İspanyol sineması, İspanyol korku ve gerilim sineması, İspanya sineması

İspanyol Korkusu

İspanyol sineması, İspanyol korku ve gerilim sineması, İspanya sineması

İspanyol sinemasını biraz geç keşfettim, ama bu keşfin filmlere bakış açımı değiştirdiğini kabul etmeliyim. Gerçi ’80lerdeki video furyasında bir sürü İspanyol korku filmi izlemiş olmalıyız, ama yeni ergenlik yıllarımıza düşen o dönemde sizin için yaşadığınız heyecan önemli oluyor. O heyecanı, korkuyu, keyfi size yaşatan nesnenin menşei pek de önemli olmuyor.

Halbuki İspanyol korku ve gerilim sineması Alejandro Amenabar’ın Tesis’i ile (1996) eleştiri ve hayranlık gündemimize girdiğinden hemen sonra geriye dönük olarak bu ülke sinemasını irdelediğimde Amando de Ossorio’nun La Noche del Terror Ciego (Tombs of the Blind Dead, 1972) ile başlayan müthiş serisini, müthiş bir çocuk katiller gerilimi olan ¿Quién puede matar a un niño?’yu (Island of the Damned, Narciso Ibanez Serrador, 1976), vampir katliamı filmi La Noche des Walpurgis‘i (Night of the Vampires, Leon Klimovsky, 1971) o ilk gençlik dönemimde seyrettiğimi hatırlıyorum. Bunlar çoğunlukla ilkel, ama görevini yerine getiren, kişisel bazı yönleriyle de kısa sürede kültleşen yapımlardı.

İspanyol sineması, Buñuel gibi bir öncüye sahip olmanın ayrıcalığına sahip

İspanyol sineması, İspanyol korku ve gerilim sineması, İspanya sineması

Tabi, İspanyol sineması, Buñuel gibi bir öncüye sahip olmanın ayrıcalığına sahip ve sinemaya dönem dönem onunki gibi farklı, yenilikçi yaklaşımlar sergileyen yeni yeni yaratıcılar çıkması normal. Bugün İspanyol sinemasında Pedro Almodovar, Bigas Luna, Alex de La Iglesia, Paco Plaza, Guillermo del Torro, Andy Muschietti, Juan Carlos Fresnadillo, Jaume Balaguero, Alejandro Amenabar gibi artık ustalaşma yolunda yürüyen, kimi zaten ustalaşmış, çoğu da gizem, gerilim, korku türlerinde sarsıcı, akılda kalıcı yapıtlar veren yönetmenler var bugün. Bunları Hollywood’a kaptırıyor gibi görünüyor sırayla, ancak öte yandan toprak yeni yaratıcılar çıkarma yönünden de verimli.

Yenilerden Andy Muschietti’nin Mama’sının hem kısasını, hem de uzununu (2008, 2013) görmenizi tavsiye ederim. Zamanında kaçırdığım, ama bu sinemayı araştırmaya tekrar döndüğümde keşfetmekten büyük haz aldığım Tras el Cristal (In a Glass Cage, Agusti Villaronga, 1986), El espinazo del diablo (The Davil’s Backbone, Guillermo del Torro, 2001), Angustia (Angush, Bigas Luna, 1987), El dia de la Bestia (Day of the Beast, Alex de la Iglesia, 1995) gibi pek çok film oldu. 

İspanya sineması özgün gerilim ve korku filmleri üretmeye devam ediyor

İspanyol sineması, İspanyol korku ve gerilim sineması, İspanya sineması

Bugün İspanya sineması özgün gerilim ve korku filmleri üretmeye devam ediyor ve bu eserler, iyiden iyiye kısır döngüye girmiş olan Hollywood sinemasının, Güney Kore yapımları ile birlikte, kurtarıcısı oluyor. Bu yeniden çevrimlerden pek hoşlandığımı söyleyemem. Orijinal öykülerin içindeki büyü yitiveriyor. Amerikanlaştırmaya çalışıyor ve kırıveriyorlar tam ortasından. Bu bizde de özellikle ‘60larda, ‘70lerde çok olmuştur. Bir filmi neredeyse olduğu gibi ülke sinemanıza adapte etmeye çalışırsınız, ama uymaz. Kültür farkı hemen sırıtır, oradaki gelenekler, davranış şekilleri buraya uymaz. Bizde örneği çoktur.

Daha yakınlarda izlediğim ve yönetmeninin filmlerindeki mizahi yaklaşımla tezat bir öykü olmasına rağmen, gerilimin de en alasını yapacağını ispatlaması bakımından değerli ve şaşırtıcı bir filmi önermek isterim size. Belki yapım tarihi olarak biraz geri kalmış olabilir ama izlemeyenler gerçekten etkilebecekler. La piel que Habito (The Skin I Live in, Pedro Almodovar, 2011) filmimiz. Bir tutku hikayesi ve şaşırtıcı sonuna kadar sizi defalarca vuran ve hep diken üstünde tutan bir yapım.

Sinemayla kalın. Hep o Yusuf Atılgan’ın “Sinemadan Çıkmış İnsan”ı olun…

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Eğer yazıya gönül verdiyseniz illa yazmak istiyorum diyorsanız, filmler vizyona girmeden önce hafta içi düzenlenen basın gösterimlerinden sizi haberdar edebiliriz. İnternet güncel bir mecra olduğu için yazıların önceden yayına alınması takdir edersiniz ki önemli.  Eğer sen de içindeki duyguları dışarıya aktarmak ve bunu sinema yoluyla yapmak istiyorsan hemen gönüllü olarak bize katıl ve yazmaya başla.

Tüm sanatseverlere sevgilerimizle…

Zeen Subscribe
A customizable subscription slide-in box to promote your newsletter

I consent to the terms and conditions