Analiz

At Eternity’s Gate: Söylenmemiş Olanın Veda Sözcükleri

Bugüne değin Vincent Van Gogh üzerine birçok film yapıldı. Bunlar arasında belki en çok bilinen, Türkçe’ye de Yaşama Tutkusu olarak çevrilen, Vincente Minnelli’nin yönetmiş olduğu, 1956 tarihli Lust for Life. Tabii, 2017 yılında bütün Van Gogh severlerin gönlünde taht kuran animasyon Loving Vincent da var. Gerçi bütün Van Gogh filmleri arasında kişisel olarak favorim Maurice Pialat’nın 1991 yapımı Van Gogh adlı filmi. Belki bu zamana kadar çekilmiş olan tüm Van Gogh filmleriyle ilgili bir dosya yazısı oluşturulmalı ancak şimdi dümenimizi en güncel Van Gogh filmine, yani At Eternity’s Gate filmine döndürmemiz gerekiyor.

Hepimiz filmlerin özel bir zamanı, mekânı veya an’ı içine hapsettiğine inanırız ancak bahsi geçen film türü biyografi türünde ise işte o zaman bu “özel zaman, mekân ve an”lar kendini çok daha derinden hissettirir. Yani, belli yaşanmış anlar, başkaları ve olayları bizzat yaşayanlar için zaten özelken, bir de bizim bu kayıtlı belgelere tanıklık etmemiz aslında direkt olarak bize söylenmemiş olana kulak vermemizdir. Julian Schnabel’in Vincent Van Gogh’un hayatının son dönemlerine kamerasını çevirdiği At Eternity’s Gate buna iyi bir örnektir.

Van Gogh
Willem Dafoe

Daha filmin ilk sekanslarında kameranın Van Gogh’un dağınık olan aklını temsilen değişen açıları bir nevi metafor olarak filmin geneline yayılır vaziyette; bu, filmin başından sonuna değin bizi Van Gogh’u dışarıdan gören yabancı göz konumuna sokarken bir yandan da bizzat Van Gogh’un bakış açılarından tanıklık ettiğimiz perspektifler, bizi adeta onun yerine koyuyor. Aslında Schnabel’in bu tekniği diğer Van Gogh filmlerinde gördüğümüz bir teknik değil: Bu anlamda At Eternity’s Gate’in yenilikçi bir yapıya sahip olduğu söylenebilir.

Filmde görüntülerin üst üste binmesi, zaman zaman bulanıklaştırılması ve geri kaymasının nedeni yönetmenin bizi Van Gogh’un zihninin derinliklerinde küçük çapta bir gezintiye çıkarma isteğinde yatar. Ressamın mutluluğu arasında parçalara ayrılmış hüznü, hakikati arayışında çektiği devamlı acı, kendi zihninin ona oynadığı zihinsel işkenceler ve onun doğasının gizemi, yönetmenin bu tip kamera açı ve teknikleriyle ortaya konuyor.

Van Gogh
Willem Dafoe

Dünyanın İhtirasları da Dünya Gibi Geçicidir

Van Gogh, ağabeyi Theo’ya yazdığı mektuplarının birinde “Sonsuz yaşama doğru fışkıran pınar”dan bahseder. Onun sonsuzluğu doğanın içindedir, aslında doğanın içinde bulunduğu her an, o bahsettiği pınardan da içmiştir. Schnabel, ressamın bu tip duygusal dışavurumlarını o kadar iyi yansıtmış ki filmde sözlerden çok bu anlar konuşur, dile gelir. Vincent Van Gogh’u oynayan Willem Dafoe, yorgun gözleriyle, tıraşsız karakteristik yüz yapısıyla adeta ressamın acı ve ilhamının hüzünlü neşesini yansıtmada en doğru vücut. Keza Pialat’nın Van Gogh’undaki Jacques Dutronc için de aynısını söylemek mümkün.

Yönetmen, ressamın hayatının son yıllarında Arles ve Auvers-sur-Oise’de kaldığı süre boyunca yaşadığı psikolojik ve fizyolojik sorunlarına da eğiliyor. Van Gogh’un tüm hayatını en baştan sonuna değin düşünecek olursak aslında hayatının herhangi bir döneminde içsel huzuruna tam olarak ulaşamadığını görebiliriz ancak Vincent her zaman ümit ediyor ki o içsel huzur doğanın içinde.

Fırçanın Arkasındaki Adamın Portresini Çizmek

Bu zamana kadar Van Gogh üzerine birçok filmin yapıldığını söylemiştik. Sinemada belki de aktarımı en zor olan anlatım “sanatsal” olanı yansıtmaktır çünkü sanatın hangi dalı aktarılıyorsa o dalın “ruhunun” derinliklerine etraflıca inmek ve onu anlamak gerekir. Schnabel’in bu hikâyeyi iyi bir şekilde aktarabilmesinin bir nedeni belki kendisinin de ressam olmasıdır.

Yönetmen daha önce Basquiat üzerine de bir film çekmişti. Bu film geleneksel bir biyografik drama çerçevesinde yapılmıştı. Ancak At Eternity’s Gate’in klasik biyografi türündeki filmlerden farklı bir yol izlediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunu özellikle ağabeyi Theo ve Paul Gauguin ile olan gündelik irtibat ve ilişkilerinden de fark edebiliriz. Schnabel’in filmdeki en önemli yeniliği öznel kamera kullanımı: Bazı sekanslarda olaylara Van Gogh’un gözünden tanık olurken kimi sekanslarda ise ona dışarıdan bakan bir göz olarak eşlik ederiz; izleyicinin Van Gogh ile aynı manzaraya bakabilmesi elbette bu filmi özel kılıyor.

Van Gogh
Willem Dafoe

Film izleyiciyi, tüm olumsuzluklara, hayal kırıklıklarına ve hüzne rağmen inanılmaz ve hayranlık uyandıran çalışmalar yaratabilmiş bir insanın evrenindeki yolculuğa çıkarıyor.

Mektuplarından, tanışıklıklarından, söylentilerden, defterlerden, gerçek veya tamamen hayali anlardan ilham alan film, ressamın hayatının son anlarına tanık olmak için biyografi türünün önüne geçen ve sinema tarihinde Van Gogh hakkında yapılan filmler arasında, kesinlikle kayda değer bir film.

Ressamın samimiyetine direkt olarak müdahale etmeyen Schnabel, onun varoluş şüphelerine, büyük yalnızlığına ve üzüntüsüne başarıyla dokunuyor.

Ölüme Değin Yaratıcı Delilik

Van Gogh, resim sanatında sığınağını bulan ancak bu sığınak her ne kadar ona iyi gelse de ömrü boyunca orada acı çeken, yanlış anlaşılan bir dahi; yaratım diyarında karmaşık bir karakter. Toplumun, ressamın hayatına yaptığı zulüm, Schnabel’in kamerasında yakın planların çoğunda duyusal olarak izleyiciye aktarılır; yumuşak ve renksiz bir dünyada somutlaşan ve belirginleşen acımasız anlar.

Yönetmen filmde, ressamın eserlerinde de baskın olan sarı ve mavi renklerini kamerasıyla şiir gibi işlemiştir.

Biyografi türünde çekilen bir film gücünü bize hikâyeyi aktarma biçiminden alırken, hikayenin bilinirliği ve daha önce defalarca aktarılmış olması da onun zayıf yönlerine işaret eder. At Eternity’s Gate’de bu tip basmakalıp zincirlerin kırıldığını göreceksiniz.

BURCU MELTEM TOHUM

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Burcu Meltem Tohum

Burcu Meltem Tohum

Sinema Yazarı
Burcu Meltem Tohum 1993 yılında İstanbul'da doğdu. Öğrenimini İstanbul Üniversitesi Klasik Filoloji departmanında tamamladı. Şu an Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı'nda yüksek lisans eğitimi görmektedir. Sinema atölyesinde başlayan sinemaya olan tutkusu farklı disiplinlerde çalıştığı zamanlarda peşini bırakmadı. Lise yıllarında başladığı sinema alanında çeşitli yazınsal projelere eğilimini sürdürdü. 2013-2014 yılları arasında Filmloverss adlı site üzerinde ve çeşitli sinema bloglarında yazıları yayınlandı. Uzun yıllar boyunca film altyazı çevirilerinde gönüllü olarak çalıştı. Boğaziçi Üniversitesi'nin Sinefil dergisinde yazarlık yapıyor. Edebiyat ve sinemanın hayatında vazgeçilmez bir ikili olduğunu düşünerek bu alanlara olan tutkusu yaptığı çalışmalarında onu perçinlemeye devam ediyor.Mail yollamak için linke tıklayın.