Değerlendirme

Dünya Ötesine Sürülen Motorlar: Holy Motors (2012)

Dünya Ötesine Sürülen Motorlar: Holy Motors (2012)

Öncelikle Leos Carax imzasını taşıyan bir baş yapıt Holy Motors. Hem yönetiyor, hem senaryosunu yazıyor ve akıl almayacak bir imgeleme ile karşı karşıya bırakıyor. Huyu kurusun ki sinemaya 13 yıl ara veren sevgili Carax’ın dönüşü tam da böyle olmalıydı!

Biraz Leos Carax

Hayatın hiç içinde olmayan, dünyanın ve senin ve  benim belki de ötemde bir yerlerde ama  aynı zamanda her şeyden bir parça barındıran düşdaşımız Carax’ın asıl adı: Alexandre Oscar Dupont’dur. Sinemanın en kadim dönemlerine ait ‘sessiz sinema’ kavramını kendine yedirişini hemen hemen her filminde inceden seziyoruz. Jim Jarmusch’un underground Rock’n Roll tavrından tutun da, belki –en azından benim için- David Lynch karanlığına kadar  biraz distopya, biraz bilim kurgu harmanı eşsiz bir sinema perspektifine sahip.

Strangulation Blues (1980), Boy Meets Girl (1984), Mauvais Sang (1986) ve Pola X (1999) gibi kültlere imzasını atıyor Carax. Ha bir de, Holy Motors.

Biraz Holy Motors

65. Cannes Film Festivali’nde En İyi Gençlik Ödülünü alan filmimiz 116 dakika. Leos Carax’ın senaryo ve yönetmenliğe imza atığını belirtmiş olsam da, eşsiz müziklerini Neil Hannon’ın yaptığını ve baş rollerini: Denis Lavant, Edith Scob, Eva Mendes gibi isimlerin paylaştığını söylememem benim hatam velev ki geç değil. 1924’te bildirilen Gerçeküstücülük Manifestosunu sanki Luis Bunuel edasıyla benimsemiş bir yönetmen, bir kadro, bir film!

Holy Motors’u somutluğa erdirmek kimsenin harcı değil. Üzerinden binlerce olasılık metaforu yaratmak gayet mümkün. Benim nacizane kanaatim ise; başrolümüzdeki Monsieur Oscar’ın her şeye sahip çok varlıklı bir iş adamı olduğu üzerinden ilerleyecek. Zengin ve her şeye sahip fakat yaşantısı oldukça Oscar’ın hayatında haz alacağı pek bir şey yoktur. Varsa bile elde etmiştir olasılıkla. Öyle ki bu rutinlik onu bir farklılık arayışına itmiş ve en nihayet Holy Motors ajasının kapılarını aralamıştır.

Bu da aslında yeni bir rutinin kapısıdır. Tek güne sığdırılan ve her gün aynı işleyişte olan randevuların rutinliğidir bu. Gün be gün absürd karakterlere vücut bulduran Oscar’ın sınırları olmayan, uçsuz bucaksız rutini..

Bir limuzinin içinde, sürekli kostüm değiştirip makyaj tazeleyerek tüm kenti dolaşan Oscar, kimi zaman ucube, kimi zaman katil olarak karşımıza çıkıyor. Fakat iş disiplini bile aynı rutinde. Katı, sert ve mükemmele en yakın rutin!

Aklıma bir başka hikaye daha geliyor elbet, bu da: Oscar’ın Holy Motors’un oyuncularından olduğu ve tüm dünyanın onun için sahne olduğudur. Zaman kavramını kestirmenin güç olduğu bir platform için, hiçte uzak bir ihtimal değil. Diyeceğim o ki başka bir dünya mümkün! Çünkü Carax’ın olağanüsü anlatıcılığı bu filmi nar misali çoğalttıkça çoğaltabiliyor. Eminim bu yazıyı bitirip filmi bir kez daha izlediğimde yeni bir hikaye göreceğim. Ne denebilir ki, takdir ve minnetten başka? Viva Carax!

Yorum bırakın

Berna Güler

Berna Güler

Yardımcı editör
Balıkesir-Altınoluk'ta '94 sonbaharında dünyaya geldi. Ege Üniversitesi Klasik Arkeoloji mezunu. 5 yıldır Aigai Antik Kenti'nde arkeolog. Kendini bildi bileli sinema, edebiyat ve müzik tutkunu. Kültür-sanat dergilerinde bazen yazarlık bazen şairlik yapıyor. Başucundan bir kitap: Hermann Hesse-Siddhartha, ruh ucundan bir şarkı: The Strawbs-Tears and Pavan ve zihin ucundan bir film: Alejandro Jodorowsky-El Topo derim.Mail yollamak için linke tıklayın.