Ana sayfa » Broken Embraces: Bir Tanınma Yapıtı

Broken Embraces: Bir Tanınma Yapıtı

Pedro Almodovar’ın genel olarak filmografisinin tipolojisine baktığımızda onun filmlerinde her zaman şehvet ve terk edilmenin aynı potada buluştuğu karakterlerle karşılaşırız.

Pedro Almodovar’ın genel olarak filmografisinin tipolojisine baktığımızda onun filmlerinde her zaman şehvet ve terk edilmenin aynı potada buluştuğu karakterlerle karşılaşırız. Renkli yönetmenin “Broken Embraces” adlı filminde baş rolde birbirinden farklı tuhaf renkler ağında kaybolmuş Penelope Cruz’u görüyoruz. Almodovar’ın çoğu filminde yer alan Cruz, Hitchcock’un kastlarını da hatırlatmıyor değil. Film kendi içindeki saplantıyı sinema trafiğine koyabilecek en iyi film örneklerinden. Filmde kör bir adam, kadına kendisini tanımlamasını ister. Biz onu o an görebiliriz ancak o kör olduğu için bizi göremez. Yönetmen burada izleyiciye doğrudan empati yapabilme olanağı sağlar. Bu, az rastlanabilecek bir şeydir. Film, bu noktada kendisiyle değil daha çok vücutla ilgilidir. Filmde kadın ve erkek karakterler bize bilmeyeceğimiz şeyler hakkında ‘yaklaşım’ gösteriyor. Filmde kör Harry Caine’i canlandıran Lluis Homar ile yönetmen, Citizen Kane’e gönderme yapmıştır. Filmde Lluis Homar iki farklı karakteri canlandırmakta: Harry Caine adını, Mateo Blanco karakteri otomobil kazası geçirdikten sonra alır. Homar, hem Caine’i hem de Blanco’yu aynı vücutta buluşturmuştur. Blanco karakteriyle “Girls and Suitcases” filmini yönetmiştir: Film, Jose Luis Gomez’in canlandırdığı Ernesto Martel tarafından üretilmiştir. Hem Harry hem de Mateo bazı nedenlerden ötürü bu adamdan pek haz etmez. Körlüğü mevcut olan Caine, filmin ilerleyen aşamalarında vazgeçilmez bir görevin parçasıymış gibi hisseder kendisini, ancak onun duyguları bu görev duygusunun önüne geçer ve bu durum onu tahmin etmediği alemlerde dolaştırır.

Broken Embraces, Penelope Cruz

Geç Gelen Ses

“Broken Embraces”, İspanya Sineması’nın geçirgen sınırlarıyla farklılıkları sanıldığından daha çok içinde barındırdığının kesin kanıtıdır; intikamcı karakterler ve teknolojik dehşetin yarattığı izdihamdan sonra, psikolojik korkunun bu garip çekiciliği bazen yorsa da – hoş bir uyarıcı görevi görür. Filmin, bedensel yaralama ve düşünsel işkencesinin uç görüntülerine kesinlikle izleyicide bir şüphe yaratır. Filmdeki seyrek diyalog; piyanodan çıkan lirik nota ve unutulmaz sisli dağ gölü kurgusunu; zor elde edilen kırılgan mutluluğa karşı melankolik iletişimsizlik serilerindeki iki yalnız ruhun acemice öyküsüyle, güzelce birleştirir. Klostorofobik psikodramın sahnelendiği yoğun montajın ısı ve sıcaklığıyla hayat bulan gölgeleriyle, ustaca tasarlanmıştır. Bu durum hikâyeye güçlü bir gotik tını katar ve film, halk hikayesinin temel noktalarını; kayıp, günahkâr ve kırılgan zihinlerde yaşanan çok insanlık dramıyla şekillenen psikanalisttik yöntemlerle harmanlar. Almodovar, izleyicinin konsantrasyon kaybını daha da derinleştirmek için iyi tasarlanmış, etrafa saçılan hayaletimsi uzuvlar ve unutulmaz etkisiyle çeşitli yöntemlerden yararlanır. Ancak yönetmenin buradaki en büyük başarısı; bıktıran huzursuzluk ve derin önsezinin yarattığı zengin atmosferi, ‘hem güzel hem de trajikomik’  film yapma hırsını eksiksiz yerine getirerek sürdürmesidir.

Oluş-turmak

“Broken Embraces”, nereye gittiğini ve ne keşfettiğini yüzeye rahatlıkla çıkarabilen bir yapım. Kör bir adamın düzenleme odasında bir tutkusunun hayata geçirildiğini bulması tüm filmin geneline yayılmış olan bir metafordur. Film boyunca kullanılan kamera açısı ve kullanılan yöntem düzenleme tekniği’ çerçevesinde ilerler. Ana karakterlere de işlenen bu kamera açısı, filmin geneline zeki bir şekilde yayılmıştır. Almodovar bu filmi ile kendi cehenneminin kapılarını araladığını söylemiştir. O yüzden filminde ‘kırmızı’ renk tonunu oldukça sık kullanmıştır; giyim, dekor, ruj, sanat eserleri, mobilyalar. Görsel olarak filminin, rengin ve tutkunun peşinden gitmiştir. Bu filmde ressam gibi düşünen Almodovar film tarzını somutlaştırmıştır ve bakışının ötesine geçmiştir.

Burcu Meltem Tohum 1993 yılında İstanbul’da doğdu. Öğrenimini İstanbul Üniversitesi Klasik Filoloji departmanında tamamladı. Şu an Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimi görmektedir. Sinema atölyesinde başlayan sinemaya olan tutkusu farklı disiplinlerde çalıştığı zamanlarda peşini bırakmadı. Lise yıllarında başladığı sinema alanında çeşitli yazınsal projelere eğilimini sürdürdü. 2013-2014 yılları arasında Filmloverss adlı site üzerinde ve çeşitli sinema bloglarında yazıları yayınlandı. Uzun yıllar boyunca film altyazı çevirilerinde gönüllü olarak çalıştı. Boğaziçi Üniversitesi’nin Sinefil dergisinde yazarlık yapıyor. Edebiyat ve sinemanın hayatında vazgeçilmez bir ikili olduğunu düşünerek bu alanlara olan tutkusu yaptığı çalışmalarında onu perçinlemeye devam ediyor.

Siz ne düşünüyorsunuz?

0 0

Bir yorum bırak

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Lütfen zorunlu alanları doldurunuz. * Yorumlar onaydan geçtikten sonra yayımlanacaktır. Küfür, hakaret ve spam içeren mail yazmayınız. Yapacağınız yorumlara lütfen dikkat ediniz.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Araç çubuğuna atla