Değerlendirme

Extinction: İşte Biz O Gün Tükeneceğiz

Popüler dijital platform Netflix’in son filmi Extinction: Tükeniş dikkat çekici tanıtım klipleri ile merak uyandırmıştı. Geçtiğimiz günlerde platformda yayınlanan filmi izleme şansı elde ettim. Gelecek zamanda geçen bilim kurgu türündeki filmimizin başrollerini Michael Peña ve Lizzy Caplan’ın üstlenmiş.

Başlamadan önce; nedendir bilemiyorum, ama ne zaman bir Netflix filmi izlesem sanki hepsinin tek bir senaristin kaleminden çıkmış gibi hissediyorum. Bunun sebebini tam anlayamasam da, galiba akıl sınırlarını zorlamaya çalışan senaryolar ile çalışmaları beni bu düşünceye itiyor.


(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Filmimize geri dönecek olursak; bizim yapay zekâ düşkünü insanlarımız teknolojide öyle bir noktaya gelmişler ki, insan kadar akıllı ve bire bir kendilerine benzeyen ‘’sentetik’’ ismini verdikleri insansı makinelar üretmişler.

-‘’Aaaa bu sanki Blade Runner değil mi?’’

-Dur kardeşim acele etme benziyor işte biraz.

Neyse bu sentetik abilerimiz ve ablalarımız bir gün geliyor ve kendilerine göre haklı sebeplerle insanlığa savaş ilan ediyorlar.

-‘’Tamam Blade Runner bu.’’

– Biraz esinlenmişler diyelim buna.

Extinction: Tükeniş

Akabinde bu sentetiklerle başa çıkamayan insanoğlu dünyayı terk ediyor ve başka bir gezegende koloni kuruyorlar. Fakat dünyadan vazgeçmiyorlar. Ne de olsa Neşet Ertaş üstadın dediği gibi ‘’Ana vatanı, baba yurdu.’’ Uzun bir süre kurdukları kolonide saldırı hazırlıkları yaparak nihayetinde dünyaya saldırıyorlar. Hırs yapan insanoğlu tüm gücüyle dünyayı vururken maalesef robot ama bir o kadarda insansı bu kardeşlerimizin duygularını hiçe sayıyorlar. Beş parmağın beşi bir mi? Değil tabi ki bir insan evladı arkadaşımız yeri geldiğinde insanlığın ölmediğini bize gösteriyor. Birçok patlama ve çatlama ile adrenalin pompalatan filmimiz kesin bir sonuca bağlanmadan (Tutarsa devamını çekeriz.) bitiyor.

Extinction: TükenişExtinction: Tükeniş filminin konusu hakkında çok spoiler vermek istemediğim için konu bölümünü kabaca geçtiğim filmimizi izlediğinizde birçok ayrıntıya sizde vakıf olacaksınız. Ben filmin başka noktalarına değinmek istiyorum. Mesela bilim kurgu denilince akla ilk gelen şey olan görsel efektler gibi. Görsel efektler çok sırıtmıyordu, ama bazı sahnelerde yeşil ekran varlığı göz tırmalayıcı şekilde kendini belli ediyordu. Yine gece gerçekleşen patlama sahnelerinde kontrast uyumsuzlukları bence üzerinde biraz daha durularak halledilebilirdi.

Senaryo ilk başlarda bende büyük beklentiler oluşturdu, ama film ilerledikçe o beklediğim potansiyeli maalesef alamadım. Yukarıda bahsettiğim malum film ile ciddi anlamda kesişen senaryo, açık konuşmak gerekirse bende bir Blade Runner spin off’u hissi oluşturdu. Filmin başlarındaki bazı belirsizliklerin yer yer ayrıntılarla sonuca bağlanması ise hoşuma gitti. Bir felsefe oluşturan senaryo ekibi bence çok derinlere dalarak çıkmazlara saplanmak istememişler. Eğer ki çok derinlemesine inseler bence film daha çok donuklaşacak ve beklenen aksiyon-macera isteği konusuna fazla yoğunlaşamayacaklardı. Bu durumu Blade Runner serisinde gördüğümüzü düşünüyorum. Kabaca durumu betimleyip direk olaya geçmeleri ise o spin off düşüncesinde beni haklı çıkarıyor sanki.

Extinction: Tükeniş

Gelelim oyunculuklara… Baş roller de dahil olmak üzere oyunculardaki donuklukları ve hissizlikleri onların robot olmalarına veriyorum. Yoksa filmde mevcut durumu yansıtan en başarılı oyuncu küçük kız kardeşti. Onun dışındaki oyunculuklar bence vasatı aşamamış. Hele ki insan kardeşimiz sanki yoldan çevrilip filme dahil olmuş. Michael Peña abimizin genel olarak böyle bir soğukkanlı, hafif saf duruşu yer yerde şamar oğlanı olması galiba artık onun oyunculuk ruhuna işlemiş. Kendisini izleme fırsatı bulduğum filmlerde bu saydığım özelliklerden en az birine sahip oluyor.

Sonuç olarak; genel hatları ile Extinction: Tükeniş bence potansiyelleri olsa bile Blade Runner serisini izleyen herkeste bir tatminsizlik oluşturacaktır. Blade Runner birçok filme referans olmuş efsane bir kült film olabilir, fakat senaryodaki bu ciddi benzerliğin sebebi buna bağlı olabilir. Çokta haksızlık yapmak istemediğim ve emeğine saygı duyduğum filmimizi bilim kurgu seven arkadaşların izlemesini tavsiye ederim. Ülkemizde de popülerliği artan ve bir Türk dizisi ile daha da ileri gitmek isteyen sevgili Netflix’e başarılarının devamını dileyerek tüm okuyucularımı saygı ile selamlıyorum. Başka bir yazıda görüşmek üzere sentetik olmayan insan gibi insan dostlar, esen kalın.


(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Abdullah Düğer

Abdullah Düğer

Kısa Film Yönetmeni
1988 yılında Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinde dünyaya gelmiştir. İlköğrenimini Aksaray’ın Sarıyahşi ilçesinde orta ve lise eğitimini de Kırşehir’de tamamlayarak üniversite eğitimine geçmiştir. Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf öğretmenliği bölümünden mezun olarak 2013 yılında Muş iline öğretmen olarak atanmıştır ve halen burada görevine devam etmektedir. Lise yıllarından bu zamana kısa film ve belgeselcilik ile hobinin ötesinde bir tutku ile ilgilenmektedir. Ulusal çapta kısa film finalistlikleri ve dereceleri bulunmaktadır.Mail yollamak için linke tıklayın.