DeğerlendirmePsikesinema Yazıları

Mia Madre

MORETTİ’den ANNESİNE SEVGİLERLE…

2015 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan İtalyan yönetmen Nanni Moretti’nin son filmi Mia Madre (Annem),  Cannes’dan eli boş dönse de, psikolojik yönü ağır basan etkileyici bir aile draması. Bazen farklı temalara yönelse de genellikle aile draması üzerinde yoğunlaşan yönetmenin, bu seferki hikayesi kendisini işaret ettiği için güçlü biyografik bir yan da taşıyor.Moretti’nin 2010 yılındaki filmi Habemus Papam’ın çekimleri sırasında, Latince öğretmeni olan annesi ağır hastalanıyor ve ölüyor. Bu süreci hatıra defterine kaydeden yönetmen, daha sonrasında bunu senaryoya çeviriyor. Mia Madre (Annem), bu bakımdan yönetmenin kendisiyle hesaplaşmasının filmi.

2015 yılı İtalya-Fransa ortak yapımı olan filmin başrollerinde, Margherita Buy (Margherita), John Turturro (Barry), Nanni Moretti (Giovanni) ve Giulia Lazzarini (Ada) yer alıyor. Filmlerinin çoğunu kendi yazıp, yöneten hatta oynayan yönetmen, bu sefer filmin asıl karakteri olan,  Moretti’nin alter – egosu konumundaki Margherita’nın erkek kardeşini oynamayı tercih etmiş. Nanni Moretti’nin asıl adının Giovanni olması ve filmde oynadığı karakterin adının da aynı olması bir tesadüf değil.Toplumsal konulu filmler çeken yönetmen Margherita’nın o sırada çektiği filmin eylem sahnesiyle başlar Mia Madre (Annem). Çekime ara verildiğinde seyirci filmin ana karakteri yönetmen ile karşılaşır. Tellerin arasından gördüğümüz kadın karakterimiz, kadrajın da verdiği sıkışmışlıkla aslında kişiliği hakkında bize en baştan bilgi verir. Filmin birçok yerinde kadraj içi kadrajlarda gördüğümüz Margherita’nın kişiliği de bir o kadar sıkışmıştır.

Oldukça çaba gerektiren, yorucu bir film çekmekte olan Margherita’nın annesi Ada hastanede yatmakta ve ölmek üzeredir. Erkek kardeşi Giovanni ile ortaklaşa olarak annesine bakan kadın karakterimiz, kardeşinin sakinliği, olaylara yaklaşımı, sevgisini gösterme biçimi altında adeta ezilmektedir. Bir yandan geçmişe yönelik hesaplaşmalarıyla boğuşurken, bir yandan da filminin başrol oyuncusu Amerikalı aktör Barry’nin şişik egosuyla uğraşır.Filmde Margherita’nın karakteriyle ilgili en önemli sahnelerden biri, bir sinema salonun girişini gördüğü rüya sahnesi; film için bekleyen büyük bir kalabalık sıranın yanından yürüyen karakter, yalnızlığını seyirciyle paylaşır. Sırada teker teker annesini, erkek kardeşini ve kendi gençliğini gören Margherita, Giovanni’nin kendisini düzeltmesiyle ilgili söylediklerini duymazdan gelir. Sinema salonunda oynayan filmin Wim Wenders’ın “Wings of Desire” filmi olması, Margherita’nın insanlarla olan iletişim probleminin adeta bir yansıması niteliğindedir.

Margherita’nın geçmişe geri dönüşleri, filmin durgunluğunu bir nebze olsun yok ediyor. Oyuncularına söylediği, yarattıkları karakterle gerçek kişiliklerini aynı anda görmek istemesi, filmin sonuna doğru bu lafının ne kadar anlamsız olduğunu itiraf etmesi ve basın toplantısının olduğu sahneler sinema sektörüne yönelik hiciv olarak karşımıza çıkıyor.
Film aynı zamanda bir evliliği sürdürememiş, ailesine gereken özeni gösterememiş, hayatına giren erkeklere sevgi verememiş bir kadının, yönetmen olarak girift, kurmaca öyküleri anlatmada ne kadar başarılı (!) olabileceğini irdeliyor.

Margherita’nın annesini aslında yeterince tanımadığını veya tanımaya çalışmadığını, Ada’nın torunu ve etrafındaki insanlarla olan sevgi paylaşımında açık bir şekilde görüyoruz. Ada ne kadar ölüm döşeğinde olsa da, bir o kadar da sevgi dolu, insan ilişkileri kuvvetli, hatta yaşama azmi içinde aslında yaşamın kendisi olan bir kadınken, kızı genç ve sağlıklı olmasına rağmen, sıkışmışlığı, insanlarla iletişimsizliği, sevgisizliği ile yaşama dair her şeyin zıttı niteliğinde, adeta ölü gibi bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Moretti bu ayrımı gayet yerinde diyaloglarla seyirciye ulaştırıyor.Filmin en önemli sahnelerinden biri olabilecek Barry’nin de katıldığı aile yemeği sahnesi, ne yazık ki Moretti tarafından yeterince derin tutulmuyor ve seyircide eksik bir şeylerin kaldığı izlenimini veriyor. Tüm karakterlerde bir şeylerin değiştiğini anlıyor, fakat yeterince göremiyoruz.

Margherita’nın, annesi, ailesi, belki de mesleği elinden kayıp giderken hayatıyla ve yaptıklarıyla ilgili sorgulamaları yeterince derin değil. Bir anı defterinden çıkmışçasına yüzeysel olan bu sahneler seyircide kopukluğa neden oluyor. Nanni Moretti’nin otobiyografik hikayesinde, yönetmen Margherita’yı oynayan Margherita Buy başarılı performansıyla adeta göz dolduruyor. Kaprisli aktör Barry karakteri, filmin içine renk katmakla birlikte oldukça karikatürize, hatta filme zarar verici nitelikte ama John Turturro’nun eşşiz oyunculuğu bu zararı en aza indiriyor, belki de görmemizi engelliyor.Kısacası, İtalya’nın Woody Allen’ı olarak anılan Nanni Moretti’nin Mia Madre’si (Annem) içtenliği, duygusallığı, ince mizahı, samimiyeti ve yalın anlatımıyla yönetmenin hayatından izler taşıyan bir anı defteri.

*PSIKESİNEMA OCAK_SUBAT 2016 YAZISI

Yorum bırakın

Gözde Dikmen

Gözde Dikmen

Sinema Yazarı
1980 İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe okuyarak filazof olma yolunda ilerleyen Grafik Tasarımcı/Çizer. Sinemaya olan tutkusu çocukluk yıllarında başladı. Yönetmen Ayşegül Doğan’ın Film Okuma Atölyesi sayesinde bu tutkuyu farklı ufuklara taşıdı. Şu an Antalya’da yaşamakta olup, kendi atölyesinde yazıp, çizmekte ve her hafta sinemaya ilgi duyan insanları atölyede toplayıp film gösterimi yapmaktadır.Mail yollamak için linke tıklayın.