Arzu ÇevikalpTürk SinemasıYeşilçam filmleri

Ertem Eğilmez Huzurla Uyu

“Gülmek ve ağlamak haddizatında birbirinin kardeşidir. Bu kardeşlik hayatın çekilmiş bir resmiyken, insanların önyargılarını kırmak, zor da olsa vesveseleri bir kenara atıp, günümüze uyarlayarak kof filmler yapmadığımız takdirde her daim izlenirler.” Ertem EĞİLMEZ

İzleyiciye kendini tanıtmayı başaran nadir yönetmenlerden biri olan Ertem Eğilmez, adeta sinema aşkıyla doğmuştur. O, Yeşilçam’ın prototipidir ve aynı zamanda Yeşilçam’ın hâsılat rekorları kıran pek çok filmine imza atmış rejisördür. Kimine göre kendisinin de iddia ettiği gibi “dahi”, kimine göre ise çizginin öte yakasına geçmiş biridir.

yazar_serkanbastimar

Sinema, hayatımızın her alanına hâkimken; Türk sineması da kendi içinde gelişim göstermekteydi. Tek partili dönemden çok partili hayata geçiş aşamasından sonra gerçek anlamda başlayan Yeşilçam yolculuğu, Arzu Film’in kurulmasıyla renklenmeye ve hareketlenmeye başladı. Arzu Film ile pek çok film şirketi de bu alana adım attı.

Arzu Film’in kurucusu olan Ertem Eğilmez’in sinema macerası ise bir hayli ilginçtir. Ancak Eğilmez’in sinema macerasını anlatmadan önce onun hayat hikâyesinden kısaca söz etmek gerekir. Çünkü bu özet, Ertem Eğilmez’in sinemada zirveye giden yolculuğuna da ışık tutacaktır.

BİR YEŞİLÇAM PROTOTİPİ

1929 yılında Trabzon’da doğan Ertem Eğilmez ilk ve orta öğrenimini Konya’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra askere gitti. Askerlik dönüşü Arif Bolat Kitabevi’nde çalıştı ve ardından Moda’da dükkân açıp bakkallık yaptı.

Refik Erduran ve Haldun Sel ile beraber kurdukları Çağlayan Yayınevi ve Tef adlı ünlü gülmece dergisini kurar. Kemal Tahir’e ve Orhan Kemal’in önüne ABD haritaları koyup, çalakalem Mayk Hammer romanları yazdıran Eğilmez, ilk kez editör koltuğuna oturur.

İzleyicinin tanıdığı nadir yönetmenlerden biri olan Eğilmez, adeta sinema aşkıyla doğmuştur. O bir Yeşilçam’ın prototipidir aynı zamanda Yeşilçam’ın hâsılat rekorları kıran pek çok filmine imza atmış rejisördür. Türk sinemasında başarılı bir rejisör olmanın dışında renkli kişiliğiyle de özel bir yeri vardır. Kimine göre kendisinin de iddia ettiği gibi “dahi”, kimine göre ise çizginin öte yakasına geçmiş biridir. Kişiliğiyle uyandırdığı ilk etki; karşısındakini hayrete düşürecek bir şeyler söylemekten çekinen ama sizi şaşırtabildiği ölçüde eğlendiği…

“Aslında Ertem Eğilmez nasıl biri?” sorusuna birkaç satırla cevap verebilmek mümkün değil! Ertem Eğilmez geçmiş ile bugün arasındaki bağı oluşturan bir köprüdür… Yaşamı boyunca asla pes etmeyen Eğilmez genelde çok “disiplinli” bir kişiliktir. Başına buyruk bir sinemacıdır. Karşısında kim olursa olsun aklına gelenleri pervasızca insanın yüzüne söyler. Sol görüşlüdür ve bunun örneklerine filmlerinde zaman zaman yer verir.

GÜLERKEN AĞLATMAK, AĞLATIRKEN GÜLDÜRMEK

Ertem Eğilmez sineması hakkında aklınıza ilk gelen nedir? Tabii ki aile yapısı… Filmlerinde müstehzi bir dille aileler arasındaki klan savaşlarını ele alan Eğilmez, melodram ağırlıklı manevralarla filmlerin gidişatını değiştirirken, hem yaşama sevincini hem de kederi aynı potada eriterek mizahi bir anlatım sergiler.

Dramatik biçemi ve yalın anlatımının yanı sıra, Ertem Eğilmez sinemasını kameranın gözünden gören; teknik sinemadan ya da idealist geleneğin bir devamı olmaktan ayıran çok önemli bir görüş vardır: “Gülerken ağlatmak, ağlatırken güldürmek.”

Bu görüşü işleyerek insanı tokatlayan filmlerin aslında en belirgin özelliği; zengin bir oğlanın fakir bir kıza olan tutkulu aşkı veyahut tam tersidir. Bu bağlamda Eğilmez’i en üst mertebeye çıkaran unsur; kibirli zenginlerin yaptıkları kötülüklerden dolayı yargılanmaları değil; “iyi olan kazansın” düşüncesinin filmlerine eklemlenmiş olmasıdır. Dahası, herkesçe imrenilen komşuluk ilişkilerinin meydana getirdiği dayanışma ilkesini; tüm çıplaklığıyla beyazperdeye aktaran Eğilmez’in yukarıda da belirttiğimiz gibi, aile ilişkilerine dayanan tezi o dönemin koşullarının bir yansımasıydı belki de.

“YÖNETMEN HER ŞEYİNİ FİLMİNE VERMELİ”

Çok büyük bir alanda, sonsuz detayla sayısız geleneğin kaynaştığı bazı durumlarda dramla iç içe geçen güldürü sinemasının arka planında ne vardır? Çok basit: Gerçeklerin tüm çıplaklığıyla beyazperdeye yansıması ve hayatın tozpembe olmadığı! Zaman akıp geçtikçe şartlar değişiyor belki ama değişmeyen tek şey var. O da insanların birbirine karşı olan sonsuz bağlılığı. Tıpkı Eğilmez’in sinemasına olan bağlılığı gibi… Bu konu hakkında kendisinin söylediği bir lafı alıntılayalım.

“Bir yönetmenin her şeyini filmine vermesi gerektiğine inanıyorum. ‘Sürtüğün Kızı’, ‘Canım Kardeşim’, ‘Mavi Boncuk’, ‘Bir Millet Uyanıyor’ ve ‘İngiliz Kemal’e harcadığım emek ve zamanı son dönem filmlerime (‘Namuslu’, ‘Âşık Oldum’, ‘Arabesk’) veremediğimden dolayı üzüntü duyuyorum.”

Özetlemek gerekirse; Eğilmez’in güldürüleri çoğu kez sosyal konularla kaynaşmış bir haldedir. Ama hiçbir zaman güldürü öğesinden hareket edip bir sorunun eleştirisi yapılmaz. Sorunlar, Eğilmez’in sinemasında ancak güldürü dozunu artıracak motif ve mekân olarak kullanılmaktadır. “Canım Kardeşim”de gecekondu semtinin, “Oh Olsun”da fabrikanın ve “Salak Milyoner”de İstanbul’un kullanılması gibi…

YÖNETMENLİĞİN PÜF NOKTASINI KENDİNE SAKLADI

Türk Sinema külliyatı içerisinde Eğilmez, egemen güldürü türüne kendine özgü bir mizah anlayışı, çok daha gerçeklerden yana bir yaklaşım ve çoğunlukla güncel sorunlara dönük öyküler getirdi. Asıl önemlisi onun mutfağından pek çok oyuncunun yetişmesiydi. Filmlerinde adeta kendi yetiştirdiği ya da yönlendirdiği yedi ustaya rol verdi: Kemal Sunal, İlyas Salman, Şener Şen, Münir Özkul, Ayşen Gruda, Hülya Koçyiğit ve Halit Akçatepe. Oyunculuk bir virüs gibi, Ertem Eğilmez filmleriyle sahne tozu yutan bu isimlerin kananına girdi.

Mayasında bir cevher olan Eğilmez’in eğittiği bazı yönetmenler de oldu. Yavuz Turgul ve Sinan Çetin bunun en iyi örnekleridir. Öğrenciler usta-çırak ilişkisi içerisinde öğrenimlerini sürdürürlerken; Eğilmez ser verip sır vermezdi. Her şeyi anlatırdı ama tek bir şey hariç: yönetmenliğin püf noktası. İşin sırrı sadece Eğilmez’de saklıydı. Belki o sır, filmlerini halka atfetmesiydi.

TOPLUMUN SESİNİ DUYAN YÖNETMEN

Eğilmez halkın beğenisiyle, halkın değerleriyle bağlantı kurmayı seven biridir. Çektiği filmler bir içim sudur. Ertem Eğilmez sineması hem kurallı, hem de kuralsız bir sinemadır. Yıllarca sinemacılar Eğilmez’in “sol sinemadan devrimci sinemaya göz kırptığını” ima etmişlerdir.

Türk seyircisinin sinemayla olan ilişkisine, kendini teslim etme ihtiyacına ve içindeki karanlığa dair onun bir şeyler söylediği muhakkak. Ne sihirdir ne keramet! Şunu da unutmamak gerekiyor ki; halk sinemasının varlığı bilinmezken onu tereyağından kıl çeker gibi ön plana çıkartan Eğilmez, Frank Capra’nın Türkiye’deki karşılığı olarak tanımlanmaktadır. Çünkü o, her daim yansıtmayı düşündüğü toplumun içinde yaşamış, sesini dinlemiş ve ruhunu keşfetmenin yollarını aramıştı. Eğilmez’in ekolü Batıdaki ekollere hiç benzemezdi. Zira spontane (kendiliğinden) gelişen, ana merkezinde halk kültürü ve oyuncu olan bir ekol.

HAYATI, TÜM RENKLERİYLE SINEMAYA TAŞIMAK

Çektiği son film “Arabesk”de, o güne kadar izlediği yolun aksine, sadece dramatik yapıyı baz almış, skeç-vari bir anlatımla, alaycı mı alaycı bir tavırla diğer Türk filmlerini dalgaya alıyordu. Kök öykü yalnızca skeçlerden oluşuyordu. Altını çizmek gerekirse, bu, sinema araştırmacılarının o her şeyi katı bir şekilde değerlendirdikleri 1980 öncesinde hırçın olmayan bir yönetmen bulmak kabil midir? Sanmıyorum. Çünkü bir çok yönetmenin her filmi olumlayan bakış açısı Eğilmez’in filmlerine sirayet etmemiştir.

1980 sonrası sinema toplumsal konulardan uzaklaşarak daha modernize bir hal aldı ve bol paralı, bol eğlenceli hayat anlayışının pompalandığı filmler çekilmeye başlandı. Retro başlığı altında Ertem Eğilmez’i değerlendirdiğimizde; o dönemin sorunlarını beyazperdeye aktarmak çok cesurca bir hareketti. Fakat o dönemi bugüne taşısaydık nasıl olurdu bilinmez!

Ne filmler geldi, ne filmler geçti… “Hababam Sınıfları”, “Mavi Boncuk”, “Süt Kardeşler”, “Sürtük”, “Senede Bir Gün”, “Gülen Gözler”, “Köyden İndim Şehre”, “Canım Kardeşim”, “Sev Kardeşim”, “Banker Bilo”, “Şabanoğlu Şaban” ve daha niceleri…

Sinemadaki yerleri çok farklı… Hüzün desen var, mutluluk desen var, komiklik desen var, sıcaklık desen var… Peki, ne yok? Olmayan bir şey yok gerçekten. Filmleri o kadar samimi ki, sanki bir fırça darbesiyle gerçek dünyadan kopup beyaz perdeye taşınmışlar. Yemek yapar gibi filmin içini zengin malzemelerle donattınız mı ortaya çıkan sonuç aşikâr: Ertem Eğilmez sineması.

YENİ KUŞAĞIN ÖNCÜSÜ

Eğilmez’in akademik anlamdaki ünü “Hababam Sınıfları”nı çekmesinden sonra oldu. Ardından filmleri daha da çok izlenmeye başlandı. Bir yanda kâh gülüp, kâh ağladığımız hayat kargaşası… Öte yanda daracık bir alanda kayıp duran kameranın başında Ertem Eğilmez’in dokuz doğurduğu anlar…

Değerini, o hayattayken anlamayanlar bile geç de olsa sonunda anladılar. İş işten geçmişti. O artık aramızda yoktu. Öteki dünyaya doğru kanat çırpmıştı. Yönetmenlere, yönetmenlik dalında toz yutturabileceğini kanıtlayan Ertem Eğilmez, bütün bu özellikleriyle devler ringine dahil olarak, yeni kuşağın da öncüsü oldu. Halen onun filmleri gibi filmler yapılmaya çalışılıyor.

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Arzu Çevikalp

Arzu Çevikalp

Genel Yayın Yönetmeni
1982 yılında İstanbul’da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kodlamakla anlam kazanır. Sadece şiir, deneme ve öykü gibi türlerde yazı yazmak yetmez, ilgi alanlarımın genişlemesiyle yepyeni türlere doğru yelken açarım. Film eleştirileri, kısa haberler ve diğer muhtelif sinema yazıları... Açıkça ifade etmem gerekirse, sinema hakkında yazı yazarken tıpkı ufak bir çocuğun annesini gördüğünde sevindiği kadar seviniyorum ve kendimi bembeyaz bulutların arasında dans ediyor gibi hissediyorum. Hiç bırakmayacağım bir görev. Mail yollamak için linke tıklayın.