DosyaSinema haberleri

Sinema Anıları

Sinegazete yazarları sinema anılarını yazdı… 

Kadir Özbek anlatıyor: 

Hatırlayanı çok var mıdır bilmiyorum ama bir zamanlar Maltepe’de Grandhaus Sineması vardı. Maltepe’nin orta yerinde, küçük bir iş merkezinin dördüncü katında, üç salonlu, kendi halinde bir sinema. Ne zaman tam olarak kepenkleri indirdiler hatırlayamasam da on sene önce ilk kez tadilat bahanesiyle kapatılmıştı. Sonraları sadece kışları açılır, yazları kapanır oldu. Daha sonra tekrar açıldı, sonra yine kapandı. En sonunda açıldığını bile anlayamadan tekrar kapatıldı falan.  

Benim için ortaokul ve lise yıllarımın en keyifli anılarına ev sahipliği yapmıştı orası. Üst kattaki bilardo salonu, mağazalar, oyun salonları, alt katındaki öğrenci dostu kumpircileri ve panoramik asansörü ile oldukça şatafatlı ve eğlenceli bir yerdi Grandhaus…

İlk kez bir filmi beyaz perdede orada izlemiştim. Neredesin Firuze filmiydi, yıl 2003. Hiç unutamam o günü. İlk kez ailecek de orada film izlemiştik mesela. Bir kez olmuştu bu da zaten. Televizyon karşısında bile anında uykuya dalabilen babam, GORA’yı izlerken de dayanamayıp daha filmin başında uyuklamaya başlamıştı. Yine ilk kez okulu asıp arkadaşlarla orada filme gitmiştik. İlk kez kız arkadaşımla sinemaya gittiğime de o salonun koltukları şahitlik etmişti, sonraları yalnız başıma gittiğim filmlerde de yine o koltuklardaydım. Daha çok yalnız gittiğimden midir bilmiyorum ama kışları çok soğuk bir salon olduğunu hatırlıyorum. Sıkı giyinmezsen üşütürdün, öyle de bir sinemaydı. Hele bir de son seansa kaldık mı eve dönüş yolunu yürümek gerekirdi. Çünkü minibüs kalmazdı o saate. Yürürken filmin sahneleri düşünülür, arkadaşlarla kritiği yapılırdı. Keyifli ama uzun yolculuklar… Avm’ler şimdiki gibi her yeri esir almamışken o üç küçük sinema salonu bize yeterdi de artardı da.

                                                                     ***

İlker Mutlu anlatıyor: 

“Sinema yazarlığı yapma hevesi hepimizin içinde olmayabilir, ama her insan iyi kötü, amatör bir film eleştirmenidir. Çıktığımız, evde izlediğimiz, herhangi bir mecrada gördüğümüz filmler hakkında, hemencecik hem de, yorumda bulunmaz mıyız? Bir arkadaşlaysak mesela, “İyi filmdi.”, “Adam yine döktürmüş.”, “Hayatımda böyle süprüntü görmedim!” demez miyiz daha filmin bitiş yazıları akarken. Bir de, kimin söylediğini hatırlamıyorum şimdi, ama oldukça beğendiğim bir söz var: “Sinemada her seyirci kendi filmini seyreder.” Bu çok doğrudur. Yan yana oturduğunuz arkadaşınız, sevgiliniz, eşiniz dahi filmden sizinkinden farklı duygularla ayrılabilir. Anlatacakları farklıdır. Barut Fıçısı‘ndaki (Bure Baruta, Goran Paskaljevic, 1999) grafik vahşet içeren tecavüz sahnelerini kız arkadaşınız bir sömürü unsuru olarak algılayıp filmi terk etmeye kalkabilir. Oysa sizin için filmi oluşturan yapı elemanlarından biridir o sahne ve orada olmalıdır. Kalıp tüm inşaatı bitirmek istersiniz ve kız arkadaşınız çoktan salonu terk etmiştir!”

Üstteki alıntı benim Bir Mühendisin Sinema Eğitimi adlı kitabımdan ama gerçekten de bu anlamda çok anı yaşadığımı söyleyebilirim. Bir dönem korku sinemasına sarmıştım ve eşimle ne zaman sinemaya gitmeye kalksak, ayaklarım beni bir korku ya da gerilim filmine yönlendiriyordu. Eşim bir süre sonra bana ayak uydurdu (hadi alıştı diyelim) ama benim kötü bir huyuma ayak uyduramadı. O da şu: Ben asla bir filmi yarıda bırakmam. Sonuna kadar izlerim. Sinema pahalı bir iştir ve emek yoğun bir çalışmayı gerektirir. O emeğe de saygı göstermek lazım. Neticede her yönetmen filmini bir an için bile yapabilir ve belki de o an filmin son saniyesindedir.

Neyse, benim asıl sinema anısı diye adlandırabileceğim anım, sinemaya ilk gidişimdir. Altı yaşında olmalıyım, okula başlamamışım çünkü. Zeki amcam evdeki kadınlara ayak bağı olmamamız için sinemaya götürüyor. Samsun Yıldız Sinemasına, Christopher Reeve’in başrolde olduğu Superman filmine. İnanılmaz bir şey, hayatımda bir ilk. Balkonu, locaları, kocaman perdesi, lüks koltukları olan bir salon. Amcam uslu durmamız için bize meşrubatımızı, çerezimizi de alıyor, ama büyülenmişiz zaten, yaramazlık etmek ne mümkün. Işıklar söndü, film başladı. Kocaman kocaman insanlar ve sizi alıp götüren bir macera. Pelerinli, kurşun işlemeyen, oradan oraya uçan bir adam…

Belki son jenerasyon o sadece tek bir sinemaya hizmet veren, özellikle sinema olarak yapılmış binaları görmediler. AVM gençliği şimdiki gençlik. Ama o keyfi bir defa yaşayanın bir daha unutması imkansızdır. O gün bize geçen heyecan günlerce yitmedi. Evdeki herkese, boynumuza babaannemin tülbendini pelerin niyetine bağlayarak, oradan oraya atlayıp, zıplayarak, sahne sahne anlattık filmi. Ve benim sinema anlatıcılığım böyle başlayıp, bugün sinema yazarlığına kadar taşıdı beni.

Bugün sadece Samsun’daki o eski, şaşaalı sinema binaları olan Yıldız, Zafer, Sümer, Konak değil, belki de tüm ülkedeki sinemalar birer birer yok olmakta. Önce içlerinde küçük küçük salonlara bölündüler, ardından da bir bahaneyle yıkıldılar. Yerlerine alışveriş merkezleri açıldı.

Yusuf Atılgan’ın bahsettiği “Sinemadan çıkmış insan” yok şimdi. AVM’den çıkmış insan var…

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Editör
Sinegazete'nin editör hesabıdır. Sinemaya dair her şey! https://www.sinegazete.net