DeğerlendirmeTürk SinemasıYeşilçam filmleri

Memlekette Sinema Döngüsü

1914’de “Himmet Ağa’nın İzdivacı” ile başlayan Türk Sinemasının macerası bu yıl 103. yılını yaşıyor. Sinemada karışık tür yapımlar daha çoğunlukta. Ancak 20’şer yıllık süreçte ele alırsak “furya” kelimesinin sinemamızın gelişiminde önemli yer aldığını görebiliriz. Bu yazıda sinemamızdaki türlerin sunumu, devamı, döngüsünü ele alacağız.Bilinçsiz dönem diye adlandırılan henüz Osmanlı İmparatorluğu iken Harbiye Nezaretine bağlı “Merkez Ordu Sinema Daire” olarak ilk Türk filminin “Himmet Ağa’nın İzdivacı” olduğunu biliyoruz. Her ne kadar izleyemesek de kayıtlarda komedi türünde olduğu belgelerde geçmekte. Akabinde devam eden ilk filmler “Leblebici Horhor Ağa”,”Casus”,”Faust”,”Pençe” belgelerde yine “Kurmaca-Komedi” olarak yer almakta. Çünkü uyarlanan ilk filmler piyes ve operetlerden uyarlanmıştır.

1920’lere geldiğimizde artık Türkiye Cumhuriyet’i ilan edilmiş, ilk özel teşebbüs yapım şirketi kurulmuş ve oyuna büyük bir oyuncu girmişti: Muhsin Ertuğrul. Oyunculuğunun yanı sıra Almanya’da bulunduğu süreçte Alman sinemasındaki “ifadecilik” akımından etkilenmiş, rejisörlüğe başladığında ise, 10 yıllın süreçte baskın olarak roman uyarlaması drama dönmüştür. Ayrıca Kurtuluş Savaşı etkisi sinemaya yansımış, “Aktüel” filmler bu yıllar arası filme alınmıştır. İlk sesli film “İstanbul Sokaklarında” 1931 yılında filme alındığında, Türk Sinemasında dönüşü olmayan yeni bir çağ başlamış oldu. “Senaryo Nazım Hikmet Ran-Rejisör Muhsin Ertuğrul” ortaklığı 1930’lara damga vurmuş, çoğunlukla komedi filmleri yapsalar da drama filmlerde üretmekten geri kalmamışlardır.

1940’lara geldiğimizde artık sinema birden fazla yapım şirketime ve seri üretime geçmiş olduğundan buradan sonrasını hızlı geçmekte fayda var.1940-1950’ler melodramların büyük çoğunluğuyla geçilmiş, 1953’de ilk renkli film “Halıcı Kız” bir başka kapıyı aralamış ve 1950’lerin sonuna doğru Sadri Alışık ekolü 1960’larda değişim habercisi olmuştur. Sadri Alışık’ı ayrı tutmamın sebebini yazının sonlarına doğru açıklayacağım.

1960’lar Sadri Alışık etkisiyle komedi türüne yumuşak bir geçiş yapmış olsa da seyirci ve yapım melodramdan vazgeçmemiş üzerine, destansı yöre dramları da perdede yerini almıştır. Yılda ortalama 170 filmin çekildiği yıllardan bahsedersek, perdedeki çeşitlilik zenginliği baş döndürücü bir halde olduğunu hayal edebiliriz.1970’lere geldiğimizde sahaya herkesten farklı bir oyuncu giriyor; Arzu Film. Tek karakter üzerinden yürüyen işlerin yerini çok sayıda karakterin, dönemin popüler komedyenleriyle harmanlandığı hala efsane olan filmler üretildiği için bu 10 yılın popüler türü komedi desek çok da yanlış olmaz. Tabi büyük bir furya olan Uvertür sinemayı da unutmadan belirtelim.

Gelelim zor yıllara… 1980 darbesi her şeyi etkilediği gibi sinemayı da toparlanmakta zorlanacağı bir çizgiye itmiş, üretim 6da1 e inmiş durumda. Bir nebze olsa insanlara moral olması niyetiyle çekilen, ancak cenazede içi kan ağlayanları gülümsetmeye çalışan komediler yerini ister istemez drama bırakmıştır. Bu dönemde yeni furya gün yüzüne çıkmış, şarkıcı-türkücü başrollü genelde şarkı üzerine yazılmış melodramlar 1980’lerde büyük ilgi görmüştür. 1990’lara geldiğimizde ise “Yeşilçam” artık yerini farklı bir akıma, tamamıyla daha az üretim, farklı anlatım stilleri, yenilikçi yönetmenler ve denenmemiş senaryolara bırakmıştır. Herkesçe kabul gören “Eşkıya” filmi bu dönemde bir kırılma yaratmış, yeni Türk Sinemasıyla geçişin öncüsü olmuştur. Elbette ki 1980-1990 dönemi baskın olarak dramların üstünlüğüyle geçmiştir.

2000’lerden günümüze doğru akan süreçte ise çok yetenekli yönetmenler seri filmlerle, belirgin yapım şirketleri aynı türden işleriyle artık globale açılan işler yapmışlardır. Birçoğuna şahit olduğumuz filmler, çeşitliliğe hepimize dilediğimiz merakta filmler izlemeye olanak sağlamıştır. Her ne kadar 1970’ler kadar çok üretim olmasa da kalitesi daha yüksek işler yaptığımıza sanırım hem fikiriz. Ancak son döneme bakılırsa eğer tür geçişlerinin daha kısa zaman zarfında çok daha keskin olduğunu görebiliriz. Son yıllarda dramların yükseldiği, komedilerin trash kaldığı yıldan çok değil 2 yıl sonrasında, komedilerin büyük sükse yaptığını, dramların daha sönük kaldığını rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz.

Şimdi sadede gelelim. Neden sinemamız 20 yılda bir tercih değiştirdi? Bunun sebebi yapımcılar mı yoksa seyirci talebi mi? Yoksa asıl sebep memleketteki dönemsel konjonktür mü?

Cumhuriyetin kuruluş sancılarından sonra insanların ihtiyacı olan gülmeyi yaratmak için dönemin tercih türünün komedi olduğunu, 1960 sonrası Askeri İdareden bunalan halkın yine eğlenmeye sebep araması üzerine komediyi tercih etmesi olarak düşünürsek evet, o günlerdeki ihtiyaç. Ancak bu durum 1940’lardaki İkinci Dünya savaşı ve 1980 darbesi sonrası Türkiye olarak bakıldığında çok da uyum sağlamıyor.

Bizdeki sinema algısında şunu fark ettim; Referans sistem. Seyirci olarak baktığınızda, Sadri Alışık, Kemal Sunal, Kartal Tibet gibi ekoller filmlerinde yakaladıkları başarı bir sonraki işlerinin gişesini garanti altına almaya yeter duruma getiriyor. Aile büyüklerinden birebir duyduğum “Ediz Hun filmi geliyormuş yazlık sinemaya çok ağlayacağız.” sözleri zaten çok açıklayıcı dönemin seyirci profili için. Dram ya da komedi hiç fark etmiyor durum.

Yeni yeni oyuncudan referansın yönetmene kaydığını da söylemeden geçmeyelim. Artık sinemamızda “Cem Yılmaz” filmi “Çağan Irmak” filmi “Zeki Demirkubuz” filmi diye referanslar çok net işlemekte.

Peki, bunu yapımcıların gözünden değerlendirirsek, o zamanda tutan işlerin türevleri üzerine yeni işler yapıp, piyasayı ilk elden yönlendirmeleri çokta zor değil. Sanırım bu üst yönlendirme uzun uzun yıllar işlerin ne türde devam edeceğine ön ayak olmuş.

Küçük bir sağlama yaparsak, bunu son dönemdeki TV işlerinde görebiliriz. Tutan işlerin klonlarını yapımcılar yapıyor, seyirciler izliyor. Herkes mutlu durumdan. Örnek verecek olursak, TV de 2 yıldır romantik-komedi furyası varken, tek hikâyenin klonları yaratılıp sunuldu izleyici memnun kaldı ve doydu. Şu an Cameron Diaz’a romantik-komedi yapsanız 4 haftada final yapar. Şu an TV de yurt dışında rüştünü ispatlamış polisiyelerin uyarlamaları dönmekte, bir oyuncu olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki bu furya 2-3 sezon böyle devam edecek.

Bu mahiyette 2017’nin Türk Sineması falına bakacak olursak eğer, gelen fragmanların, vizyona giren işlerin eşliğinde bu yıl Türk Sinemasında komedi filmleri yılı olacak. Bu sene bir “Sarmaşık” bir “Abluka” beklemek çok doğru olmaz. Eğer sürç-i lisan ettiysek affola. Sinemayla kalın.

Gişeniz bol olsun 

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Şenol Demir
2005 de Avcılar Belediye Tiyatrosunda yetiştim. Ancak aradığım içsel doyumun sahnede değil sinemada olduğunu fark edince aktör okulu okudum. 2008 den bu yana, sinema TV’de çeşitli projelerde yer almaktayım. Sevdalısı olduğum Türk sinemasının içine düşmek ve “kazmak” en büyük hobim. Vizyon, sinema ayırt etmeden Türkçe dilinde çekilmiş tüm filmleri izlemeye gayret göstermekteyim.