Değerlendirme

Festival Nasıl Geçiyor?-2

38. İstanbul Film Festivali’ndeki ilk üç günümden izleyebildiğim kadarıyla çok da hoşnut kalmamıştım açıkçası. Gördüğüm altı filmin üçü beni çeşitli yönlerden bir dereceye kadar tatmin ederken diğerleri vasatın biraz üstüne çıkabilmişti. Tam festivalin kalanının da böyle geçeceği kanaatine varıyordum ki, dördüncü günden itibaren üç gün boyunca gördüğüm dokuz film beni hakikaten çok şaşırttı.

Aksilikler yine devam ediyordu tabii. Birkaç gösterim iptali olayından sonra Fransız Kültür’deki gösterimler Soho House’a aktarıldı. Ha, Soho House’un sinema salonunun konforu işin aslı hiçbir salonda yok. Bunu da belirteyim.

Son üç günde görebildiğim yapımlar şunlar:

God Exists, Her Name is Petrunia/Onun Adı Petrunia:

Bu Kuzey Makedonya, Belçika, Slovenya, Fransa, Sırbistan ortak yapımı film, daha festival kitapçığını incelemeye başladığımda görüp listeye aldığım bir filmdi. Berlin’de Altın Ayı için yarışmıştı ve bu vesileyle hakkında pek çok yazı yazılmıştı. Filmi oradan da biliyordum. Petrunia, hayattan bezgin, otuzlu yaşlarda, kilolu, kendinden nefret eden ve aslında ailesi ve çevresi tarafından buna da zorlanan bir kız. Annesinin zoruyla gittiği bir iş mülakatında da tacize uğruyor ve hakaret görüyor. O görüşmeden dönerken Teofanya bayramında rahibin suya attığı tahta haçı, heyecan içinde o anı bekleyen yarı çıplak delikanlıların gözü önünde suya atlayarak kapar ve çıkarır. İyi şans ve bereket getireceğine inanılan bir geleneğin ürünüdür bu iş ve erkekler tarafından yapılmalıdır. Bu durum tüm kasabayı kızdırır. Bir kadının gelenekleri yıkıp erkeklerin önüne geçmesi olacak şey midir? Haçı kaptığı ve yarışı kazandığı halde haçı çalmakla suçlanması da bu yüzdendir. Petrunia kararlıdır: Haç onun hakkıdır ve bu uğurda direnecektir. Zorica Nusheva, Petrunia rolünde harikalar yaratırken, altıncı uzun metrajını çeken kadın yönetmen Teona Strugar Mitevska da hikayeye hakkını veren bir yönetmenlik sergilemiş.

Murder Me, Monster / Mahvol, Mahluk, Mahvol:

Film, 2018’de Cannes’da Belirli Bir Bakış Ödülü’ne aday olmuştu. Yönetmen Alejandro Fadel, deneyimli bir isim. Bu Arjantin, Fransa, Şili ortak yapımı, alışıldık canavar filmlerinin çok dışında, aşırı derecede şiddet ve seks içeriyor (fazla göstermese de) ve neredeyse tamamı birbirinden tuhaf karakterler filmi ayakta tutmayı biliyor. Sonrasında canavarı tüm detaylarıyla gördüğünüzde ise, giderek ona acımaya başlıyorsunuz. Bu tuhaf Güney Amerika polisiye-korkusunun seyri müthiş bir deneyim!

Talking About Trees/ Ağaçlardan Bahsetmek:

Berlin’den ödüllü bu usta işi belgeselde yönetmen Suhaib Gasmelbari, bazıları zamanında ülkenin önemli yönetmenleri olan yaklaşık elli yıllık dost dört adamın kurdukları Sudan Sinema Kulübü bünyesindeki mücadelelerini anlatıyor. İdealist ve o derece insancıllar ki yaptıkları tüm faaliyetleri ücretsiz gerçekleştiriyorlar. Eski filmleri toplayarak bir arşiv kurmak, artık kapalı durumdaki metruk sinema salonlarını yeniden diriltmek hayalindeler. Bu dört ihtiyarın kimi zaman komik, kimi zaman hüzünlü mücadeleleri seyirciyi kolayca avucunun içine alıyor.

The Waiter / Garson:                              

Steve Krikris imzalı bu Yunan filmi, takıntılı, yalnız yaşayan bir garsonun yaşadığı tuhaf macerayı ele alıyor. Oyunculuk ve reklam yönetmenliğinden gelen Krikris, bu ilk uzun metrajının altından ustalıkla kalkmayı başarmış. Filmden sonraki sohbette hazırlık döneminin yedi yıl sürdüğünü belirtti yönetmen. Kırklı yaşlarda, kendi dünyasında yaşayan garson Renos’un rutini, komşusunun ortadan kaybolmasıyla bozuluyor. Sürprizli hikayesiyle insanı sarsan güzel bir kara film örneği olmuş.

Shadow/Gölge:

Zhang Yimou’nun bu başta yeni bir Kaplan ve Ejderha vakası mı dedirten filmi, yine aynı kılıç dövüşü türüne girmekle beraber, aslında hayli farklı yapıda bir film. Muhtelif festivallerden şimdilik 11 ödül toplamış olan Çin, Hong Kong yapımı filmde bir kumandan, kralın tahtını kurtarmak için kendisine benzeyen bir “gölge kumandan” yetiştiriyor. Ancak hedefine sadık kalması için de onu hep ailesiyle ödüllendireceğini söylüyor. Tablo gibi görüntüleri ve bale benzeri enfes dövüş kareografilerinin dışında usta işi bir kurguyla ilerleyen hikaye, usta yönetmenin hayranlarını yanıltmıyor.

The Man Who Surprises Everyone/Herkesi Şaşırtan Adam:

Rusya, Fransa, Estonya ortak yapımı olup, Natasha Merkulova ve Aleksey Chupov’un birlikte yönettikleri film, katıldığı festivallerden on üç ödülle dönmüş. Artık son evresine girdiği kanser hastalığından dolayı iki aylık ömrü kaldığını öğrenen Igor, gerçeği kabullenip kendini salar önce, ama karısının ısrarıyla tedavi yolları aramaya başlar. Son çare olarak gittikleri şifacı ona Azraili aldatmak için kılık değiştiren ördekten bahseder. Bundan etkilenir ve Azraili aldatmak için büyük bedeller pahasına kadın kılığına girer Igor. Filmin neredeyse hiç müzik kullanmaksızın dramı aktarışına hayran kaldım doğrusu. Her bir oyuncu görevini başarıyla yerine getiriyor.

Görülmüştür:

Serhat Karaaslan’ın üç kısa filmden sonra çektiği ilk uzun metrajı. Bir cezaevinde mahkum mektuplarını okuyup sansürleyen Zakir, bir yandan da yazarlık kursuna gider. Kurstaki bir ödev gereği sansürlediği mektuplardan birinden çıkan, mahkumlardan Recep ve karısı Selma’ya ait bir resmi alır. Bu resim onda takıntıya dönüşecektir. Başrol oyuncusu Berkay Ateş’in televizyon yıldızı oluşu beni başta uzak tuttu filmden, ama oyuncu rolün altından başarıyla kalkmış, hem de dizideki tiklerinden sıyrılarak! Ama en güzeli, uzun zamandır seyrine hasret kaldığımız Füsun Demirel’i görmekti. İyi, sürprizli bir yapımdı.

Kızkardeşler:

Emin Alper’in Tepenin Ardı’ndan bu yana merakla beklediğimiz filmiydi Kız Kardeşler. Almanya, Hollanda ve Yunanistan’ın da ortak yapımcı olduğu film, farklı yaşlardaki üç kız kardeşin kasabaya besleme olarak gönderilip, orada tutunamayarak geri gelmelerini, yine de tekrar kasabaya dönmek için taşıdıkları hırsı yansıtışlarını yetkin bir dille anlatıyor. Güçlü oyunculuklar ve başarılı mizansenle destekli filmin Emin Alper’i de aktör olarak göstermesi güzel bir sürprizdi.

Decembers/Aralık’ta:

Enrique Castro Rios’un kişiliğinde alçakgönüllü bir yönetmenle tanışmış olmak büyük bir keyifti. Aslen belgeselci olan ve filmi destekleyen belgesel görüntülerle de bunu bize sık sık hatırlatan yönetmen, bize ABD’nin 1989’daki Panama işgalini ve o işgalde ölen bir gazetecini ruhunun on yıl sonra geri dönerek aile arasındaki huzursuzlukları çözmeye çalışmasını öykülüyor. Bunu yaparken öyle incelikli bir sinema kullanıyor ki yönetmen, sizi alıp o diyarlara götürüyor. Özellikle tüm bir olayı özetleyen yatak odası sekansı beni adeta vurdu. Kadın kilise için hazırlanırken kendi gençliği, oğlunun küçüklüğü ve oğlunun büyük hali aynı odadadır. Anlatılmaz, yaşanır denebilecek bir sahne doğrusu.

Benden bu defa da bu kadar. Festivalin kalan üç günü de umarım beni hayal kırıklığına uğratmayacak filmler izlerim. Sanatla dolu günler…

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

İlker Mutlu

İlker Mutlu

Sinema Yazarı
Nisan 1972’de Samsun’da doğdum. Samsun Anadolu Lisesi’ni bitirdim. Ardından Eskişehir Anadolu Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünü kazanarak, 1995 yılında buradan mezun oldum. Sinemaya ilgim, ortaokul yıllarında arşivcilikle başladı. Bu ilginin boyutları, zaten yazı yazmayı ve kısa öyküler oluşturmayı seven beni, sinema üzerine karalamalar yapmaya itti. Sinema, Geceyarısı Sineması gibi dergilerde yazılarım yayınlandı. Yaklaşık on yıldır da Sekans Sinema Kültürü Dergisi’nde yazıyorum. Asıl mesleğim olan inşaat mühendisliğine de Samsun’da devam etmekteyim. Bu süreçte senaryo yazımına da yöneldim ve iki kısa, beş uzun metraj film senaryosu hazırladım. Bunlar çekmecemde kameraya alınacakları tarihi bekleyedursun, ben bir kısa filmde oyunculuk, bir kısa belgeselde yönetmenlik, bir kısa filmde de hem senaristlik hem de yönetmenlik denemelerinde bulundum. Kendi sinema serüvenimi anlattığım, BİR MÜHENDİSİN SİNEMA EĞİTİMİ adlı, Gece Kitaplığı Yayınevi’nden çıkan bir kitabım vardır. Halihazırda yine aynı yayınevinden çıkmaya hazır bir çevirim ve yazımı devam eden bir roman denemem bulunuyor. Çalışmalarım: Muhtelif dergilerde sinema yazıları (1995-…) BİR MÜHENDİSİN SİNEMA EĞİTİMİ (Gece Kitaplığı, 2017) CESUR YENİ DÜNYA (Çeviri, Aldous Huxley’den, Gece Kitaplığı’nda, baskıya hazır) GÖLGENİ ARDINA AL (Roman, yazımı devam ediyor) KUŞLAR DA GİTTİ (Kısa Belgesel, yönetmen, 2016) ÖTEKİ (Onur Erdoğan’ın yönettiği kısa film, oyuncu, 2017) GÖLGELER (Kısa Film, senarist ve yönetmen, 2017) ESKİ USÜL (Kısa Film, senarist ve yönetmen, çekim hazırlığı sürüyor) HÜZÜN TERAPİSİ (Uzun Metraj Film Senaryosu, 2011) MASAL RENKLERİ (Uzun Metraj Film Senaryosu, 2012) HAVAATAR (Uzun Metraj Film Senaryosu, 2014) TAŞ ATIMINDA BİR KUŞ (Uzun Metraj Film Senaryosu, 2014) BAHARIM SENSİN (Uzun Metraj Film Senaryosu, 2016) HAYAT DAMARI (www.habergazetesi.com.tr adresinden takip edebilirsiniz. Samsun Haber Gazetesi’nde her hafta sonu yazı yazdığım köşemin adı. Aynı yazıları yayınlandıktan bir gün sonra internet siteme de koyuyorum.) www.ilkermutlusiema.blogspot.com.tr (Blog, şimdilik ara verdim.) www.ilkermutlu.org (şahsi internet sitesi: dergi yazılarım, yeni yazılar, film arşivi çalışması vb.) www.sekans.org (dergimin sitesi)