Teknik Analiz

Le déjeuner sur l’herbe: Renklerin Ardında Saklı Kalanlar

Jean Renoir’ın Paletinden Siluetler: Renklerin Ardında Saklı Kalanlar Le déjeuner sur l'herbe

Şiirsel ve romansı filmlerin günümüze değin farklı farklı açılardan alımlamalarının ve anlamlandırılmalarının beklenti çerçevelerine göre değiştiğini 20. yüzyıl başlarındaki ve ortalarındaki film, resim, müzik gibi yaratım alanlarında görmek mümkündür. Jean Renoir’ın 1959 yapımı Le déjeuner sur l’herbe adlı filmi, Édouard Manet’nin 1863 tarihli aynı adlı resim eserini çağrıştırmasından ötürü bu alımlama ve adlandırma meselesi filmi gösterge bilimsel ve tarihsel olarak ele almaya itmektedir. Oldukça alışkın olunmadık bir konudur Renoir’ın bu filmde ele aldığı unsurlar; çünkü ‘klasik sayılabilecek pastoral bir özne’yi filminin çatısı yapmıştır.

Çoklu kamera sistemi ile çekilen Le déjeuner sur l’herbe, televizyon yapımlarından aşina olunan ancak beyazperde üzerinde pek de rastlanılmayan bir tekniği göstermiştir. Filmdeki oyuncuların her biri Renoir’ın da tabiriyle sadece kendilerini oynamışlardır. Bu da kamera çekim açılarının güçlenmesini sağlamıştır; böylece, oyuncuların kullandığı ifadeler ve aktardığı cümleler daha keskin olmuştur. Filmde kesintisiz olarak devam eden çekim, sette bulunan sadece 7-8 kamera ile yapılmıştır. Bu, yönetmene çekimlerde büyük bir özgürlük alanı sağlamıştı çünkü bu teknik sayesinde bir sahneyi rahatlıkla kesmeden üzerinde düzenleme yapmak daha kolay olmuştu. Renoir, resim eserlerinde de olduğu gibi yaptığı filmlerde her zaman “gerçeklik” duygusunu vermeye çalışmıştı.

Le déjeuner sur l'herbe

Le déjeuner sur l’herbe da yönetmenin eğildiği çekim tekniğiyle, kendi deyimiyle ‘gerçeklik’ duygusunu aktarmıştı. Genellikle filmlerde aradığımız gerçeklik, aslında birçok filmin yanılsama olarak aktardığı şeydir ancak Renoir bunun dışına çıkarak gerçeklik olgusunu, kendi sinemasına farklı bir açıdan yedirmeye çalışmıştı. Onun çekim tekniklerindeki bu ayrımı rahatlıkla görme sebebinin resim sanatına olan ilgisi ve çalışmaları nedeniyle olduğu düşünülüyor. Ona göre bir filmin temsil ettiği unsur/lar ve bu temsilin anlatımındaki süreklilik, gündelik hayatın zamansal işleyişiyle aynı çizgidedir. Bazı eleştirmenlere göre Renoir’ın bu özgünlüğü filmde bir durağanlık hissine sebebiyet veriyordu, çünkü yönetmenin kamera konumları sabitti ve bu da sınırlı bir alan çiziyordu. Renoir’da izlenimcilikten ziyade akademik geleneği andıran ön plan ve arka plan tasviri vardır. Bu yüzden onun kamerası, “göz”ün merkezine almadığı olaylar için kübist bir etki yaratmaz.

Le déjeuner sur l’herbe, doğanın vahşi ve tükenmez güzelliğine karşı çıkan bir film

Renoir’in filmleri her zaman iki dünya arasındaki mücadele ve zıtlıklar üzerinedir: kötülüğe karşı iyilik, cehalete karşı eğitim, ahlaka karşı ahlaksızlık, mutsuzluğa karşı mutluluk, şehre karşı kasaba vs gibi. Bu bağlamda Le déjeuner sur l’herbe iyi bir Renoir filmi örneğidir, çünkü bu filmde doğaya karşı bilim ile ilgili modern, masalımsı bir anlatı görüyoruz. Yönetmen, kendi pastoral dünyasının doğasına, aksanına, karakterlerine, sadeliğine film boyunca sahip çıkıyor. Yönetmenin kariyerinin son zamanlarına denk düşen, muhteşem renklerin senfonisi olan bu film, gündelik meselelere; bilimin, teknolojinin ve medyanın günlük yaşamdaki rolüne ışık tutar.

Le déjeuner sur l'herbe
Catherine Rouvel, Fernand Sardou

Yönetmenin film boyunca tercih ettiği diyalektik, sinema tarihi boyunca söz, renk ve müzik, sinemaskop vs dayatmalarına karşı gösterilen olumlu ya da olumsuz tepkilerin en önemli nedenidir. Le déjeuner sur l’herbe, anlatı içinde yer alan suni bir deney gibi; ana temasını, insanlar arasındaki sosyal süreçleri takip eden geniş kapsamlı temaları yapılandırmıştır. Bütün bu nitelikler yönetmenin, filmde ifade etmek istediği temalar açısından anlamlıdır: Dünyanın ve insanın arzularının önlenemez hayati gücü; bir varlığın diğerine karşı sürekli küçük çaplı bir savaşı, varoluşun erdemi, beden ve ruh birliği gibi tematik ifadeler kişisel olarak bir anlam ifade etmez. Renoir, filmini ve sanatsal yapısını bir araç olarak kullanmadan doğrudan görüşlerini ifade etmeye çalışır. Filminde adını taşıyan ve filmin ana çerçevesi olan çimenlerde öğle yemeği yemek bu yüzden onun belli bir şeyi savunma şekliyle bağdaştırılamaz. Filmde insanlar gençliğe ve özgürlüğe susamaları yüzünden zarar görüyorlar gibi resmedilir: Renoir, keçi eşliğinde, gayet zararsız görünen yaşlı bir çiftçiyi Tanrı Pan gibi resmeder. Onun müdahalesi sayesinde, insanlar piknik yaparken aniden etrafı saran bir fırtına, talih kartlarını yeniden dağıtır.

Filmde en dikkat çekici sahnelerden biri olan bu çılgınlık rüzgârı, filmdeki karakterleri tam anlamıyla ele geçirir. Arkaik felsefe unsurlarından da faydalanan Renoir, Tanrı Pan’ı gerçek dünyada hüküm süren, endüstri dünyasının geçici hakimiyeti gibi simgelemiştir. Burada kötülüğün, sevginin ve duygusallığın yokluğu olmakla birlikte iyiliğin ve saflığın da aynı potada olduğu söylenebilir. Açık havada bir nevi ilahi bir tazeliğe sahip olan, metaforik düzlemdeki bu piknik sahnesi, Paul Meurisse’in canlandırdığı akademik görünümlü Etienne Alexis karakterinin diğer insanlarla pikniğe oturması ve aniden çıkan fırtınaya olan tepkisi erotizmin kesin bir yer tuttuğu bir nevi devrimci bir güç olan hayati düzlemden meydana gelir. Etienne Alexis karakteri sınıflar arasında çizginin gidip geldiği noktada bir anda karşımıza çıkar; o hem üst hem de alt sınıfın temsilidir. Renoir, resim sanatında da olduğu gibi filminde de bu türden zıtlıkları kullanmayı tercih eder.

Le déjeuner sur l'herbe

Filme sinmiş olan hicivsel ve teatral anlatım, Antikçağ trajedilerini anımsatır. Yer yer modern konulara hitap eden bir film olan Le déjeuner sur l’herbe, oldukça geleneksel, estetik bir arka plan sunarken sahip olduğu eski mizah, kendine özgü renkleri, Hollywood’a selam etmesi, eşsiz fotoğraf karelerini andıran görselleri, komedi ile düşündürücü yanının birleşmesi tam anlamıyla seyirlik bir zenginlik sunuyor. Fransız sinemasının filmlerini tam anlamıyla özümsemek için sinizmi bir kenara bırakıp, filmin atmosferi, duyguların ve görüntülerin sadeliği, güzelliğiyle ilgilenmek gerekir.

Filmde aktarılan duygular temel ve anlatımla ayrılmaz bir yapı taşır. Le déjeuner sur l’herbe filminde karakterler kendileriyle ve benlikleriyle o kadar çok meşguldür ki, doğa ve kültür, bilim ve dinginlik arasındaki karşıtlık, bu insanların kendilerine yabancı bir ortamda kaybolan varlık olduklarını hatırlatır. Renoir bu filmle kayıp cennetin nostaljisi ışığında antagonizmanın mizah ve kötülük ile resmedildiği anıları saklı tutar. Bu filmle 50’lerin Fransa’sında farklı sosyal sınıflar arasındaki muhalefet tarafından hızla güçlenen değişime tanık olabilir, Jean Renoir’ı yeniden keşfedebilirsiniz.

*Değerli okurlar  yazılarım hakkında olumlu ya da olumsuz görüşlerinizi yorum kısmına bırakacağınız mesajlarınızla bana iletirseniz çok memnun olurum. Yapacağınız yorumlarla daha özgü içerikler üretmeme katkıda bulunduğunuz için şimdiden teşekkür ederim. 

SİZ DE ARAMIZA KATILIN

Yazar için önemli olan okuyucudur, okuyucum olmak ve bu konuda bana ilham sağlamak için benimle irtibatta kal ve Sinegazete‘ye abone ol.

Yazar Puanlaması

Anlatım9
Teknik Vurgulamalar9
Yönetmenlik8.8
Film Dili9
9

Özet

Le Déjeuner sur l'herbe, Jean Renoir tarafından 1959 yılında çekilmiştir. İngiltere’de orijinal unvanıyla, ya da Kırda Öğlen Yemeği olarak bilinir. Filmin adı Édouard Manet'in resmiyle müsemmadır.

Yorum bırakın

Burcu Meltem Tohum

Burcu Meltem Tohum

Sinema Yazarı
Burcu Meltem Tohum 1993 yılında İstanbul'da doğdu. Öğrenimini İstanbul Üniversitesi Klasik Filoloji departmanında tamamladı. Şu an Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı'nda yüksek lisans eğitimi görmektedir. Sinema atölyesinde başlayan sinemaya olan tutkusu farklı disiplinlerde çalıştığı zamanlarda peşini bırakmadı. Lise yıllarında başladığı sinema alanında çeşitli yazınsal projelere eğilimini sürdürdü. 2013-2014 yılları arasında Filmloverss adlı site üzerinde ve çeşitli sinema bloglarında yazıları yayınlandı. Uzun yıllar boyunca film altyazı çevirilerinde gönüllü olarak çalıştı. Boğaziçi Üniversitesi'nin Sinefil dergisinde yazarlık yapıyor. Edebiyat ve sinemanın hayatında vazgeçilmez bir ikili olduğunu düşünerek bu alanlara olan tutkusu yaptığı çalışmalarında onu perçinlemeye devam ediyor.Mail yollamak için linke tıklayın.