Arzu ÇevikalpListeler

Çaylı Filmler

“Şimdi suyu bir kupaya doldurursan, o zaman kupa olur. Onu çay demliğine doldur, o zaman su çay demliği olur. Bak, su akar, … Su ol arkadaş.“Aşık Veysel”

“Benim sana verebileceğim çok bir şey yok aslında. Çay var içersen, ben var seversen, yol var gidersen…”

Çay kültürü Türkler, İngilizler ve Çinliler için çok önemlidir, her üç ülke de çay (özellikle siyah) içmeden duramaz. Çay içerek sohbet etmenin keyfi bir başkadır, özellikle de akşamüzerleri. Biz buna beş çayı diyoruz. Kahvaltıda içilen çay da en az beş çayı kadar etkilidir. Çay bazen yemeklerden sonra da içilir ve her evde mutlaka çay demlenir, çünkü geleneklerimizden birisidir. Türklerin çay ile ilgili anıları o kadar çok ki, o anılar ta maziye dayanıyor. O anıları dinleyerek büyüyen, eminiz ki çok insan vardır.

Çinliler ise genellikle Yeşil Çay içerler. Eğer evlerine misafir davet edeceklerse, çayı demlemek için saatlerce hazırlık yaparlar. Çayı özel bir masanın üzerine koyup yere otururlar. İçtikleri çay, saf, işlenmemiş ve antioksidan değeri çok yüksek bir çaydır. Yeşil Çay ülkemizde de hatırı sayılır bir yere sahiptir. Ayrıca yeşil çay siyah çaya nazaran daha az işlem görmüştür. Siyah çaydaki antioksidan oranı ise bir hayli azdır. Peki, bu kadar geniş bir yere sahip olan çayı tüketen başka ülkeler yok mu? Var fakat çay onlar için o kadar önemli değil, sadece basit bir içecek.
Sizin için hazırladığımız çaylı film listesi şu şekildedir:

Far Hope: Skleroderma (deri ve bağlantılı dokuların sertleşmesi) hastalığından mustarip, ölüm ve yaşam arasında gidip gelen genç bir kadının hastalıkla nasıl başa çıktığını anlatan bir TV filmidir.

Filmdeki akıllara düşen replik ise şu şekildedir: “Bazı şeyler çabuk biter. Sigara, çay, uyku, sevdiğin şarkı, hep çabuk biter. Hızlı yaşarsan ömür, çok seversen aşk çabuk biter.”

Çölde Çay (The Sheltering Sky) (1990) : Film direk çay ile ilgili değildir, fakat ismi nedeniyle listemize girmeye hak kazanmıştır. Bernardo Bertolucci tarafından yönetilen film, Paul Bowles’un 40’lı yılların sonunda yazmış olduğu yüzyılın yüz kitabı listelerinin vazgeçilmez eserlerinden biridir. Eser Türkçe ’ye “Esirgeyen Gökyüzü”  olarak çevrilmiştir ve 3 bölümden oluşur, ilk bölümün adı çölde çay’dır. Peki, filmin adı neden “Çölde Çay”? Açıklamak gerekirse; filmin sonlarına doğru bir bedevi, Debra Winger’a çay yapıp ikram eder ve o da içer.  Çay içerken su bardağı kullanmaları ise oldukça düşündürücüdür. İnsan çölde su bardağı ile çay içer mi demeyin, içiyor işte!

Konusu ise kısaca şu şekildedir: Savaştan hemen sonra Amerikalı bir çift yanlarında bir başka arkadaşlarıyla beraber doğu, Sahra’ya uzanırlar ve bulundukları yere yabancılaşmaya başlarlar.

Çayın Tadı (The Taste of Tea) (2004): Japon yönetmen Katsuhito İshii’nin 2004 yapımı, “Çayın Tadı” isimli filminde sürekli yeşil çay içilir, Türkiye’de nasıl ki siyah çay geleneksel bir içecekse, Uzakdoğu’da da yeşil çay öyledir. Film, kendi heyecanları ile sakin bir hayat süren Haruno ailesinin maceralarına konuk oluyor. Şehir yaşamından uzak doğal bir yerde hayat süren altı kişilik ailenin en büyük özelliği kendi hayatları ile ilgileniyor oluşlarıdır. Filmde hikâye epizotik bir şekilde anlatılıyor, çünkü her ferdin kendilerine göre idealleri var ve o doğrultuda hedefi tam on ikiden vurmaya çalışıyorlar.

Attila Marcel (2013): Post travmatik stres ile mücadele eden Attila Marcel hayata o kadar küsmüştür ki, hiç bir şey yapmak istememektedir. Kendini tamamen bırakır, ta ki efsunlu bir kadın ile tanışana değin… Kadın ona sürekli şifalı çay yapar ve Attila Marcel derin bir uykuya dalar, aslında o çay hipnotik bir çaydır; çayı içen Attila Marcel bilinçaltına doğru yolculuk yapar ve orada yaşadığı şeyleri görür. Bazen de tamamen hayallere dalar. Hayal ve gerçek arasında içsel bir dönüşüm geçiren Attila Marcel, astral seyahate çıkmış gibi hissederek bambaşka âlemlerde kaybolur. Zihnindeki etiketlerden kurtulmak isteyen Attila Marcel, çayın yardımı sayesinde kendini iyi hissetmeye başlar. Acaba böyle bir çay mı var mı? Biz de mi denesek yoksa? Dediğinizi duyar gibiyim, film icabı var ama gerçekte böyle bir çayın olması pek mümkün değil.

Tabi şu da var; genelde doktorlar psikolojik deneylerde hastaya ilaç verdik deyip onun yerine şeker verirler ve sonra kısa bir süre sonra hastaya kendinizi nasıl hissediyorsunuz diye sorarlar, eğer hasta iyiyim diye yanıt verirse sorunun kaynağı fizyolojik değil psikolojiktir. Benzer durum Attila Marcel filminde de var, çünkü kadın Attila Marcel’e çay verip, iç diye diretiyordu, Attila Marcel ise tamamen dış dünyadan kopuyordu, yapılan bazı spiritüel çalışmalar ise Attila Marcel’in belli bir süre o şekilde kalmasını sağlıyordu.  Belki de Attila Marcel’i derinlemesine uyuşturan çay sadece bir metafordan ibaretti.

Yozgat Blues (2013): Filmin hemen hemen birçok sahnesinde çay vardır. Kalabalık içinde yalnız olan Sabri kendini sürekli çay içmeye verir, çay onun olmazsa olmazıdır. Sabri yalnızlık ve çay arasında müthiş bir denge kurar. Bunun yanı sıra; Yavuz ve Neşe de Sabri gibi çay koliklerdir ve kahvaltıda çay içerler. Yavuz’un Neşe’ye demlediği Kafkas usulü çay ise bir hayli enteresandır, çünkü Yavuz o çayı nasıl demlediğine dair Neşe’ye bilgi verir. Çaya büyük bir takıntısı olan Yavuz’un bu hareketi bize şunu düşündürür: Neşe’ye hoş gözüküp, övgü toplamak… “Yolculuklar arabalı ve mutlaka “yemek, çay, sigara” molalı olduğunda güzeldir” ise filmin aklımızda kalan önemli bir repliğidir.

All In This Tea: Belgesel niteliğinde olan film,  David Lee Hoffman’ın Çin çayını nasıl işlemesi gerektiğini konu alıyor. Aslında Hoffman çayı fabrika koşullarına göre işlemek istemiyor, asıl isteği onu organik bir biçimde yüksek getirili zihniyete göre işlemek. Hoffman çay ticareti yapan yetiştiriciler ve distribütörler ile görüşüyor. Dijital video kamera ile çekilen filmin süresi 70 dakikadır.

Mussolini ile Çay (Tea With Mussolini) (1999): İkinci Dünya Savaşının faşist İtalya’sında bazı elit bayanlar öğleden sonra toplanarak çay davetleri verirler. Sohbet edip çay içerler, tıpkı Türklerin yaptığı gibi… Çay ekibini oluşturan kadınlar Britanya’nın eski İtalya büyükelçisinin dul eşi Random, artist ve şarkıcı olan Arabella, aşırı heyecanlı Amerikalı arkeolog Georgia ile kendi başına buyruk Elsa’dır. Politik ortamın giderek değişmeye başlaması ile bu rutinleri ne yazık ki son bulur. Kimbilir belki de o çay Mussolini’ye bir karşı duruştur.

Tea For Two: Lisa Ekdahl’ın genç bir kız tavrıyla söylediği şarkı güzel bir balada dönüşmüştür. Şarkının içinde çay kelimesi geçmektedir.

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Arzu Çevikalp

Arzu Çevikalp

Genel Yayın Yönetmeni
1982 yılında İstanbul’da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kodlamakla anlam kazanır. Sadece şiir, deneme ve öykü gibi türlerde yazı yazmak yetmez, ilgi alanlarımın genişlemesiyle yepyeni türlere doğru yelken açarım. Film eleştirileri, kısa haberler ve diğer muhtelif sinema yazıları... Açıkça ifade etmem gerekirse, sinema hakkında yazı yazarken tıpkı ufak bir çocuğun annesini gördüğünde sevindiği kadar seviniyorum ve kendimi bembeyaz bulutların arasında dans ediyor gibi hissediyorum. Hiç bırakmayacağım bir görev. Mail yollamak için linke tıklayın.