Türk Sineması

Her Birimiz Yorgun Ahlat Ağacı’nın Birer Dalları Gibiyiz

Aslında Her Birimiz Yorgun Ahlat Ağacı’nın Birer Dalları Gibiyiz; Uyumsuz, Sevimsiz Ve Yalnız…

Yönetmen NBC- Nuri Bilge CEYLAN,  67. Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye kazandığı Kış Uykusu’ndan tam dört yıl sonra, yeni filmi Ahlat Ağacı ile katıldığı aynı festivalin 71’incisinde, on beş dakika kesintisiz ayakta alkışlanmak gibi süper bir ödülün sahibi oldu. Film, ayağının tozuyla, türünde rekor sayılabilecek bir sayıyla, 195 kopya ile vizyona girdi.

 Ustanın, filmografisinde çok başka bir yere koyacağımız bu filminde, 188 dakikalık uzun süresine rağmen, şaşırmadığımız muhteşem görselliğinin aksine, bizi şaşırtan bol ve uzun diyaloglarıyla, masalsı bir başyapıt perdeden akıp geçiyor. Aslında çok farklı bir senaryosu yok, hatta bu gibi konuları işleyen birçok film çekilmiştir bugüne dek, ama bunu NBC yapınca bambaşka bir hal alıyor…

NBC

 Mevzuya şöyle farklı bir bakış atmak gerekirse; Recep İvedik izledik mesela tam beş film, bu film gişe rekorları kırdı kimine göre (ben buna asla inanmıyorum). Orada da belli bir senaryo yok; farklı komedi skeçlerinden oluşturulmuş bir film yapılmış, işte bu filmde de NBC; aile ilişkilerine, din kavramına, kadın erkek meselesine, geçim sıkıntısına, aydın eleştirisine, yerel yönetimlere, kısacası hayatın farklı katmanlarına ışık tutarak ve bunu da uzun diyaloglarla besleyerek kartpostallık görüntüler eşliğinde, kendi bilinmeyenlerimizle ve iç sıkıntılarımızla yüzleşmemizi sağlıyor. Dede, baba ve oğuldan oluşan üç kuşağın tek karede gösterildiği kuyudan su çıkarmaya çalıştıkları sahnede, üçünün de birbirleriyle olan sıkıntıları, uyumsuz ve sevimsiz duruşları, filmin bütününde Ahlat Ağacı metaforuyla anlatılmış.

Üniversiteyi bitirip, köyüne, ailesinin yanına dönen Sinan’ın (Doğu DEMİRKOL) yazdığı kitabı bastırmak için gerekli desteği ararken karşılaştığı zorluklar, biraz önce bahsettiğimiz, özellikle de babası İdris (Murat CEMCİR) başta olmak üzere tüm ailesinin ve çevresindeki insanların iç sıkıntılarıyla mücadelesi ve en sonunda da çarenin özüne dönmek olduğunu fark edip, bizi midemize yumruk yemiş gibi hissettiren muhteşem finaliyle oturduğumuz koltuğa adeta mıhlıyor film…    

NBC

Kadraja giren bütün karakterlerde en ufak bir yapaylık yok, sahicilik ve doğallık muhteşem, hiçbir replik havada kalmıyor; kaldı ki neredeyse yarım saatlik uzun diyalogların olduğu zor bir hikayeyi anlatırken, bir kelime mi havada kalmaz? Filmi Cannes’da takip eden dostumun anlattığı gibi; “Orası bir zümre, bir tarikatsa, NBC de artık onlardan biridir”, bu açıkça hissediliyor zira festival koordinatörünün kendisini kucaklaması ve gösterim sonrasında on beş dakika kesintisiz ayakta alkışlanması bunun en açık ispatı. Bence yönetmen, bize bir film izletmedi, bizi köyüne götürüp, insanların yalın hayatlarını kameraya alıp, mükemmel bir görsellikle süsleyerek perdede önümüze koydu. Ve bunu da başardı, filmin en etkileyici sahnelerinden birisi de hiç kuşkusuz, ailecek televizyonda Yılmaz Güney’in Umutsuzlar filmini izledikleri sahneydi. Üstadın başka bir üstada, kısacası Türk Sinemasına kısa bir saygı duruşu gibiydi bence, bir de üstüne üstlük rahmetli Şükriye Atav’ın oğlu Fırat’ı yani Yılmaz Güney’i tokatladığı sahnenin denk getirilmesinin bir tesadüf mü, yoksa özellikle mi seçildiğini de izleyenlerin yorumuna bırakıyorum, ama zannımca o tokat, hepimizin yanağında patladı…

“En iyi dramı komedyenler oynar” iddiası, bu filmde bir kez daha kanıtlanıyor. Kahkahalarla güldüğümüz Murat Cemcir ve Doğu Demirkol, olağanüstü performanslarıyla, kendilerine hayran bırakıyor. Zaten iki yüz kilometre yol yürüdüm diyen Doğu Demirkol, bir sahneyi hiç çekinmeden yüz elli,  iki yüz tekrar çekiliyorsa o oyuncudan kötü bir performans beklemek yanlış olur. Hele bu, NBC işi olunca aksi düşünülebilir mi?

 Gökhan Tiryaki’nin kadraj ayarlamaları, lens seçimi, karakterlerin yüzlerine yakın plan yaklaşmalar, alan derinliği, kullandığı renk tonları ve yaprakların dansı, kusursuz bir sanat yönetmenliği, sahne geçişlerinde kullanılan klasik müzik, bu başyapıtın diğer mimarları…

NBC

Toplam beş ülkenin ortak yapımcılığında gerçekleşen bu başyapıt, sadece Cannes’da yaptığı dünya prömiyerinin ve bu kısa festival yolculuğunun ardından hemen vizyona girdi. Gişe kaygısı olmadığı ve sezon sonu olduğu için fazla kopyayla gösterime girdi ve bence iyi de oldu; ilk üç gün 47.000 gibi emsallerine göre hatırı sayılır bir gişe yaptı.  

Ustanın diğer filmleriyle karşılaştırma yapacağımız bir başka yeri ise final sekansları; Bir Zamanlar Anadolu’da filminin finalinde, otopsi sırasında savcı ile doktorun muhteşem bakışması, Kış Uykusu’nun finalinde Aydın’ın iç sesinden Nihal’e seslenişi ve Ahlat Ağacı’nda ise bence sinemamızın en etkileyici bir baba oğul hesaplaşması, hemen ardından Sinan’ın önce nefsini öldürüp, ardından özüne, yani toprağa dönmesi; finalini  birinci sıraya koyuyorum ama genel olarak Bir Zamanlar Anadolu’da yine bir tık yukarıda kalıyor. Ahlat Ağacı ikinci sırada bana göre… 

FİLMİN ANAHTAR SAHNESİ :  Finaldeki baba ile oğulun hesaplaşma sahnesi.

FİLMİN ANAHTAR REPLİĞİ : Sinan’ın Ali Rıza ile kavga ettikleri sahnede kadın erkek ilişkilerindeki kıskançlık aforizmasına atfen söylediği şu cümle; “Bu dünyada ayrılık denen olasılığı hiç aklına getirmeden pollyannacılık yap; sonra hayatın gerçekleri bir tarafınıza girince de başkalarını suçla…”

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Levent Demirci

Levent Demirci

Sinema Yazarı
30.12.1974 Bursa doğumluyum. Babam 1974 ve 1990 arası Bursa da sinema işletmeciliği ve film dağıtımı yaptı. Ben de sekizinci kısa filmimin çekimlerini henüz tamamladım. Bir de uzun metraj senaryom bulunmaktadır. Çekim için destek beklemekteyiz. Bursa da yerel basında sinema köşe yazarlığı yaptım. Türk sinemasını ve yönetmenlerini Yeşilçam dan itibaren itinayla takip etmekteyim. İsmail güneş 'in filmlerinin Bursa galasını yaptım...Mail yollamak için linke tıklayın.