Değerlendirme

Spider–Man: Into The Spider – Verse

“Marvel”ın kendini sürekli yenileyen/ üreten bir evreni var, sonsuz ve alternatifli bir döngü içinde kahramanlarının hikâyeleri başlar, biter, sonra yeniden başlar. Kahramanlar doğarlar, ölürler yeniden dirilirler yani aslında yolculukları hiç bitmez. Bu evrenin temelleri çok eskiye dayansa da, beyazperdeye aktarımı yaklaşık 15 – 20 senelik bir zamanı kapsıyor.

Marvel’ın dâhileri olarak nitelendirilen “Stan Lee” ve “Steve Ditko” tarafından 1960’ların başında yaratılan “Spider Man” yani Peter Parker, birçok çizgi dizi ve video oyununa konu olmuş, 2002 yılında da yönetmen “Sam Raimi” tarafından filme alınmıştı. O günden bu yana Marvel’ın sinema evreni üç farklı ‘Spider – Man’ ile tanıştı: “Tobey Maguire”, “Andrew Garfield” ve “Tom Holland”.

Spider–Man

 Zaman açısından bakıldığında, fazlaca bir kuşak farkı olmamasına rağmen bu değişikliğin çok olduğu söylenebilir. Bu oyuncuların hayat verdiği “Spider – Man” serileri, (hem yönetmen hem de oyuncu değişikliklerinin de etkisiyle) fazlaca eleştirilere maruz kaldı.

‘Spider–Man: Into The Spider – Verse’, diğer tüm filmlerden birçok nedenle ayrılmakla kalmıyor – ki bunların başında animasyon olması var – daha farklı bir bakış açısıyla çok farklı bir noktada duruyor.

İlk sekansı “Venom (2018)” filminin sonunda görülen film, Miles Morales’in (Shameik Moore) “Spider – Man” olma sürecine odaklanıyor. Klasikleşmiş konunun aksine odak noktada “Peter Parker” değil, 16 yaşında Latin Amerika kökenli siyahi bir ailenin oğlu var.

Ailesi tarafından sevdiği ve rahat hissettiği okulundan alınıp, zenginlerin gittiği bir okula yazdırılan Miles; özgürce rahat hareket etmeyi seven, hayalperest, zeki, grafiti aşığı ve polis babası tarafından sevilmeyen “Spider–Man”in kendisine ve çizgi romanlarına sevdalı (verilen evrende “Spider–Man” hem gerçekte hem de çizgi romanda var olan biri) bir genç. Kendi dilinden konuştuğunu düşündüğü amcası “Aaron” (Mahershala Ali) ile birlikte grafiti yapmaya gittikleri akşam radyoaktif bir örümcek tarafından ısırılır. Yeni güçlerine alışmaya ve bu süreci atlamaya çalışan Miles’ın içinde bulunduğu durum, tipik ergenlik bunalımının yarattığı kimlik karmaşasıyla, küçüklüğünden bu yana taşıdığı hayal dünyasının bir birleşimi olarak nitelendirilebilir.

Tesadüf eseri “Spider–Man” (Jake Johnson) ile düşmanı “Kingpin’in” (Liev Schreiber) savaşına tanık olan “Miles”, kendisini, “Kingpin”in icat ettiği boyutlar arası bir makine yüzünden farklı boyut kapılarının açılmasıyla farklı evrenlerden gelen farklı Spider–Man’lerle birlikte bir mücadele içinde bulur. Bu grup, hem “Miles”a Spider–Man olma inceliklerini öğretirken, hem de kendi evrenlerine geri dönmek için “Kingpin”i yenme planları yapar.

Spider–Man
Spider-Ham (John Mulaney) Peter Parker (Jake Johnson), Spider-Gwen (Hailee Steinfeld), Spider-Man Noir (Nicolas Cage), and SP//DR in Columbia Pictures and Sony Pictures Animation’s SPIDER-MAN: INTO THE SPIDER-VERSE.

Hikâyesinin defalarca anlatıldığının farkında olarak “Spider–Man: Into The Spider – Verse” hem tüm mirasını kapsayıcı, hem de bununla oldukça barışık. Kendini gereken yerde ciddiye alan, gereken yerde dalga geçen bir üslubu var ve tüm bunlar toplandığında oldukça dengeli bir iş ortaya çıkıyor.

Film sadece bir animasyon değil, birçok yerinde çizgi roman okuyor, hatta izliyormuş havasını içinde barındıran ve bunu oldukça başarılı bir şekilde yapan en yenilikçi animasyonlardan biri. Kurgusu, esprileri, renklendirmesi ve sınırsız potansiyele sahip tekniğiyle bugüne kadar çizgi roman tekniğini en iyi şekilde beyazperdeye aktaran film unvanını alabilir çok rahatlıkla.

Tüm bunların yanına “Spider–Man: Into The Spider – Verse” ‘beyaz adam süper kahraman’ modelini yıkıp, merkeze Latin–Amerika kökenli birini koymakla kalmıyor, çok kültürlülüğe sahip bir evren sunuyor. Her türlü ayrımcılığın anlamını yitirdiği çok kültürlü dünyaya övgü, filmin diğer birçok animasyon filmin içinde sıyrılmasının da diğer nedeni. Çoğunluğun kuralları ile dönen dünyada, ilk başta kendi benliğini/kimliğini reddetmenin doğal olduğunu fakat ne olursa olsun yalnız olmadığını da söylemeyi ihmal etmiyor.

“Bob Persichetti”, “Peter Ramsey“ve “Rodney Rothman”ın yönettiği sinemasal düzeyi oldukça yüksek “Spider – Man: Into The Spider – Verse” 2018’in en iyi filmlerinden biri olarak rahatlıkla kabul edilebilir ve çok başarılı olarak yaratılan bu evrenin seyirciyi tatmin etmemesi oldukça zor.

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yazar Puanlaması

Yönetmenlik9
Senaryo9
Sinematografi10
Mizansen9
Kurgu10
9.4

Özet

Yorum bırakın

Gözde Dikmen

Gözde Dikmen

Sinema Yazarı
1980 İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe okuyarak filazof olma yolunda ilerleyen Grafik Tasarımcı/Çizer. Sinemaya olan tutkusu çocukluk yıllarında başladı. Yönetmen Ayşegül Doğan’ın Film Okuma Atölyesi sayesinde bu tutkuyu farklı ufuklara taşıdı. Şu an Antalya’da yaşamakta olup, kendi atölyesinde yazıp, çizmekte ve her hafta sinemaya ilgi duyan insanları atölyede toplayıp film gösterimi yapmaktadır.Mail yollamak için linke tıklayın.