Kutsal Geyiğin Ölümü
Teknik Analiz

Kutsal Geyiğin Ölümü | Teknik Analiz

The Killing of a Sacred Deer (Kutsal Geyiğin Ölümü); Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’un 2017 yapımı filmi olarak karşımıza çıkıyor. Dili İngilizce olan filmin çekimleri Cincinnati ve Kentucky, ABD’de tamamlanıyor. Filmin başrollerinde Colin Farrell ve Nicole Kidman gibi ünlü isimler yer alıyor. Film uluslararası festivallerde birçok ödül kazanıyor. Özellikle Cannes Film Festivalinde Palme d’Or adaylığı ve Best Screenplay ödülünü kazanarak dikkat çekiyor.Yönetmen sinemasının son dönem önemli isimlerinden olan Yorgos Lanthimos, filmlerinde sadece içerik ile ilgili klişeleri ve sinemanın uzlaşımsal kodlarını kırmıyor, biçimsel alanda da sinemanın uzlaşımsal kodlarını kırıp, yerine kendi yarattığı uzlaşımsal kodları koyuyor ve bunları filmlerinde ısrarla tekrar ediyor. Yönetmen bize, bildiğiniz ve izlediğiniz her şeyi unutun ve benim filmlerimi yeniden okuyun diyor.

Kutsal Geyiğin ÖlümüYönetmenin son filmi olan Kutsal Geyiğin Ölümü de bu perspektifte bakıldığında, yönetmenin kült filmi olmasa da başarılı bir filmi olarak karşımıza çıkıyor. Filmi anlayabilmek için yönetmenin tarzını ve stilini çok iyi analiz etmek gerekiyor. Öncelikle, yönetmenin olağandışı hikâyeleri, olağandışı karakterleri, olağandışı bir sinematografi ile ortaya koyduğunu bilmek gerekiyor.

Kutsal Geyiğin Ölümü ve Miti

Filmin analizine geçmeden önce, filme adını veren ve hikâyenin temelinin oturduğu omurga olan Kutsal Geyiğin Ölümü mitini incelemek gerekiyor. Agamemnon av sırasında, Tanrıça Artemis’in kutsal geyiklerinden birini öldürür. Artemis bunun üzerine rüzgârları keser ve Truva Savaşı için yola çıkmış olan Agamemnon’un filolarını durdurur. Artemis’in, rüzgârların yeniden esmesine izin vermesi için tek şartı vardır: Agamemnon’un kızı İphigenia’yı, kurban etmesidir. Agamemnon, eşi Kraliçe Klytaimestra’ın tüm itirazlarına rağmen kızı İphigenia’yı, Artemis’e kurban eder.

Mitten de anlaşılacağı gibi Kutsal Geyiğin Ölümü filminin konusu intikam temeline dayanan bir dram/gizem/suç filmi olarak karşımıza çıkıyor. Martin (Barry Keoghan), babasının ameliyatına sarhoş girerek onun ölmesine sebep olan Steven Murphy’den (Colin Farrell) intikam almak istiyor. Bunun için Murphy ailesine doğaüstü bir biçimde zarar veriyor. Murphy ailesinin çocukları Kim (Raffey Cassidy) ve Bob (Sunny Suljic) yürüme yeteneklerini kaybediyor. Hastanede tetkik yapılıyor ve sonuç alınamıyor. Steven ve Anna (Nicole Kidman) bunu yapanın Martin olduğunu öğreniyor. Martin onlara çocuklarının ve Anna’nın önce yürüme yetisini, sonra yeme yetisini kaybedeceğini, sonra gözlerinden kan geleceğini ve ardından sırayla öleceklerini bildiriyor. Martin bunu durdurmak için, Steven’ın ailesinden birini kurban etmesini istiyor.

Kutsal Geyiğin Ölümü ve Büyük Yıkım

Kutsal Geyiğin ÖlümüFilmlerinde olağandışı karakterlere ve olaylara yer veren Lanthimos, Martin’in bunu nasıl yaptığını bize anlatmıyor. Bu durum Lanthimos’un filmlerinde tekrar eden bir anlatı ve eksiltileme olarak karşımıza çıkıyor. Lanthimos hikâyelerindeki bu eksiltilmemelerle gerçeklik algısını kırıyor ve sinemanın anlatım olanaklarını geliştiriyor. Onun asıl odaklanmak istediği konunun Batı kültürünün yozlaşması meselesi olduğu anlaşılıyor. Bunun gösterenlerinden biri filmin giriş sahnesidir. Gerçek bir kalp ameliyatından izin alınarak yapılan çekimler, klasik müzikle beraber veriliyor. Kalp atışları ve müzik vurguları eşlenerek, filme ritmik bir giriş yapılıyor. Ayrıca sanatın Batı toplumunun atan kalbi olduğu vurgulanıyor. Filmin sonundaki büyük yıkım sonrası yine klasik müzik çalınıyor ve bu tez tersine çevriliyor. Çünkü tam olarak söylenmese de bir büyücü gibi aileye zarar veren Martin filmin sonunda kazanıyor. Yani Doğu toplumlarının bir özelliği olan büyücülük, Batıyı temsil eden Murphy ailesini yeniyor. Lanthimos kendince bu sakil duruma gönderme yapmaya çalışıyor.

Filmin ilerleyen sahnelerinde, Murphy ailesinin steril bir evde yaşadığı görülüyor. Aile ilişkilerinin ise, son derece tutucu, otoriter ve iletişimsiz olduğu göze çarpıyor. Bu durum dönüşmüş olan Batı kültürüne ağıt niteliği taşıyor. Filmin sonunda Steven aileden birinin öldürüleceği sahnede, anne Anna’nın kendini çocukları için feda etmemesi ve her bir bireye yükse otuz üç şans verilmesi bunun en sert örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Toplumsal tabuların terk edildiğini gösteren, örneğin; Steven’ın arkadaşına, kızının regl olduğunu söylemesi; Steven’ın Martin’e, Martin’in Kim ve Bob’a vücut kıllarını göstermesi gibi ayrıntılar görüyoruz. Ayrıca nekrofili hastası olan Steven, ölü taklidi yapan Anna ile filmin başındaki gibi cinsel ilişkiye giremiyor. Çünkü Steven, yaşadıklarının etkisiyle artık ölümden korkuyor.

Lanthimos’un insanları doğaüstüdür

Steven ve Anna’nın mutfakta tartıştığı önemli bir sahne izliyoruz. Anna kocasına hiçbir şey yapmadığı siteminde bulunuyor. Karşılıklı birkaç atışmadan sonra Steven kalkıyor ve mutfak raflarındaki tabak çanağı kırıyor. Bu sahne filmin en önemli sahnesi olarak karşımıza çıktığı için özellikle analiz etmek istiyorum. Öncelikle Steven’ın kırdığı tabak-çanak, kırılan gururu ve özgüveninin metonimisini yapıyor, yani göstereni olarak onun yerini tutuyor. Ayrıca Steven’ın atladığı psikolojik eşiği vurguluyor. Çünkü bir sonraki sahnede Steven Martin’i derdest edecek ve onun ağzını burnunu kıracak. Bu bir psikolojik eşiktir ve bu eşik kırılan tabak-çanakla gösteriliyor. Steven artık şiddete dönük birisi haline geliyor. Ayrıca kırılan tabak-çanak, Martin’in kırılan ağzı burnunun önden gösterimini yapıyor. Birçok kimse bu sahneyi özellikle Hollywood’a göz kırptığı ve sadece filme ritim kazandırmak için koyulduğunu zannederek eleştiriyor. Bu sahnenin bu bilgiler ışığında tekrar değerlendirmelerini rica ediyorum. Burada eleştirilebilecek olan Steven’ın bu eşiği çok çabuk aşması olabilir. Eşiyle girişecekleri çok sert bir tartışma, Anna’nın sarf edeceği ağır sözler ve ithamlar Steven’ı bunu yapmaya gark edebilirdi. Ancak unutulmamalıdır ki Lanthimos’un insanları doğaüstüdür. Onlardan doğal tepkiler beklemeyin.

Kutsal Geyiğin Ölümü

Filmlerinde içerik kadar biçimsel uzlaşımsal kodları da kıran Lanthimos, bunu sinematografi alanında da yapıyor. Lanthimos Extreme Wide Shot dediğimiz çok genel planlardan Close-Up dediğimiz yakın planlara kesme yapıyor. Extreme Wide Shot sonrası girilen, uzamı ve karakterlerin birbirlerine konumunu veren Two-Full Shot dediğimiz ikili boy plan ya da Over-the-Shoulder Shot dediğimiz Omuz Üstü Planlara yer vermiyor. Burada Omuz-Üstü Plan için özellikle şunu belirtmek isterim ki, Auteur yönetmenler bu planı referans noktası olmadığı için tercih etmiyor, bunun yerine karakterlerin yakın tekli planlarını tercih ediyor. Lanthimos Extreme Wide Shot-Close-Up plan geçişlerini, yine gerçekliği kırmak ve ortalama seyircinin alışkanlıklarını parçalamak için yapıyor.

Mitolojik Göndermeler

Kutsal Geyiğin ÖlümüYönetmen bu alanda da eleştiriliyor fakat kendi stilini içerik haricinde biçimde de koyan ve koruyan bir yönetmenin bu tercihleri cesaret gerektirir ve ısrarı takdire şayandır. Burada benim eleştirim, yönetmenin özellikle Kynodontas (Köpek Dişi) filminde gördüğümüz, Close-Up çekimlerde tercih ettiği çarpık açıları ve kadraj içinde karakterlerini sıkıştırması tercihini bu filmde yapmamasıdır. Bu noktada Hollywood’a göz kırptığını söyleyebilirim. Bu konuda göremediğim ısrarı için kendisini eleştirebilirim.

Bunların dışında filmde bir dizi mitolojik gönderme görürüz. Steven’ın sakalları, Martin’in annesinin (Alicia Silverstone) Steven’ın eline duyduğu ilgi, Martin’in işkence altında okuduğu tirat, Kim’in Martin’e söylediği şarkı, Anna’nın fiziği, saçları ve Martin’in ayaklarını öpmesi, Anna ve Steven’ın hastanede yürüyüşleri gibi birçok gösterenle Yunan mitolojisine seri göndermeler yapılıyor.

Auteur bir yönetmenin filmi perspektifiyle bakıldığında, Kutsal Geyiğin Ölümü filmini başarılı buluyor, filmin yönetmeni Yorgos Lanthimos’u filmlerinin anlatı yapısındaki öznel kullanımlarını bu filminde de ısrar ettiği için tebrik ediyorum.

*Değerli okurlar  yazılarım hakkında olumlu ya da olumsuz görüşlerinizi yorum kısmına bırakacağınız mesajlarınızla bana iletirseniz çok memnun olurum. Yapacağınız yorumlarla daha özgü içerikler üretmeme katkıda bulunduğunuz için şimdiden teşekkür ederim. 

 

SİZ DE ARAMIZA KATILIN

Yazar için önemli olan okuyucudur, okuyucum olmak ve bu konuda bana ilham sağlamak için benimle irtibatta kal ve Sinegazete‘ye abone ol

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

2 Yorum

  1. güzel bir analiz yazısı olmuş, tebrikler.
    mitolojik göndermelerin ayrıntılarına girmemen teknik analize ağırlık vermen iyi olmuş.

  2. Sevgili Rakser. Öncelikle yorumun için teşekkür ederim.
    İster psikolojik, ister sosyolojik, ister mitolojik, ister başka bir sanatın bakış açısıyla fark etmez. Sinemanın bağlamında koparılarak üretilmiş her film ve yapılmış her analiz bence baştan kusurludur. Bu konuyu ikinci yazımda Poesía Sin Fin filmi üzerinden işledim. Önümüzdeki günlerde yayımlanacak

Yorum bırakın

Kağan Yıldıran

Kağan Yıldıran

Sinema Yazarı
1990 Bakırköy/İstanbul doğumluyum. Anadolu Üniversitesi Radyo-TV Programcılığı ve Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdim. Roman ve uzun metraj film senaryoları yazıyorum. Star TV, Şafak Film gibi kurumlarda çalıştım. Kısa filmlerim ve videolarım https://www.youtube.com/watch?v=iakLE0RISeI&list=UUDUS4X1RLdtO4NIznWlQNJQ Film arşivleme ve okumaları yapıyorum. Eyüp Film Akademisi (EFA) ilk dönem mezunuyum. Fotoğrafçılık eğitimi aldım ve bir dönem serbest fotoğrafçılık yaptım.Mail yollamak için linke tıklayın.