Festival Günlüğü

37.İstanbul Film Festivali Günlüğü – 13 Nisan 2018

“Dovlatov” – Yönetmen: Alexey German Jr.

Berlin Film Festivalinde dünya prömiyerini yapan bu filmde, ölümünden sonra ünlenecek Rus yazar Sergei Dovlatov’un hayatından 6 günlük bir kesit anlatılır. Film iki saati aşan süresine karşın rahatlıkla izleniyor. Kamera sürekli hareket halinde Dovlatov’un günlerini nasıl geçirdiğini gösterir. Dovlatov ve sanatçı arkadaşlarının SSCB’nin o dönemki kültür-sanat politikalarından dolayı yaşadıkları mağduriyet anlatılır filmde. Hem senaryo hem de oyunculuklar başarılı. Yönetmenin bu filmde uyguladığı kamerayı kullanım biçimi yönetmen olan babası Aleksey German’ın “Tanrı Olmak Zor İş” filmini akıllara getiriyor. Bu film de birkaç sene önce yine İstanbul Film Festivalinde Aleksey German retrospektif seçkisinde yer almıştı. Diğer yandan bir sanatçının üretim alanının kısıtlanması, özgürlüğünün engellenmesi, baskı görmesi, çile çekmesi vb. gibi açılardan geçtiğimiz sene festivalde gösterilen “Ardıl Görüntü” (Yönetmen: Andrzej Wajda) filmi ile de bir benzerlik taşımakta.

İzlenmeli mi? Evet 

“Ev” – Yönetmen: Asghar Yousefinejad

Festivalin “Uluslararası Yarışma” bölümü kapsamında gösterilen bu film bir İran yapımı. Film yaşlı bir adamın ölümünden geriye kalan vasiyetin uygulanmaya çalışılması sürecini odağına alır. Neredeyse tek mekânda geçen filmin ilk 15 dakikası biraz sabır gerektiriyor. Oldukça gürültülü ve kalabalık bir sahne ile başlayan filmin içine ilk başta dahil olmak çok kolay olmuyor. Cenaze evinde yaşanan absürt durumlar genel anlamda iyi hikâye edilmiş. Filmin finaline dair çözümü pek beğenmedim. Eksiklikleri olmasına rağmen yönetmenin ilk uzun metraj olmasından dolayı dikkate değer bir film.

İzlenmeli mi? Evet 

 

 

 

 

 

 

 

“Dua” – Yönetmen: Cédric Kahn

2018 Berlin Film Festivali’nde yarışan ve başrol oyuncusu Anthony Bajon’a Gümüş Ayı kazandıran film dua yoluyla arınmaya/temizlenmeye çalışan genç bir eroin bağımlısını izliyor. Anthony Bajon “Thomas” karakterinde gerçekten etkileyici bir oyunculuk sergilemiş. Filmin genel olarak sakin tonda ilerlemesi akıcılığa herhangi bir zarar vermiyor. Film tema itibarı ile usta Romen yönetmen Cristian Mungiu’nun “Tepelerin Ardında” filmini akıllara getiriyor. Senaryoda Thomas’ın geçmişine dair biraz daha bilgi yer alsa iyi olabilirdi.

İzlenmeli mi? Evet 

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Necip Gözüaçık

Necip Gözüaçık

Sinema Yazarı
1984 doğumluyum. Yıldız Teknik Üniversitesi Elektronik-Haberleşme ve Bilgisayar Mühendisliği bölümlerinden mezun oldum. Yaklaşık on yıldır özel bir şirkette haberleşme ve yazılım mühendisi olarak çalışmaktayım. Sinemaya olan ilgim ilkokul yıllarından itibaren Kemal Sunal filmleri ve Arzu Film yapımları ile başladı. Üniversite yıllarında ve sonrasında ise Nuri Bilge Ceylan sineması, sanat filmleri ile daha farklı bir boyut kazandı. Elimden geldiğince sinema ile ilgili yeni şeyler öğrenmeye, okumaya ve takip etmeye çalışıyorum. Sinema salonlarında izlediğim filmlerle ilgili notlar almak, onlarla ilgili duygu ve düşüncelerimi yazmak bana oldukça keyif veriyor. Amatör bir ruh ile profesyonel sinemasever olarak yaşamaya çalışıyorum.Mail yollamak için linke tıklayın.