Arzu ÇevikalpDosyaFestival Günlüğü

Nehirden bir festival daha aktı-Arzu Çevikalp

Filmler en iyi dostumuzdur, onlarla güler onlarla ağlarız. En kötü zamanlarımızda bile yanımızdadırlar, bizi hiçbir zaman terk etmezler. İşte festivaller bu yüzden var, bir sürü filmi huzurlarımıza getiriyorlar. İster bağımsız olsun, ister art-house olsun, önemli olan onlarla birlikte sorunlardan ve acılardan uzaklaşmak. Ruhumuzu zengişleştiren filmler aracılığıyla dünyamıza neşe katan festivaller, hem bizi farklı ülkelere ışınlıyorlar, hem de hayata dair mesajlar yolluyorlar.

7- 17 Nisan tarihleri arasında düzenlenen 35.İstanbul Film Festivalini iyisiyle kötüsüyle tamamladık. Biraz buruk vedaydı, neden buruktu derseniz, şu şekilde açalım. Bu sene şiddet olayları nedeniyle hepimiz çok üzülüp, stres yaşadık ve o şiddet olayları aynen festivale de yansıdı. Sözün özü; festivalin açılış töreni büyük bir ihtişamla yapılamadı, sadece Rexx ve Atlas sinemalarında açılış filmi (“Midnight Special”) gösterildi. Olaylar nedeniyle sanatın o güzel coşkusunu içimizde hissedemiyor oluşumuz, festivalin geçen yıla oranla dolup taşmasına engel oldu. Sanatseverler filmleri Taksim’deki sinemalarda izlemek yerine Kadıköy’deki Rexx sinemasında izlediler. Rexx sinemasındaki biletler yok sattı. Daha önce bu kadar karanlık bir festival tablosu görmemiştik, eskiden bilet kuyruğu olurdu, bu yıl o kuyruktan eser yoktu, ama ona rağmen sanatseverler festivali yalnız bırakmadılar. İnsanlar belki de korkudan kalabalık yerlere gitmek istemediler. Bu gerçeği yadsıyamayız. Eğlenceli bir açılış yapılamaması anlaşılabilir bir durumdu, ancak festival bu yıl ortaya koyduğu tanıtım filminle sanatseverleri pek memnun edemedi. Tanıtım filmine bakacak olduğumuzda; “filmleri dövme olarak vücudunuza kazıyın” sloganı festivale tam olarak oturmamıştı. Videodaki karanlık sahnelerin özensizliği, seslerin tizliği ve mesajların tam olarak seyirciye yansıtılamıyor oluşu adeta hüsranla sonuçlandı. Sanki aceleye getirilmiş gibiydi. Belki zamandan kurtarmak içindi, belki de ekonomik nedenlerden ötürüydü.

TADIMIZ DAMAĞIMIZDA KALDI

Festivale dair değişiklikleri ve festivalin geçen seneye oranla sönük oluşunu yalnızca şiddet olaylarına bağlamamak gerek, çünkü bu yıl festivalde yönetimsel olarak bazı iç sıkıntılar vardı. Dikkat ettiyseniz festivalin tarihi kısaltıldı, eğer neden kısaltıldı diye sorguladıysanız cevabı biliyorsunuzdur. Biz yine de yazalım. Yabancı ülkelerde genelde festivaller on gündür, ama İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı festivali 15 güne yayar. Ta ki bu yıla değin… Şu su götürmez bir gerçek ki; tadımız damağımıza kaldı. Farklı bir şekilde yorumlamak istersek; akıllara şöyle bir soru düşüyor: Acaba festival süresinin kısaltılması Avrupa Standartlarına göre mi belirlendi, yoksa başka bir sebebi mi vardı? Bu sorunun ucu açık… Festival hakkında daha söylenecek çok şey var, o sebeple kısaca özetliyoruz. Mesela festival bu yıl kısa film yapımını özendirmek, bu alanda gelişimi desteklemek ve nitelikli kısa filmleri izleyiciye buluşturmak amacıyla bir yarışma başlattı: ‘Ulusal Kısa Film Yarışması’. Böyle bir yarışmanım yapılması festival için hem hayırlı oldu, hem de kısa filmcileri sevindirdi. Bunların yanı sıra; festival adına bizi memnun eden iki önemli gelişme oldu. Birincisi festivalin jüri başkanının Müjde Ar seçilmesiydi, ikinci ise; festivale seçilen filmlerin hafızalara kazınmasıydı, filmlerin ise itina ile seçildikleri açıkça ortada…  Gelelim önemli gelişmelere… 35. İstanbul Film Festivali ‘Akbank Galaları’, ‘Yıllara Meydan Okuyanlar’, ‘Dünya Festivallerinden’, ‘Genç Ustalar’, ‘NTV Belgesel Kuşağı’, ‘Mayınlı Bölge’, ‘Antidepresan’, ‘Çocuk Mönüsü’, ‘Geceyarısı Çılgınlığı’ gibi kökleşmiş bölümlerinin yanı sıra, bu yıl festivale yeni bölümler eklendi.

Bu bölümleri sıralamak gerekirse;  ‘Musikişinas’, Gömülü Hazineler’, ‘Işığın Peşinde’ ve ‘Otto Preminger’… Her bir bölümde itina ile yarışan ve hafızalarımıza kazanan o güzel filmlere ödül vermeden festivale noktayı koymak olmaz diyerek geçiyoruz ödül törenine… Cem Davran’ın sunuculuğunu üstlendiği 35. İstanbul Film Festivali Ödül Töreni’nde İstanbul Film Festivali’nin bu yılki Sinema Onur Ödülleri’nin yanı sıra, festivaldeki yarışanların kazananları açıklandı. Festivalin ilk Onur Ödülü Jeyan Ayral Tözüm, diğer onur ödülleri ise Suzan Avcı, Ülkü Erakalın ve Perran Kutman’a takdim edildi. Uluslararası Yarışmasında Altın Lale Ödülü’ne  bu yıl, Meksikalı yönetmen Rodrigo Plá’nın ‘Bin Başlı Canavar’ adlı filmi layık görülürken, Ulusal Yarışmada da En İyi Film dalında Altın Lale Ödülünü ise Ahu Öztürk’ün ‘Toz Bezi’ adlı filmi aldı. FIPRESCI Ödülleri Altın Lale Uluslararası Yarışmasında  Aslı Özge’nin yönettiği ‘Ansızın’, Altın Lale Ulusal Yarışmasında Senem Tüzen’in yönettiği ‘Ana Yurdu’ ve Ulusal Kısa Film Yarışması’nda da Levent Türkan’ın yönettiği ‘Jamais Vu’ filmleri kazandı. En İyi Kısa Film Ödülü’nü de Ziya Demirel’in ‘Salı’ adlı filmi kucakladı. Netice itibariyle; İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından on ikinci kez AKBANK’ın desteğiyle düzenlenen 35. İstanbul Film Festivalinde 11 günde 10 salonda yapılan 501 gösterimde, 25 bölümde 62 ülkeden 223 yönetmenin 187 uzun metrajlı, 10 kısa ve 24 deneysel filminin gösterildiği festivali, toplam 90 bini aşkın sanatsever izledi. Festival boyunca gösterimlerinin yanı sıra 6 festival sohbeti, bir sinema dersi, bir atölye, 2 söyleşi ve 2 konserle 11 gün boyunca İstanbul sinema şöleni yaşadı. 

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Arzu Çevikalp

Arzu Çevikalp

Genel Yayın Yönetmeni
1982 yılında İstanbul’da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kodlamakla anlam kazanır. Sadece şiir, deneme ve öykü gibi türlerde yazı yazmak yetmez, ilgi alanlarımın genişlemesiyle yepyeni türlere doğru yelken açarım. Film eleştirileri, kısa haberler ve diğer muhtelif sinema yazıları... Açıkça ifade etmem gerekirse, sinema hakkında yazı yazarken tıpkı ufak bir çocuğun annesini gördüğünde sevindiği kadar seviniyorum ve kendimi bembeyaz bulutların arasında dans ediyor gibi hissediyorum. Hiç bırakmayacağım bir görev. Mail yollamak için linke tıklayın.