Eski korku filmlerinin küllerinden doğan The Ward, John Carpenter’ın yeniden film çekmeme korkusunun yersiz olduğunu, korkularının yalnızca kendi korkularınla daha da çok beslendiğini Carpenter’a birilerinin açıklaması gerekiyor. Ama o cevap çoktan bulundu bile.  Cevabı çektiği son film olan The Ward’da saklı…

Son yıllarda yapılan korku filmleri neden eskisi gibi insanı korkutamıyor ya da neden takdire şayanlık bir iş çıkartamıyor sorusunu uzun zamandır kendime soruyorum. Aslında bu soruya verilebilecek yanıt zaten belli. Çünkü “Balık baştan kokar.” Hataları başka hatalarla örtbas etmeye çalışan film yönetmenleri ne yazık ki burunlarının diplerindekini göremiyorlar. Eğer bizi duyuyorsanız size şunu söylemek istiyoruz: Bundan böyle lütfen teknolojiyi kullanmayıp sadece yaratıcılığınızı kullanın!  Bir tek bununla kalsa iyi; yapımcıların yanlış üzerine yanlış yapmaktan vazgeçmemeleri de cabası.

TEKNOLOJİNİN DEZAVANTAJI

Geçmişe yolculuk yaptığımızda zaten bu düşüncemi doğrular nitelikte çeşitli tezlerle karşılaşmanız mümkün. Teknoloji ve gerilim öğeleri aynı potada eritilemiyor zira eritildiğinde ise ortaya türü bilinmeyen bir film çıkıyor: Komedi mi korku mu…? Bana soracak olursanız; tüm fikirler beynimizin en ücra köşelerinde saklı ve onları bulup çıkarmak için “Doğru düşünebilme eylemini” gerçekleştirmemiz gerekiyor. Ama her zaman olduğu gibi işin her zaman kolayına kaçılıyor. Teknoloji yoksa film tutmaz diyenlere karşı gelerek tezimizi ortaya koyuyoruz: Tutar! Bunun en iyi örneklerinden biri olan The Ward filmi John Carpenter ustanın yeniden doğuşunu simgeliyor. Zaten Scream 4 filmini izledikten sonra bu film onun yanında devede kulak misali… Tabi bir de şu gerçeği de unutmamak lazım: The Ward,Scream 4’ün anti-tezi olabilecek kadar bir uç noktada yerini alan bir film.

SAĞ GÖSTERİP SOL VURAN YÖNETMEN CARPENTER

Buradan hareketle;önyargılı ve robotlaştırılmış olan izleyici, doğal olarak komedi unsurları ağır basan bir korku filmi izleyeceklerini düşünüyorlar. Ters köşe yapmayı seven John Carpenter, 1960’larda geçen bir hikâyeyi allayıp pullamadan doğal bir süreç içerisinde aktararak gerilim yaratacak motifleri seyircinin beynine kazımayı hedefliyor. İşin de doğrusu bu ya! Ama karakter konusunda aynı şeyi söylemek biraz zor. Karakterler sanki gelecekten fırlayarak geçmişe ışınlanmışlar ya da diğer bir deyişle zaman makinesiyle yolculuk yapmışlar gibi… Perdede çok sırıtıyorlar. Hele kostümlerine diyecek hiçbir lafımız yok. Peki, onca detay “retro” sosuna bulanmışken karakterlerin bu kadar modern olmasının sebebi nedir? Sanırım tüm bunlar gözden kaçmış. Ama diğer korku filmlerine kıyasla çok da önemli olmasa gerek.

FARKIM BURADA SAKLI DİYEN CARPENTER

Korkutamayan korku filmlerinin rafa kaldırılması için en azından büyük bir çaba sarf eden Carpenter, geniş açılı çekimleri, karanlık koridorda tam tur atan kamerası ile tedirgin edici anları seyirci ile birleştiriyor. Tabi ki de korkmayın da göreyim demeden yapıyor bunu. Bu laf ancak işini bilmeyen yönetmenlerin çıkış noktası bence. Tüm bu yazılanlardan sonra biraz da teknik ayrıntılardan bahsetmeden geçmek olmaz. Müzik-mekân-ışık üçlüsünü 1970’li yılların korku filmlerine göre kullanan Carpenter ustamız gereksiz sahneleri elekten geçirerek, görsel öğeleri kullanmadığını bir kez daha kanıtlıyor. Ancak filmin sonlarına doğru hikâyenin orijinalliği bozulduğu için “klişe” sözcüğü filme yaftalanıyor. Keşke yaftalamasaydı demekten kendimizi alamıyoruz. Çünkü filmin finali Zindan Adası ile çok benzeşiyor. İşte tam da bu kelimelerin kifayetsiz kaldığı anlarda başka bir benzerlik daha sezmedik dersek yalan olur.

BAŞARIYI TEĞET GEÇEN THE WARD

Sarışın kız Kristen’ın “ben deli değilim, herkes bana oyun oynuyor.” Sözü Girls Interrupted sahneleri ile birebir bağlantılı. Nasıl mı…? Çok basit. Hepimizin bildiği üzere pisikolojik hastaların en meşhur laflarından biridir bu. Ayrıca The Ward’a göre de “Herşey hayal dünyamızın eseriydi” cümlesini yine yeniden duymak birçok seyircinin olumlu düşüncelerine tıpkı benim gibi gölge düşürebilir. Genel itibariyle filmi izlerken, gidişatından her ne kadar bazı şeyleri anlamak mümkün olmasa da, sürpriz son düşüncesinin The Ward’dan uzak olması, The Ward’u belki çok başarılı bir film yapmaz ama birçok kötü korku filmi örneğinden ayrıştırabilir.

Kıssadan hisse; The Ward eski korku filmlerini izlemeyi özleyenlere göre iyi bir seçim.

Arzu Çevikalp

www.htport.com.tr

Yayın Tarihi: 2011-06-09