gerçekçi kamera hareketleri  benim için bu türün vazgeçilmez olmasını sağlayan teknik detaylar .B- movie hayranı olarak da kötü yapımları hiç endişelenmeden, sıkılmadan izliyorum. Bu türün yaratıcısı olan Blair Cadısını evde tek başıma, gece vakti, evin her yerinin ışıklarını açarak izlemem muhtemelen bilinçaltımda onarılamaz bir hasar bıraktı. Daha sonra izleyeceğim korku filmlerinde buluntu tarzını arar oldum. Çıkmış tüm buluntuları izlemiş olabilirim. Birçoklarının aksine benim favori buluntum Blair Cadısı değil; As Above So Below (Derin Kâbus – 2014). Korkuyu Fransa’nın yeraltı mezarlarına indirerek, türü doğadan, evden koparıp yeni soluklar getirdi. Lakin paranormal olayların kötücül varlıkları ne yazık ki hala cinler, periler, hayaletler olacaktı. Türde bu zinciri kıran film denemeleri de oldu; “Troll Avı, The Dinosaur Project” filmlerinde mitolojik ve ilk çağ canavarları karşımıza çıktı.

HAFIZALARA KAZINMIYOR

Ruhlar dünyasından sıtkı sıyrılan bizler için sevindirici haberlerdi. Peki, bunca buluntu film arasında kendine nasıl bir yer edinecek “The Gallows”. Öncelikle hafızalara kazınmayacak, çok çabuk unutulacak klişeler yumağı bir film var karşımızda. 4 kişilik genç tayfasının karşısında ölmüş birinin ruhu var; görmekten bıktığımız bu korku unsurunun yanında 4 kişilik (2 kız 2 erkek) kobaylarımız ise korku filmlerindeki klasik ölümü bekleyen mağdur karakterler. Yine no name bir ekip (Filmdeki tüm oyuncuların gerçek adları rol aldıkları karakter adları olarak kullanılmış). İnandırıcı olmayan oyunculuklarda cila oldu bu film için. Ancak bu tarz filmlerde oyunculuktan ziyade, kalbimin pır pır atmasını ve aşırı derecede adrenalin salgılamayı bekliyorum. Ne yazık ki korkunç sahneler diyebileceğimiz bölümler ilk okul çocuğunu bile korkutamaz derecede.

Mısır'da geçen buluntu film, gotik yapılar, ürkütücü şapeller, tiyatro salonu

İDAMI BEKLEYEN MAHKUMLAR!

Buluntu filmlerinin mekaniği “mekân, karakterler ve habis” varlıklar düzleminde ilerler. İlginç bir mekân, hele ki daha önce işlenmemiş ve ekranda görmemişsek  bilinmeze doğru alır götürür. Kaslar gerilmeye başlıyordur. Gözler karanlıklar arasından o varlığı arar durur. Karakterler sevgili, şişko ya da siyahi değillerse filme daha da fazla odaklanabilirim. Çünkü sinemasal kodları, hafızayı kırmıştır bu yeni denemeler. Alışık olmadığımız bu tiplemeler beklentinin ne olacağını kestirememeyi sağlar. Çünkü bilinir ki şişko ve zenci ölecektir, sevgili çift sona kalan iki kişi olacaktır. Son olarak beyaz tülbente sarılıymış gibi etrafta gezinen işsiz hayaletimsi ya da “Outlast “oyunundan fırlamış akıl hastası tipler daha önce denendiği için görmek istemeyeceğim özelliklerin başında gelir. Yenilik arıyorumdur. Bu saydığım olmazsa olmaz Bermuda şeytan üçgenim maalesef “Darağacında” yok. Mekân olarak lisenin tiyatrosuna hapsoluyoruz karakterlerle birlikte. Ne “Derin Kâbus” gibi bir klostrofobi duygusu hâkim, ne de “The Tunnel -2011” filmindeki gibi içimizi gacırdatan müzikler var! Salt Jump screenlerle başımızı belaya sokmaya çalışıyorlar.

ZORLAMA BİR HİKAYESİ OLAN DARAĞACI

İlginç olamayacak kadar zorlama bir hikayesi olan Darağacı, sonu ile de belki amorti ikramiyesini tuttururuz düşüncesini yerle yeksan ediyor. Yapımcı koltuğunda Jason Blum’u görünce umutlanmıştım ama ne yazık ki yaptığı işler arasında enkaz olarak kalacaktır. Nasıl süpürürler, temizlerler bilemiyorum. “Kapan- Get Out – 2017” ayırdında bir film getiremezlerse daha çok uzun zaman kara bir leke olarak kalmaya devam edecektir. Kapan demişken Blumhouse Production’ın yaptığı “Split , Paranormal Activity , Arınma  Gecesi , Oculus “ gibi ve daha nice başarılı yapımın yanında Darağacı feci bir şekilde sırıtıyor . Filmde yönetmenlerden Travis Cluff’ı tiyatro öğretmeni olarak görüyoruz. Kendine rol biçeceğine diğer yönetmen Chris Lofing ile adamakıllı filmi yönetseydi de belki filmin serilerini görebilirdik şimdi. Filmde, filme adını da veren darağacı sahneleri önemli yer tutuyor. Ama yönetmenler filmde teker teker oyuncuları darağacına yollarken farkında olmadan o ilmiği kendilerine dolamışlar. Farkında olsalar böyle bir film çekmezlerdi zaten.

Mısır'da geçen buluntu film, gotik yapılar, ürkütücü şapeller, tiyatro salonuCHARLIE’NİN KATİL RUHU

Mısır’da geçen buluntu film var, Antarktika’da geçen var. Gotik yapıların içine girdiğimizi hatırlıyorum. Ürkütücü şapellerde yürümüştük. Ama alt tarafı Tiyatro salonuydu ve lisedeydik. Mekân beni ne kadar korkutabilir ki! Zaten peşlerindeki ruhu da fazla göstermemeyi tercih eden yönetmenler, oradan oraya koşan çocuklar ve sürekli kapanan kapılarla seyirciyi sanki katatonik bir ortama soktuklarını düşünmüşler. Ya aralarından biri çilingirci çıksaydı o çocuklardan, ne halt yiyecektiniz acaba. Son olarak Charlie’nin “boogeyman” vari ruhu da türe yenilik getireceğine, buluntu türünün hanesine eksi puan yazdırıyor. Samara gibi bir karakter tasarımı yapıp efsane olmayı ıskalamışlar. Birde karşında cehennem zebanisi var iken hala elinde kamera ortalığı çekme peşinde olmalar nasıl izah edilebilir acaba. Bu filmi merak edenler için diyebilirim ki ölseler bile kameralarını ellerinden düşürmeyen yiğit insanlarla karışılaşacaksınız. İYİ SEYİRLER.

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Umut Uçan

Umut Uçan

Sinema yazarı
24 yıldır Sunset Limited treninde seyahat etmekte, Gambitle karşılıklı poker oynamak en büyük hayali, Christoph Waltz abinin oyunculuğuna hayran. Anime canavarı, bir günde One Piece'i bitirdiği rivayet edilmekte. Film incelemeleri yaparak mutlu mesut yaşamakta. Şimdi de Sinegazate ailesine katılarak yeni maceralara yelken açmış bulunmakta...